BIÇAK SIRTI (Roman Bölüm)

Haziran 23, 2025 - 23:40
Haziran 25, 2025 - 21:44
 0  899
BIÇAK SIRTI (Roman Bölüm)

Bu romanı yazmanın ne(ler) getirip neleri götürebileceğini bilmiyordu henüz ya da ortaya nasıl bir şey çıkacağını ama sanki bugüne inat bir niyetle hatıraları canlı tutma gayreti kendini gizliden hissettiriyordu. Belki hatıraları yaşatmak değildi sadece derdi; bir şey söylemek istiyordu ya da çok şey, güç yetirebildiği kadar… Ve belki de bir dua olacaktı, bir yakarış; ben biliyorum diyecekti kader senaryosunu yazan kudrete. Bildiğini biliyordu O şüphesiz ve/fakat söylemek başka bir şeydi O’na; söyleyince kıymeti kalmasa da bazı şeylerin! Biz’i biz’e anlatmak, nedense çaresizliğe demir atmış, çare olmasa da mecbur bırakmıştı işte. Bu mecburiyet; gün gelecek, belki bizi bizden edecek, kimsesiz bir kimliksizliğe itecekti. Geriye kalan; hayalkırıklığı, hüsran, küstürülmüşlük ve bir enkaza dair her şeydi. Ihlamur ve çınarın gölgesindeki değer ölçüsü, gölgesin(d)e duranın değeri kadardı. Bulanmıştı sular, kararmıştı deniz; puslu havayı seven kurtlar ortalarda görünmüyor, başka iklimlere göç ettikleri söyleniyordu. Bülbülün sır bestesi, neredeyse fısıldanmak üzereydi ve kader, hayatın herhangi bir yerinde hükmünü sürüyordu yine sessizce. Hatıralar bugüne düşmanlığıyla geleceğe göz kırpıyordu sanki. Yirmi beş yıl beklemiş gibi yapıyorlardı. Önceleri; on üç yıl beklemiş gibi de yapmışlardı! Zamanı şaşırtıyorlardı. Bir şehir otogarında yeni uyanmış gibi oluyordu insan ya da bir Akdeniz sahilinde âşık olmaya hazırlanıyordu yeşil elbiseli bir deniz perisine. Gözlerini açıyordu ansızın çeşmeli bir sokağın yanıbaşında. Kahve kokusu karışıyordu küçük ellerine bakarken hayallerine. Gözleri, gerdanındaki mercan kolyeye takılıyordu; gözlerine kapılmadan önce ve çok önce; kırlangıçlar uçuşuyordu havuz başında. Suya her süzülüşlerinde sonsuzluğa yayılan halkalar oluşuyor, ıssız kalan sokaklarda genç kızlar gülüşüyordu. Düşleriyle dokunuyordu, gülüşleriyle… Dudak kenarına iliştirdiği gülüşleriyle… Hatıralar her zaman güçlüydü ve biz gölgesinden kurtulamıyorduk onların. Aslında kendisinden… İç sesi tam olarak bunu ifade etmeye çalışıyor ya da ifadeden kaçıyordu. Kaçtığı çok şey vardı kaçamadığı! Küllendi dediği yangınlar, yeniden alevlenmek için bakışını kolluyordu birilerinin. Birileri yıllar sonra tekrar ama bu defa başka türlü bakmaya hazırlanırken o, geçmişin bütün sırlarını açığa çıkmaya davet ediyordu.

Neden yapıyordu bunu, ne gereği vardı; bilmiyordu. Sırrı ortaya dökecekti satır aralarına gizleyerek. Böyle bir hayat karşısında sırrın hükmü mü kalmıştı; bilen bilsindi bilmesi gerekeni. “Etme” diyen bir Celâleddin’in yanına gitmiyordu her günün sabahı. “Gitme” diyen yoktu; “gel” diyen hiç olmamıştı. “Gölgeler kâbusum oluyor, korkuyorum izlerine basmaktan” demiyordu, o adam değildi. Zaten gölgesine ilişmekten ürkeceği bir varlık da yoktu artık. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Bünyamin Çoban Siyahlar İçinde Gelen, Bir Dağ Evinde Akşamüstü, Macera Takımı Hazine Avında kitaplarının yazarı.