İŞİ RAST GİTMEYEN ADAM

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
13 Haziran 2026 - 15:35
 5  36
İŞİ RAST GİTMEYEN ADAM

İŞİ RAST GİTMEYEN ADAM

Sabahın erken saatleriydi. Küçük atölyesinde yılların emeğini tahta kokusuna karıştırmış bir mobilya ustası, telefonun ısrarlı sesiyle irkildi. Arayan, acil bir iş olduğunu söylüyordu. Balkon küpeştesi yapılacaktı ve iş “hemen” bitmeliydi.

Usta hiç düşünmeden kabul etti. İçinde alışılmış bir güven vardı; “Ne iş olsa yaparım” der gibi çıktı yola. Ama daha ilk andan itibaren tuhaf bir şeyler olacağı belliydi. Sanki gün, onun adımlarına karşı çıkmaya kararlıydı.

Eve vardığında müşteri ortalarda yoktu. Anahtar bırakılacaktı denmişti ama anahtar yoktu. Usta bekledi, bekledi… Ama gelen olmadı. Mecburen “Yarın geleyim” dedi.

Ertesi gün tekrar gitti. Bu kez de anahtar yine ortada yoktu. Sinirlenmek yerine sabırla bekledi. Sonunda çilingir çağrıldı. Kapı açıldı ama bu kez de işin kendisi karşısına çıktı: yapılacak küpeşte tam olarak ölçülmemişti, kararsız bir düzen vardı.

Müşteri yaşlı, titiz ve zor beğenen İngiliz uyruklu bir adamdı. 2-3 milimlik bir eğriliği bile sorun ediyor, her detayı tekrar tekrar kontrol ediyordu. Usta sakinliğini korumaya çalışarak: “Yarın saat üçte gelip halledeceğim,” dedi.

Ama işler yine ters gitti. Küpeştenin bulunduğu depo kilitliydi. Anahtar kayıptı. Farklı anahtarlar denendi, çilingir çağrıldı ama kapı açılmadı. Sanki her kapı onun önünde inadına kapanıyordu.

Saat üçe yaklaşırken usta içten içe gerilmeye başladı. Müşteriye söz vermişti. Bu kez de depoya ulaşılamadığı için iş yarım kalmıştı. Mecburen özür dileyip bir gün sonraya, saat dörtte yeniden söz verdi.

Ertesi gün…

Sabah daha güneş tam yükselmeden yola çıktı. Ama bu kez deponun kapısı yine açılmadı. Çilingir geldi, uzun uğraşlardan sonra kapıyı açtı. İçeride gördüğü manzara ustayı bir an durdurdu: küpeşte tek parça değildi… parçalanmış, farklı köşelere atılmış gibiydi.

Usta derin bir nefes aldı. Elinde olan parçalarla yeniden bir bütün kurmaya karar verdi. Atölyeye götürdü, kesti, birleştirdi, yapıştırdı. Ama içi hiç rahat değildi. Aynı ağaç değildi, aynı renk değildi… sanki iş daha başlamadan eksilmişti.

Kuruması gerekiyordu. Cam kanalı açılacaktı. Her şey sırayla yapılmalıydı.

Tam teslim günü yaklaşırken, parçaları makinenin üzerine koyduğu anda elektrikler kesildi.

O an ustanın içinde bir şey koptu. Sanki bütün günler onunla dalga geçiyordu. Saat daralıyordu, müşteri bekliyordu, ama hayat yine yoluna taş koymuştu. Elektrik gelmedi. Bekledi, bekledi… ama ışık geri dönmedi.

Aynı saatlerde müşteri şikâyet için şefleri aramıştı bile. Usta arandı.

“Niye gelmedin?” dediler.

Usta derin bir nefes aldı: “İşin sahibi gibi, işi de bugün bana ters gitti… elektrik bile gelmedi,” dedi.

İngiliz müşteri ısrarla birkaç kez daha aradı. Gerginlik büyümüştü. Usta ertesi gün sabah saat 10’da tekrar söz verdi.

Ertesi sabah…

Elektrik hâlâ yoktu. Sanki şehir değil de zaman bile onunla inatlaşıyordu. Usta bu kez küçük kesme makinesini arabasına aldı ve yola çıktı.

Şantiyeye vardığında orada da elektrik yoktu.

Güneşin altında, yarım kalmış bir iş gibi oturdu. Etraf sessizdi. Sadece rüzgârın taşıdığı tozlar vardı. Tam o anda, sağ tarafında bir brandanın altını fark etti.

Birkaç parça küpeşte… düzgün, temiz, hazırlanmış halde duruyordu.

Bir anlık sessizlik… sonra içindeki tüm düğüm çözüldü. Sanki günlerdir üstüne çöken uğursuzluk dağılmıştı.

Parçaları dikkatle aldı. Bu kez hiçbir şey ters gitmedi. Küpeşte sonunda yerini buldu.

İş bittiğinde gün batmak üzereydi. Usta, yorgun ama ilk kez huzurlu bir nefes aldı. Müşteri geldiğinde ise şaşkındı; her şey eksiksizdi.

Şefler daha sonra ustayı aradıklarında, ilk kez işin nasıl bu kadar ters gittiğini dinlediler.

“Bazı işler vardır,” dedi usta, “sanki gün bile seni sınar.”

Şefler ise sadece gülümsedi:

“O müşteri zaten zor bir adamdır… sen yalnızca onun gününe denk geldin.”

Burada ustanın azimli sabrı işinin düzgün gitmesine sebeb oldu.

Bazen iş değil, gün insanın önüne eğri çıkar. Sabırla yürüyen, en sonunda yolunu bulur..

Fikriye Kaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fikriye Kaya Merhaba, ben Fikriye Kaya. Aynı Film Kaç Kez Oynar adlı kitabımın yazarıyım ve kişisel gelişim konularında yazılar kaleme alıyorum. Hayatı ve insan ruhunu kelimelerle keşfetmeyi, okuyucuların kendi iç dünyalarını fark etmelerini sağlamayı seviyorum. Yazmak benim için sadece bir tutku değil, paylaşmak, ilham vermek ve okuyucularla bir bağ kurmak biçimidir. Her eserimde, okuyuculara düşünmeye, sorgulamaya ve kendi yolculuklarını fark etmeye davet eden bir pencere açmayı amaçlıyorum. Kelimelerin gücüne inanıyor, her hikayede hem duyguyu hem de düşünceyi buluşturmayı öncelik veriyorum.