ISLAK İZ - Altıncı ve Son Bölüm

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
6 Mayıs 2026 - 11:35
6 Mayıs 2026 - 11:35 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 6  336
ISLAK İZ - Altıncı ve Son Bölüm

ISLAK İZ – Altıncı ve Son Bölüm

Akşam, günü usulca susturdu.

Kapı hâlâ aralıktı. İçeriden sızan loş ışık, Mahir’in yüzüne vuruyor; sanki onu içeri çağırmıyor da, bir eşiğin üzerinde tutuyordu.

Leyla konuşmadı.

Mahir de…

Çünkü bazı anlar vardır; kelimeler girerse bozulur.

Sadece baktılar birbirlerine.

Yılların arasına koyduğu mesafeyi, tek bir bakışla kapatır gibi…

Ama o bakışta bir şey eksikti.

Ya da fazlaydı.

Mahir ilk adımı attı. İçeri girdi.

Kapı, arkasından kendi kendine kapandı.

Ev beklediği gibi değildi.

Ne anılarla dolu bir yerdi, ne de terk edilmiş gibi…

Sanki hiç yaşanmamıştı.

“Buradasın…” dedi Mahir, sesi yabancı gibi çıktı.

Leyla hafifçe gülümsedi.

“Ben hep buradaydım.”

Bu cümle…

Bir cevap mıydı, yoksa bir soru mu?

Mahir kaşlarını çattı.

“Ben seni aradım,” dedi. “Her yerde.”

Leyla başını eğdi.

“Yanlış yerlerde.”

O an, Mahir’in içinden bir şey sarsıldı.

“Ne demek bu?” diye sordu.

Leyla bir adım geri çekildi.

“Beni dışarıda aradın, Mahir… Oysa ben hep senin içinde kaldım.”

Sessizlik.

Ama bu kez ağır bir sessizlikti.

İnsanın içine çöken, nefesini daraltan türden…

Mahir etrafına baktı.

Duvarlar… boştu.

Eşyalar… yabancıydı.

Ama bir yandan da tuhaf bir tanıdıklık hissi vardı.

Bir anda gözleri masanın üzerindeki deftere takıldı.

Kendi defteri.

Yavaşça yaklaştı.

Elleri titreyerek açtı.

Sayfalar doluydu.

Ama…

Bu yazılar onun değildi.

Ya da… öyle mi?

İlk cümleyi okudu:

“Leyla hiç gitmedi. Mahir, onu kaybettiğine kendini inandırdı.”

Kalbi hızlandı.

Sayfaları çevirdi.

Her satır…

Her cümle…

Onun zihninin içinden kopmuş gibiydi.

“Bu ne?” dedi, sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü.

Leyla yaklaştı.

Tam arkasında durdu.

“Bu,” dedi, “senin gerçeğin.”

Mahir başını iki yana salladı.

“Hayır… bu mümkün değil…”

Leyla yavaşça elini kaldırdı.

Mahir’in omzuna dokundu.

O anda…

Her şey değişti.

Sokak…

Apartman…

Kapı…

Hepsi silinmeye başladı.

Mahir gözlerini kapattı.

Açtığında…

Yine o odadaydı.

Sabahın solgun ışığı…

Perdeler…

Masa…

Ve karşısında…

Kimse yoktu.

Nefesi kesildi.

“Leyla?” diye fısıldadı.

Cevap yok.

Elini cebine attı.

O not…

Hâlâ oradaydı.

“Artık hazırsın.”

Ama bu kez anladı.

Hazır olduğu şey…

Birine kavuşmak değildi.

Bir gerçekle yüzleşmekti.

Mahir yavaşça aynaya döndü.

Kendi gözlerine baktı.

Uzun uzun…

Ve ilk defa, kendine yalan söylemedi.

Leyla…

Hiç gitmemişti.

Çünkü belki de…

Hiç var olmamıştı.

Ya da…

Mahir, onu kaybetmemek için

kendi zihninde yaşatmıştı.

Peki o kapı?

O apartman?

O karşılaşma?

Hepsi neydi?

Mahir aynaya biraz daha yaklaştı.

Dudakları titredi.

“Ya gerçekten kapıyı çaldıysam…” dedi kendi kendine,

“ve hiç açan olmadıysa?”

O an…

Hangi ihtimal daha ağır geldi, bilmiyordu:

Leyla’nın hiç olmaması mı…

Yoksa…

Hiçbir zaman gelmemiş olması mı?

Mahir gözlerini kapattı.

Ve ilk kez…

Cevabı aramadı.

Çünkü bazı soruların cevabı yoktur.

Sadece insanın içinde yankılanır…

Ve o yankı,

bir ömür susmaz.Sabah, geceyi sessizce devraldı.

Mahir gözlerini açtığında, yine o odadaydı.

Perdeden süzülen ışık, masanın üzerindeki deftere vuruyordu.

Her şey… aynıydı.

Ama o, aynı değildi.

Yavaşça kalktı.

Masaya yaklaştı.

Defteri eline aldı.

Sayfaları çevirdi.

Her satır…

Her kelime…

Leyla’ydı.

Durdu.

Uzun süre baktı.

Sonra defteri kapattı.

Bir daha açmamak üzere.

Kalemi eline aldı.

Boş bir sayfa açtı.

Bekledi.

Ama bu kez…

Hiçbir şey yazmadı.

Kalemi yavaşça bıraktı.

Çünkü anladı:

Bazı hikâyeler yazılarak değil,

susularak biter.

Ve bazı insanlar…

ancak anlatmayı bıraktığında iyileşir.

Mahir defteri çekmeceye koydu.

Kapattı.

Anahtarını çevirdi.

Ve anahtarı… pencereden dışarı attı.

Dışarı çıktı.

Şehir uyanıyordu.

İnsanlar yine koşuşturuyordu.

Ama bu kez Mahir’in gideceği bir yer yoktu.

Ve ilk kez…

Bu onu korkutmadı.

Yürümeye başladı.

Arkasında ne bir hikâye bıraktı,

ne bir iz…

Ama tam köşeyi dönerken,

yağmur yeni başlamıştı.

Yerde ince bir su birikintisi oluştu.

Mahir fark etmeden geçti.

Ama suyun üzerinde…

Kısa bir anlığına

bir yansıma belirdi.

İki kişi.

Sonra dalga yayıldı.

Ve görüntü kayboldu.

Kimse görmedi.

Mahir de.

Ama soru orada kaldı:

Mahir gerçekten yeniden yazmayı bıraktı mı…

Yoksa…

Yazmayı bıraktığını da

yazan biri mi oldu?

SON

Hayat, aynı hikâyeyi farklı zamanlarda yeniden yazdıran bir döngüdür;

başladığını sandığın yerde aslında çoktan bitmiş,

bitti dediğin anda ise yeniden kendine dönmüşsündür...

Derya YAĞMUR 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Derya Yağmur Araştırma Yazarı ⭐ Editör ⭐ Şair ⭐ Muhabir Yazarı ⭐ Roman Yazarı ⭐ Köşe Yazarı ⭐ Çocuk Edebiyatı Yazarı ⭐ İç Dönüşüm ve Başarı Yazarı ⭐ Sosyal Medya ve İletişim Uzmanı