Uzun Bir Hikâye -Gerçek Bir Hayat Hikâyesi

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Uzun Bir Hikâye

15 Haziran 2026 - 19:08
15 Haziran 2026 - 19:08 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 0  34
Uzun Bir Hikâye -Gerçek Bir Hayat Hikâyesi

Bir Kitap Bir Hayat...

"Bir ayna aldım elime. Aynadaki ben'e, Ali ismini verdim. Ali'nin anlatamadıklarını ben size anlatmaya karar verdim.Öyle ya; hayatta böyle bir şey değil miydi?Anlatamadıklarımızı anlatmaya korktuklarımızı veya cesaret edemediklerimizi anlatan bir tercümana ihtiyaç duymuyor muyduk?"

Giriş sayfasına bu satırları işlediğim, Uzun Bir Hikâye'yi yazmaya başladığımda saçlarım simsiyahtı, bu roman bittiğinde ise ağarmadık tel kalmadı saçımda.

İmtihan yeni başlıyor; Uzun Bir Hikâye!

Uzun Bir Hikâye dediğime bakmayın, aslında çok da uzun değil ancak okuyanlar üzerinde tesiri uzun sürecek bir hikâye olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu hikâyeden bir kesitle başlıyorum...

Bu da romanı bilmeyenlerle kısa bir tanışma faslı olsun.

Benim adım Abdulaziz. Etrafımdakiler her ne kadar Aziz diye hitâp etseler de ben bundan hâyâ ederim, zira Aziz ve Celil olan yalnızca Allah'tır, ben sadece O'nun biricik kuluyum! Arkadaşım bir iş teklifinde bulundu, gittim, görüştüm ve şu an için başka bir seçenek olmadığı için kabul ettim. Saffet; ismi gibi temiz bir yüreğe sahipti. Aktardı o. Yurtdışından kozmetik ürünler getirtmişti, benim görevim tanıtım ve pazarlamaydı.Hiç unutmam; yıl 2010 ve bir cuma günü bir nisan yağmurunda ıslanırken damat gibi giyinmiş kravatımı takmış, elimde siyah iş çantası kaldırımda yürüyordum. Lise mezunuydum, üstelik İngilizce bölümünü bitirmiştim ve diksiyonum da çok güzeldi. İnsanlar benimle sohbet etmekten keyif alırdı. Hızlı adımlarla esnafa doğru yürürken bir yandan da uzun bir süre sonra doğru dürüst bir iş bulmanın ve adam gibi maaş almanın oldukça zor olduğu bu şehirde arkadaşım bana iş getirmişti, şükrederek girdiğim birçok dükkân oldu, herşey güzel gidiyordu.Tâ ki yıllardan beri tanıdığım, öğrencilik yıllarımda selâm verip o güzel tostunu yemeden geçemediğim butik bakkal, Sami abi'ye uğrayıp çantamdaki ürünleri tanıtıncaya kadar. Bu ürünlerden biri saniyeler içinde tüy döken bir kozmetik ürünüydü. Test etmek için buraya gelmeden önce elime sürüp olumlu bir sonuç aldığım bir markaydı, Paris Casanova adlı ürün...

Sami abi lavaboda birkaç saniye bekledikten sonra, Aziz hani bir şey değişmedi, tüy müy dökülmedi, bunu kim sana verdiyse sahtekâr demesine ramak kala: "Abi sus lütfen! Yıllardır beraber yer, içeriz. Bu adam beş vakit namaz kılan biri. Kimseyi kandırmaz, kandıramaz!" dedim.

Kaderin bir cilvesi olsa gerek, ürün artık şanssızlık eserimi yoksa başka bir şeyden dolayımı hakkaten o adamın üzerinde işe yaramamıştı. En kötüsü; sen de mi Aziz kardeş sen de mi insanları kandırmaya çalışıyorsun? Biz sana güvenmeyeceğiz de kime güveneceğiz!" lâfı olmuştu. Adeta kan beynimden fışkırmıştı. Özür mözür iflâh etmezdi.O gün ilk iş günümdü. Boynum büküldü, hüzünlüydü yüreğim.

Aktara geldiğim gibi şu ifadeler çıktı ağzımdan:

"Arkadaşlarımı ve bana olan güvenlerini kaybetmektense işimi kaybederim daha iyi!."

Heyecan ve umutla aldığım çantayı şimdi biraz şüphe biraz da hüzünle masasına bırakıp çıktım ordan.

Üzerimdeki takım elbise hâlâ duruyordu. Bir elim cebimde bakışlarım kaldırım taşlarındaydı. Bir yere gelinceye kadar başım hep öndeydi. Bu memlekette insanlar karın tokluğuna, asgâri ücretin altında ve sigortasız çalıştırılıyordu!

İşi kaybetmek gelecek ile ilgili hayallerimi de yok ediyordu, bu düşünceler beynimi kemirirken, su almak için bir markete doğru yürüdüm ve kaldırımın kenarındaki direkte bir iş ilânı gözüme çarptı: "Bay bayan anketörler aranıyor. "Dikkatimi çekmişti bu ilân. İşin ilginç tarafı; ilandaki adres 100 m ilerde bir iş hanındaydı. Fakirin ekmeği umuttur derler ya, işte yeni bir umut belirdi gönlümde.

Aşka, sevgiye, evliliğe tövbe etmiştim. Gençllik yıllarımı mahveden sol kulak total işitme kaybı yüzünden özgüvenim zedelenmiş, evlenme hayali kurduğum amcamın baldızı, çocukluk ve okul arkadaşımla kendi rızamla, o kadar sevmeme rağmen; yollarımı ayırmıştım. Hasta yatağımda elimi sıkı sıkıya tutan o kızı benden vazgeçmesi için hayatımda yapmadığım bir şeyi yapmıştım ona: Kalbini kırmıştım. Çocukluğum ve gençliğim çok ağır imtihanlarla geçti:

7 yaşında feci bir trafik kazası ve buna bağlı olarak belki de bir ömür sürecek bir hafıza kaybı ve unutkanlık...

Akabinde 15 Mayıs 2000'de aniden ortaya çıkan ve doktorun artık bir ölüyü toprağa koyarsın ya işte kulağın da o şekilde diyerek hüznümü, hayal kırıklığımı artıran, yaşama sevincimi azaltan sol kulak total işitme kaybı geri kalan ömrüme eşlik etmişti. Benim tek aşkım, sevgim, umudum bunca zorluğa rağmen sabırla, iyilikle ve umutla yanlış bir şey yapmadan hayatta kalma mücadelesi vermekti. Artık kendimden başkasını düşünecek, hayatımda başka birine yer verecek gücüm ve hayalim kalmamıştı. Söz vermiştim kendime; Asla! İşte o gün büyük sözün çetin imtihanlarından birini yaşıyor ve yaşayacaktım!

Aşka tövbe etmiştim ta ki ilândaki iş başvurusu için çaldığım kapıyı açan o kadını görünceye kadar."...

Devamı Uzun Bir Hikâye adlı roman kitabı'nda.

Uzun Bir Hikâye -Gerçek Bir Hayat Hikâyesi.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."