oda 8

Temmuz 11, 2025 - 13:09
Temmuz 11, 2025 - 13:30
 1  792
oda 8

ODA 8

 

Tanrıya küsmüştüm.

 Uzun zamandır konuşmuyordum. Başıma gelen felaketlerin sebebinin O olduğunu düşünüyordum. Neden hep ben diyordum. Dünyada birçok insan var. Herkesin yaşadıkları ayrı biliyorum. Ama benim felaketim benim kaldıramayacağım türden. Odalardan çıkamayınca, Tanrıyla tekrar konuşmaya karar verdim. İçimi döktüm. Söyleyemediklerimi ortaya saçtım. Beni dinliyordu, biliyorum.

Şimdi, Tanrının cevabını bekliyorum.

 

15 ve 25 yaşlarım arasında gidip gelmekten yorulmuştum. Zaman obruğu oluşmuş ve içine düşmüştüm. Dipsiz bir kuyuydu benimkisi. Tekrar acı dolu yıllarıma dönmüştüm. Mahzende karşılaştığım kendi korkunç manzaram karşısında nutkum tutulmuş, öylece donup kalmıştım. Birden acı içinde kıvrandım. Ben daha 15 yaşında küçücük bir çocuktum. Bunu bana nasıl yapabildiler. İstemsizce donuk gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Kendi beden acısına mı yoksa ruhumun yarasına mı ağlıyordum bilemiyordum. Tam o sırada demir parmaklıklar arasında bir el bana uzandı. Mary Ann, nasılsın, diye seslendi. Bana seslenenin Suzi olduğunu biliyordum. Ayağa kalkamıyordum. Git burdan diye bağırdım. Beni merdivenlerde yalnız bırakmış ve kaçmıştı. Onunla konuşmak istemiyordum. Suzi yalvarırcasına seslendi

-Mary çok üzgünüm. Çok korkmuştum. Elimde olmadan oradan kaçtım ve seni yalnız bıraktım. Sana ne yaptılar? Çok merak ediyorum seni.

Ben Suzi’nin başına gelecekler için o kadar endişelenmişken, kendimi olayların ortasında bulmuştum. Zorlukla yerimden doğruldum. Git burdan ! Seni de yakalarlarsa başına fena şeyler gelebilir. Birden tıkırtılar duydum. Suzi de aynı şekilde .

-Kaç buradan çık yukarı kimse seni görmesin, diye seslendim

Suzi aksayan ayağına rağmen hızla geri çekildi ve oradan hızla uzaklaştı. Birkaç dakika sonra kapı açıldı. İçeriye azman yavrusu Kızıl Sakal girdi. Beni kaptığı gibi karga tulumba kucağına aldı ve aşağıya bir odaya indirdi. Korkudan titremeye başladım. Bu sefer bana ne yapacaklardı? Yoksa öldürecekler miydi? Bağırmaya başladım. Kucağında tepindim.

-Rahat dur, dedi Kızıl Sakal. Yoksa seni fırlatıp atarım şu duvara geberir gidersin.

Korktum. Sakin durmaya karar verdim. Dediğini yapacak bir adamdı. İçeri girdiğimiz oda bir revire benziyordu. Köşede bir hasta yatağı, bir beyaz dolap ve masa üzerinde kesici aletler vardı. Beni yatağa boş çuval gibi attı. Canım çok yanmıştı. Arkadan gelen ses;

-Yavaş ol. Nazik davran ona. Daha yeni ameliyattan çıktı. Yarası açılırsa bunun hesabını sana sorarım. Acı içinde kafamı sesin geldiği tarafa çevirdim. Bu kişi, resimde, bayan Annabel’in yanında gördüğüm ve Harry sandığım Dr. Esteban’dan başkası değildi. Tabi ben isminin Esteban olduğunu tahmin ediyordum. Harry olamayacağına göre. Ama ona çok benziyordu. Aynı görünüş ama farklı bakışlar vardı onda. Benim Harry’im şefkat dolu bakardı. Yirmili yaşlarda benim yanımda iken bana hep destek olmuş, hep beni sevmişti. Onu çok özlüyordum.  Son olarak pembe odada yaşadıklarımdan sonra düşünüyorum da Harry nerede olabilirdi. Esteban ve Harry neden birbirlerine bu kadar benziyorlardı. Yoksa ikiz kardeş miydiler?

            Şimdi bunları düşünmenin bir faydası yoktu bana. Bana ne olacağını, korku içinde bekliyordum. Bundan sonra yaşayacaklarım, Tanrının kendisinden beklediğim, cevabı olacaktı.

Dr. Esteban bana doğru yaklaşınca korkudan anne karnındaki cenin gibi büzüştüm ve gözlerimi kapadım.

-Korkma, dedi bana . Bu sefer bişey yapmayacağım. Sadece yarana bakacağım. Pansuman yapalım ki mikrop kapmasın.

Titrek bir sesle;

-Neden? Zaten ölmemi istemiyor musunuz? Bir yandan elbisemi kaldırıp, bandajı çıkartırken;

-Ölmeni isteseydim, ölürdün. Ama bu bir dahaki sefere olmayacak diye bir şey yok. Bir daha burnunu seni ilgilendirmeyen işlere sokarsan başına daha neler gelir, ben de bilemiyorum. Aslında seni bu hale getirmeye hiç niyetim yoktu. Zaten hastalıklı bir çocuktun. Senden alacağım bir organ parçası ne kadar sağlıklı olabilirdi, bilmiyordum. Ama neyse, herhalde tek sağlam parçanı da ben aldım, derken pislik bir şekilde gülümsüyordu. Midem bulanmıştı. Kusmaya başladım. Tabi Esteban’ın üstüne ;

-İğrenç şey, kes şunu . Üstümü başımı batırdın. Hızla yaramı tedavi edip kapattı. Üstünü başını değiştirirken,

-bu şekilde intikam almayı düşünüyorsan, uğraşma, bana sökmez. Dua et yaşamana izin veriyorum. Tabi tek şartla. Rahat duracaksın, kimsenin işine burnunu sokmayacaksın. Seninle ilerde başka işlerim olacak. Bu yüzden akıllı ol, derken elinde kocaman bir şırıngayı koluma batırıp çekti.

-Bu seni dinlendirecektir. Şimdi biraz uyu da, biz de rahat edelim. 

             Göz kapaklarım ağırlaştı ve derin bir uykuya dalarken son düşüncelerim aklımdan geçiyordu. Tanrının cevabı bu olamazdı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow