AŞK İLLÜZYONU

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İlk aşk diye bir şey var mı?

15 Haziran 2026 - 19:05
 5  56
AŞK İLLÜZYONU

Aşk var mı?

Bu soru, insanlık tarihi boyunca hiç eskimeyen bir tartışmanın ortasında, hâlâ aynı yerinde duruyor. Bir yanda insanlar yüzyıllardır “aşk gerçek mi?” diye şiir yazıyor, öte yanda bilim “Dopamin, serotonin, oksitosin…” diyerek biyokimyasal bir zincir reaksiyondan ibarettir diye tanımlıyor. Bilim, aşkı anlatmaya çalışırken de çoğu zaman onu parçalara ayırıyor. Psikoloji “bağlanma” diyor, nörobilim “ödül sistemi aktivasyonu” diyor. İnsanoğlu ise hâlâ “karnımda kelebekler uçuşuyor” demekte ısrarcı…

Hakkında bu kadar farklı tanımlar ve açıklamalar yapılan ‘aşk’ duygusu, onu hisseden insanlar tarafından da farklı şekillerde anlatılıyor. Kimine göre bir bakışta içini ısıtan yoğun bir yakınlık iken kimine göre de gece 03.00’te telefona bakıp “yazdı mı?” diye kendini tüketme hâli… Kimi bunu şiirle anlatıyor, kimi mesajı “görüldü”de kalınca yaşadığı içsel çöküşle açıklıyor. Tüm bu farklı tanımların ortak noktası şu ki: Aşk, kavuşunca “şimdi ne olacak?” dedirten, insanı hem en çok konuşturan hem de en az anlayan; açıklamaya çalıştıkça daha da karmaşıklaşan inatçı bir duygudur. (Ben de ancak bu kadar tanımlayabildim.)

Peki “ilk aşk”?

İşte orası daha da karmaşık. Çünkü ilk aşk, sadece birine duyulan ilk yoğun his değil; insanın kendi duygusal varlığını ilk kez fark ettiği andır. Her şey yeni, herkes hızlı, siz ise ne yaptığınızı tam bilmiyorsunuz ama çok da emin görünmeye çalışıyorsunuz. Daha önce hiç kullanılmamış bir duygunun, acemice ama büyük bir ciddiyetle sahneye çıkmasıdır ‘ilk aşk.’ Bu yüzden herkes ilk aşkını hatırlar. Çünkü o aşk, karşı taraftan çok, insanın asıl kendisiyle ilk karşılaşmasıdır.

İster 15 yaşında olun ister 50, ilk kez aşık olmanın bıraktığı iz değişmez. Zaman geçer, yüzler silinir, şehirler değişir; ama o ilk hissin bıraktığı “yoğunluk algısı” bir türlü eskimez. Freud’un da dediği gibi: “ilk göz ağrısı unutulmaz.” İnsan zihni, ilk yoğun duygusal deneyimi bir referans noktası olarak saklar ve sonraki her ilişkiyi farkında olmadan onun gölgesinde değerlendirir.

İlk aşk çoğu zaman “ilk kişi” değildir aslında. İlk yoğunluktur. İlk abartıdır. İlk “ben bunu hayatımın merkezi yapabilirim” denemesidir. Her hissin çarpı on hissedildiği o dönemde hayat usulca araya girer. Hiçbir şey söylemeden nazikçe gerçekleri göstermeye başlar. Karnımızdaki kelebeklerin sancıya, pembe düşlerin kabusa dönüştüğü o günlerde ‘ilk aşk’ heyecanı da yerini ‘ilk hayal kırıklığına’ bırakır…  

İlk aşk konusunda Psikoloji diyor ki; bağlanma dediğimiz şey çocuklukta başlıyormuş. Yani ilk “güvende hissedilen kişi” çoğu zaman anne-babaymış. O yüzden bazı teorilere göre, aslında biz hayatımız boyunca romantik aşkı değil, o ilk güven hissini arıyormuşuz. Bilimin bu provokatif yaklaşımı kısaca bize ‘ilk aşk falan yok’ diyor hatta ekliyor: “ilk aşk sandığınız şey, aslında çok daha erken bir dönemde, anneniz ve babanızla kurduğunuz o duygusal bağın yetişkin versiyonudur.” Yani insan, güveni ilk kez kimde öğrendiyse, aşkı da orada arıyormuş…

Belki de biz gerçekten “aşk” yaşamıyoruz. Sadece farklı insanlarda aynı hissi tekrar tekrar test ediyoruz. Ama buna rağmen her seferinde “bu kez farklı” diyoruz… 

Yine de tüm bu bilimsel açıklamalar, ilk aşkın bıraktığı o tuhaf ağırlığı tam olarak açıklayamıyor. Çünkü mesele veri değil, ‘iz’ ; mantık değil, ‘yankıdır’.

Aşkın var olup olmadığını bilmiyoruz. İlk aşkın ne olduğunu da tam olarak çözemiyoruz. Ama birini ilk kez “çok fazla” hissettiğimiz o anı ve neden o kişiyi ömrümüz boyunca unutmadığımızı çok iyi biliyoruz. Biz de her zamanki gibi anlam veremediğimiz şeye “aşk” diyoruz, sonra da onunla yaşamaya çalışıyoruz.

Aşk belki yok. İlk aşk belki hiç olmadı. Ama birine bakıp “ben şimdi yandım galiba” dediğimiz o an… işte o çok gerçek.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı