ALMANYA TRENİ 8.Cİ BÖLÜM - BEKLEYİŞİN İLK YILLARI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Şakire döşeğine uzandı. Karnında hafif bir kıpırtı hissetti. Elini usulca üzerine koydu. "Sen de babanı özledin mi?" diye fısıldadı. Cevap, bebeğin attığı küçük bir tekmeydi.

2 Ağustos 2026 - 11:26
2 Ağustos 2026 - 11:26 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 6  36
ALMANYA TRENİ 8.Cİ BÖLÜM - BEKLEYİŞİN İLK YILLARI

ALMANYA TRENİ

8. BÖLÜM – BEKLEYİŞİN İLK YILLARI 

Memduh'un askere gidişinin üzerinden haftalar geçmişti.

Köyde hayat, kimseyi beklemeden akıp gidiyordu.

Güneş her sabah aynı tepelerin ardından doğuyor, horozlar aynı saatte ötüyor, tarlalar yine emek istiyordu.

Yalnız değişen bir şey vardı...

Şakire artık bu evin geliniydi.

Hem de karnında büyüyen bebeğiyle...

Memduh'un gidişinden sonra evin yükü bir anda ağırlaşmıştı.

İki göz kerpiç evde kalabalık bir aile yaşıyordu.

Fatma Ana...

Yusuf Baba...

Memduh'un küçük kardeşleri...

Bir de henüz on altı yaşındaki görümcesi Hatice...

Şimdi bu kalabalığın düzenini sağlayan kişi Şakire olmuştu.

Sabah ezanı okunmadan uyanıyor, avluyu süpürüyor, tandırı yakıyor, çeşmeden su taşıyor, hayvanların yemini veriyor, ardından kahvaltıyı hazırlıyordu.

Köyde gelin olmak...

Yalnızca yeni bir aileye katılmak değildi.

Bir evin yükünü omuzlamaktı.

Fatma Ana sert mizaçlı bir kadındı.

Ama yüreğinde kötülük yoktu.

Yıllarca yoklukla mücadele etmiş, çocuklarını büyütmüş, çalışmaktan elleri nasır tutmuştu.

Şakire'nin yorulduğunu gördüğünde bunu belli etmeden işini hafifletmeye çalışırdı.

Bir sabah tandırın başında ekmek açarlarken gelinine baktı.

Şakire'nin alnından süzülen ter damlaları yanaklarına kadar inmişti.

"Gel kızım..."

"Biraz soluklan."

Şakire başını iki yana salladı.

"İşim bitsin ana."

Fatma Ana hafifçe gülümsedi.

"İş hiçbir zaman bitmez."

"İnsan bazen kendini de dinlendirmeli."

Şakire o gün ilk kez kaynanasının sert sözlerinin ardındaki şefkati hissetti.

Aynı günlerde...

Yüzlerce kilometre ötede Memduh asker ocağındaydı.

Acemi birliğinin ilk günleri sandığından daha zordu.

Sabah daha hava aydınlanmadan kalk borusu çalıyor, gün bitene kadar eğitim, içtima ve koşu hiç eksik olmuyordu.

Koğuştaki gençlerin çoğu ilk kez köylerinden ayrılmıştı.

Kimi Karadeniz'dendi...

Kimi İç Anadolu'dan...

Kimi Ege'den...

Hepsinin dilinde aynı özlem vardı.

"Ev..."

Memduh geceleri başını yastığa koyduğunda gözlerini kapatıyor, köylerini düşünüyordu.

En çok da kapının önünde elini karnına koyarak onu uğurlayan Şakire'yi...

Henüz doğmamış bebeğini...

Bir akşam koğuş arkadaşı Hasan sessizce yanına oturdu.

"Dalgınsın Memduh."

"Eşini mi düşünüyorsun?"

Memduh gülümsedi.

"Bir de doğacak kızımı..."

Hasan şaşkınlıkla baktı.

"Kız olacağını nereden biliyorsun?"

"Bilmiyorum."

"İçime öyle doğuyor."

Hasan omzuna hafifçe vurdu.

"İnşallah sağ salim dönersin."

"O zaman birlikte gider düğün pilavını yeriz."

Memduh gülümsedi.

Ama gözlerinin içindeki özlem hiç eksilmedi.

Köyde ise günler birbirini kovalıyordu.

Hatice evin en neşeli kişisiydi.

Şakire nereye gitse peşinden gelir, sürekli sorular sorardı.

"Ablacığım..."

"Bunu nasıl yapıyorsun?"

"Şu dantelin ilmeği nasıl oluyor?"

Şakire sabırla anlatırdı.

"Böyle değil Hatice..."

"Bak, ipliği önce gevşek bırakacaksın."

Hatice işi bozunca ikisi birden kahkahaya boğulurdu.

Günler geçtikçe gelinle görümce değil...

İki kardeş olmuşlardı.

Bahar bütün güzelliğiyle köye yerleşmişti.

Toprak yeniden canlanmış, ağaçlar çiçek açmıştı.

Şakire diğer kadınlarla birlikte tarlaya gidiyor, çapaya sarılıyor, karnı büyümesine rağmen çalışmayı sürdürüyordu.

Bir gün sıcağın altında nefesi daraldı.

Elindeki çapayı yere bıraktı.

Hatice telaşla koştu.

"Ana!"

"Şakire abla oturdu."

Fatma Ana hemen yanına geldi.

Bu kez sesi her zamankinden farklıydı.

Yumuşaktı.

"Yeter gelin."

"Sen artık iki canlısın."

"Gerisini biz yaparız."

Şakire o an kaynanasının gözlerinde ilk kez bir anne şefkati gördü.

Akşam olunca köy sessizliğe büründü.

Şakire döşeğine uzandı.

Karnında hafif bir kıpırtı hissetti.

Elini usulca üzerine koydu.

"Sen de babanı özledin mi?"

diye fısıldadı.

Cevap, bebeğin attığı küçük bir tekmeydi.

Aynı saatlerde...

Memduh kışlada nöbet yerinde gökyüzüne bakıyordu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.