Bizi Ayakta Tutan Değerlerimizdir!

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Değerlerimiz

28 Mart 2026 - 02:26
28 Mart 2026 - 02:26 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 1  59
Bizi Ayakta Tutan Değerlerimizdir!

Değerlerinizi hiçe sayarak değer kazanamazsınız, aksine; değerlerini değersizleştirmeye azmedenleri zaman, kültür ve tarih değersizleştirir, geçmişin karanlık ve kokuşmuş çöplüğüne atar. Tarihte birçok örneği vardır bunların. Nice firâvunlar taçlarından, tahtlarından, şöhretleri'nden, konfor alanından uzaklaşmamak için mukâddes olan ne varsa ayaklar altına aldı. Kimi ben tanrıyım dedi kimi dünyanın hâkimi benim...Kimi de tanrının oğlu olduğunu iddiâ ederek insanları kendine hizmetçi, cariye, köle hâline getirdi. Sonra ne oldu? İbrâhim'in davetini kabul etmeyen Nemrut onu ateşe atarak hakikâtin sesini ve arkasından giden tebâsını susturmaya çalışırken; Allah Nemrut'un burnundan girip tüm vücuduna nüfuz eden küçücük bir sinekle onu öldürdü, saltanatını başına yıktı!.

Bıkmadan usanmadan yaptığı davet sebebiyle Firavun, Hz.Musa'yı ve ona tabi olan diğer müslümanları yok etmek için atlı birliklerle Kızıldeniz'i geçmeye çalışırken Allah o zalimi de ordusuyla birlikte denizin dibine gömdü, saltanatına son verdi. Allah'a, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmayanlar, ne kadar da âsi olmanın, inkâr etmenin, tabi olmamanın, inançsızlığın geçici rahatlığını yaşasalar da onları hem dünyada hem de ahirette çetin azaplar beklemektedir. 21.yüzyıl'da Kur'an, hâdis, namaz, hac, oruç, başörtüsü vs değerlerimize saldıran zihinlerin tarihte birçok emsâli olan atalarının izinden gittiği gayet açık.

Kur-an'a orta çağ karanlığı! diyen, Peygâmber'e fütursuzca hakâret eden, Namaza eski bir bedevî geleneği, Hâdislere uydurma diyen, farz olan Hacc ibadetine de İngilizleri finanse eden küresel ortaklık diyenlerin yanında sünnet olan sakala, sarık ve cübbeye de saldırmak, hakâret etmek adet hâline geldi. Vatanını, bayrağını, milletini sevenlerin beslendiği kaynak inançlarıdır. Değerlerimize saldırmayı özgürlük kapsamında gören bir düşünce yapısıyla karşı karşıya kalmak ne kadar acınası vâhim bir durumdur. İnsan varlığını borçlu olduğu değerleriyle neden barışık yaşa(ya)maz?

Gençliğim bu zor sorunun cevabını arayışla geçti, zira benim de gururuma dokunan bir inanç düşmanlığı söz konusu! Aile içindeki yanlış insanlar, düşünceler ve konuşmalar. Yanlış veya çok yetersiz bir eğitim sistemi. Yanlış arkadaş seçimi...Sebeb-sonuç ilişkisine baktığımızda değerlerine düşman bireylerin türemesinde ilk sırayı ebeveynler alır, zira hayattaki ilk eğitim ailede alınır. Uzmanların şunu kanıtladığını duymuşsunuzdur: "Bebek anne karnındayken öğrenmeye başlar, duyar-hisseder, onun için sadece sigara alkol kullanımı noktasında değil, konuşulanlara da dikkat etmek gerekir."

Bir insanı değersizleştiren de değerlerine düşman eden de anne babadır. Ebeveyn çocuğunu millî ve manevî değerlerine uygun bir şekilde yetiştirmemişse, yıllar sonra dizini dövmek hiçbir şey değiştirmez. Millî manevî değerlerine düşman insanları ya sokaklarda sarmaş dolaş görürsünüz ya içki sofralarında kadehlerini tokuştururken.Ya uyuşturucu operasyonlarıyla elleri kolları bağlanırken ya da bıçaklı-silahlı bir eyleme kalkışırken.Ya ağzı dili olmayan hayvanlara eziyet ederken ya da bir kadına veya küçük bir çocuğa saldırırken!..Camilerimize, inancımıza saldıranların put veya putçukların önünde secde etmesi ne kadar da doğal karşılanır oldu, değil mi? Hergün haberlerini almaktan büyük üzüntü duyduğum şeylerin biri bitmeden biri başlıyor...Falancanın oğlu, filancanın kızı ya satanist ya ateist ya deist ya mecusî olmuş. Nerde? Okuduğu üniversitede veya lisede! Geçen gün kan donduran bir haberle karşılaştım, haberde birçok kedinin kuyruk ve bacakları koparılmıştı, bu insanlık dışı olayın sebebi daha da iğrenç, çünkü bunu yapanlar bu uzuvları düzenledikleri âyinlerde kullanıyormuş!

Bu tüyleri ürperten durum bile temelden sarsılan bir inancın nelere mâl olduğunu açık bir şekilde göstermiyor mu sizce?

Bu örnekler bile değerleriyle, kutsallarıyla ezeli bir savaş içinde olanların ne kadar tehlikeli bir insana dönüştüklerini, toplumu ne kadar rahatsız edebilecekleri hakkında oldukça önemli mesajlar veriyor, tabi dinleyebilene, dert edinebilene, anlayabilene!

Değerleriyle barışık olmadan varlıklarını sürdürebileceklerini sananlar çok acı tablolarla karşılaştı ve karşılaşıyor.

Değerlerimiz bilime, teknojiye, felsefeye, matematiğe,

astronomiye düşmanmış gibi lânse edildi yıllarca.Bu safsataya inananlar da otomatikman değerlerimize düşman oldular ve kendilerini tatmin edici yollara başvurdular, bunun içinde ne din vardı ne iman ne de ahlâkî normlar ve etik kurallar!

Böylelikle sadece yaşadıkları gibi inanmaya başlayan yığınlar oluştu zamanla. Nefislerini tatmin etmek ve günü kurtarmak için yaşayan bir nesil!

Hırsızlığın, arsızlığın, güven ortamının yok olmasının, ticaret ahlâkının bozulmasının ve aile kurumunun giderek çöküntüye uğramasının, hem yerden hem gökten rahmetin kesilmesinin, helâl haram dengesinin bozulmasının esâs sebeplerinden biri de değersizleştirilen değerlerimizdir.

Hristiyan ve Yahudiler değerleri için dünyayı kasıp kavurmaya devam ederken bizdeki bu değerlerimize karşı düşmanlığın sebepleri üzerinde düşünmemiz, analizler yapmamız, birtakım önlemler almamız gerekmiyor mu sizce?

Değerlerimiz bir binanın yapı taşları gibidir. Herbir parçası binanın ayakta kalabilmesini sağlar. Değerlerimizle oynamak isteyenlerin bu temelin altına dinamit yerleştirmesine müsaade edilmemelidir, aksi takdirde hepimiz bu binanın enkâzı altında can çekişiriz.

~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."