GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
4 Mayıs 2026 - 23:26
4 Mayıs 2026 - 23:26 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 8  49
GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE

                                                GÖKYÜZÜNDE YAZILAN HİKAYE

O gün sazlıkta gün doğarken, bütün hayvanlar için tıpkı diğerleri gibi sıradan bir gündü. Bazı hayvanlar sazlıkta su içiyor, kimi doğada aç kalmamak için yiyecek aramaya çıkmıştı. Kimileri ise sazlıkta öylece, bomboş oturuyordu. Turna hariç.

Turna, o sabah gözlerini açtığında, artık o sazlığa ait olmadığını hissetti ve gökyüzüne uçmaya karar verdi. Etrafına baktı; sanki bütün hayvanlar hallerinden memnundu. Kimi uyuyor, kimi uyanıyor, kimi ise yıllardır kaldıkları o sazlıkta hiçbir şeyi sorgulamadan öylece var oluyordu.

Turna, uzun zamandır ormanı, sazlığı, hayvanları, hatta kendini bile uzaktan izleyen bir kuştu. Sonunda kabına sığamadığını anladı. “Evet,” dedi, “yapabilirim. Yaşam bu sazlıktan ibaret değil. Gökyüzünde uçmak ve bulutları görmek istiyorum. Özgürce uçmak istiyorum.”

Kanatlarını yokladı. Uzun zamandır kullanılmayan, sadece fark edilmesini bekleyen o değerli kanatları… Korkuyordu. Alıştığı bir konfor alanı vardı; o sazlık onun tüm dünyasıydı. Şimdi ise, tıpkı denizden çıkmış bir balık gibi, ne yapacağını bilemez haldeydi.

O an bir şey fark etti: Korku da onunla gelecekti. Ama eğer doğru yönetirse, belki de onu koruyabilirdi. Sonuçta o, kanatları olan bir kuştu. Üstelik henüz ruhundaki kanatlardan haberi bile yoktu.

Turna şöyle bir silkelendi. “Her şeye rağmen,yapabilirim,” dedi. Kanatlarını açtı ve ucu bucağı olmayan o masmavi gökyüzüne doğru yükseldi. Yükseldi, yükseldi… Ve yükseldikçe kendini daha genişlemiş hissetti.

Artık gökyüzünde usulca süzülüyordu. Arada diğer kuş dostlarını görüyor, selamlaşıyordu. Henüz gökyüzünde yeni olduğu için, sazlıktan çıkmayı başarabilmiş birkaç arkadaşı vardı ve onları da uzun zamandır görmüyordu. Gidenler bir daha dönmemişti. Belki fırsatları olsa dönerlerdi diye düşündü; ama bir yandan da gökyüzüne dalan birinin, istese de geri dönemeyeceğini hissediyordu.

Turna, bu düşüncelerle süzülürken bir yaşlı bir kartalla karşılaştı. Kartal gökyüzünde yeni değildi; aksine oldukça hakimdi. Selamlaştılar ve birlikte uçmaya başladılar. Kartal, sanki turnayı önceden tanıyor gibiydi.

Ona gökyüzü ve uçmak hakkında birçok soru sordu. Turna, kartal kadar hakim olmasa da birçok şeyi biliyordu ama bu bilgi, öğrenilmiş değil, içinden gelen bir bilgiydi. Kartal öyle sorular soruyordu ki, sorular cevaplardan daha derindi.

“Bulutların üstünde ne arıyorsun?” diye sordu kartal.

Turna ise bilmediğini, bu cevabı bulmak için gökyüzüne çıktığını söyledi. Yaşlı bilge kartal bu cevap karşısında turnanın egolu bir kuş olduğunu düşündü. Turna ise henüz egonun bile ne demek olduğunun farkında değildi.Tesadüf kartalı karşısına çıkarmasaydı, yine aynı şekilde fakat ruhundaki kanatları hiç fark etmeden yaşayıp gidecekti.

Kartal adeta bilge, yaşlı bir öğretmendi. Turnaya birçok ders verdi. Turna, gökyüzü hakkında ne kadar çok şey bilmediğini fark etti. Bilge kartalın kendine has bir duruşu ve düşünce tarzı vardı. Türü arasında nadir rastlanan bir kuştu o.  Gökyüzünün o masmavi derinliği ve uçsuz bucaksızlığı zaman zaman onu endişelendiriyordu. Hatta bazen kayboldukları bile oluyordu.

Turna kuşu küçüktü. Yolun başındaydı. Uçmayı yeni öğreniyor, gökyüzünü tanımaya niyet ediyordu. Ama yaradılışı gereği, içinde bitmek bilmeyen bir öğrenme aşkı vardı. Sazlığı, ormanı, ağaçları, hayvanları, gökyüzünü, kanatlarını ve derinliği öğrenmeye devam ediyordu.

Gökyüzünde süzüldüğü süre boyunca, bir ömre yetecek kadar değerli anılar biriktirdi.

Ama içinde bir ses vardı. Nereye uçarsa uçsun, peşini bırakmıyordu.

“Dön,” diyordu.

Turna gökyüzünden sazlığı izledi. Sazlıktaki hayvanların onun tecrübelerine ihtiyacı vardı. Gökyüzünü, uçmayı ve yaşlı kartalı çok sevmişti. İçindeki sesi susturabilse, uçmaya devam ederdi. Ama gökyüzü bilinmezliklerle doluydu ve sazlıkta onu bekleyenler vardı.

Yaşlı kartalı düşündü. Kendini onun yerine koydu. Kartal da kendi ülkesine dönmeli ve orada uçmayı yeni öğrenen kuşlara ders vermeliydi.

İki dost vedalaştı.

Turna, yaşlı ve bilge kartala her şey için teşekkür etti. Gitmek zorundaydı. Gökyüzünden ayrılmak, ruhundaki kanatları kırıyor gibiydi ama bunu belli etmedi. Çünkü artık biliyordu: Kanatlar uçmak içindi, ama doğru yöne.

Yaşlı kartal, küçük turnanın gidişini korkuya yordu. Turna ise bunu sadece izledi. Çünkü o, korkusundan değil, merhametinden sınanıyordu.

Onun için önemli olan korkusuzca uçmak değildi. Önemli olan, doğru yerde, doğru zamanda uçmak ve gerektiğinde sazlığa dönmeyi kabul edebilmekti.

Turna kanatlarını seviyordu, gökyüzünü de ama sırf kendisi istiyor diye bütün ormanı yok sayamazdı. Çünkü ormanın da, sazlığın da uçan bir turnaya değil; onlara yol gösteren, örnek olan bir turnaya ihtiyacı vardı.

Gökyüzünü fethetmek değerliydi; asıl mesele, yeryüzünü unutmamaktı.

 

 

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...