ALMANYA TRENİ 11.Cİ BÖLÜM - KARANLIK GECENİN CESARETİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Bazen bir insanın cesareti, yalnız bir hayatı değil; bütün bir ailenin kaderini değiştirir.”

6 Ağustos 2026 - 21:23
6 Ağustos 2026 - 21:23 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 7  44
ALMANYA TRENİ 11.Cİ BÖLÜM - KARANLIK GECENİN CESARETİ

ALMANYA TRENİ

11. BÖLÜM – KARANLIK GECENİN CESARETİ

“Bazen bir insanın cesareti, yalnız bir hayatı değil; bütün bir ailenin kaderini değiştirir.”

Memduh askere gideli aylar olmuştu.

Şakire artık genç bir gelin olmanın yanında bir anneydi.

Küçük Gülfem’in doğumu, evin içini neşeyle doldurmuştu ama hayat kimseye dinlenme fırsatı vermiyordu.

Bahar, köyün üzerine bütün güzelliğiyle çökmüştü.

Bağlarda asmalar filizleniyor, erik ve kayısı ağaçları meyveye duruyor, otlar diz boyuna kadar uzanıyordu.

Yusuf Baba, havaların ısınmasıyla birlikte hayvanları bağ evine götürmeye başlamıştı.

İnekler, koyunlar ve keçiler gün boyu otluyor; akşam olunca bağ evinin yanındaki ağıllara çekiliyordu.

Bağ evi köyün biraz dışında, asmaların ve meyve ağaçlarının arasında kalan küçük kerpiç bir yapıydı.

Elektrik yoktu.

Geceleri yalnızca gaz lambasının titrek ışığı vardı.

Şakire de yeni doğum yapmasına rağmen Yusuf Baba’nın yanında bağ işlerine yardım ediyor, boş vakitlerinde küçük Gülfem’i emziriyor, Hatice ile birlikte yemek hazırlıyordu.

Hatice ise artık büyümüş, genç kız olmuştu.

Güzelliği dillere düşmeye başlamıştı.

Fakat onun gönlü, annesi Fatma Ana’nın uygun gördüğü kişide değildi.

Fatma Ana ise kendi akrabalarından biriyle Hatice’yi evlendirmek istiyordu.

Bu yüzden köyde günlerdir gizli gizli konuşmalar dolaşıyordu.

Şakire bunu hissediyordu.

Bir gün bağın kenarında kuru dalları toplarken rüzgârın taşıdığı fısıltılar kulağına geldi.

Çalıların arkasında birkaç genç konuşuyordu.

“…Bu gece geliriz.”

“Evde erkek yok.”

“Hatice’yi sessizce alır gideriz.”

Şakire’nin yüreği sıkıştı.

Olduğu yerde donup kaldı.

Bir süre nefes bile alamadı.

Hemen bağ evine koştu.

Yusuf Baba hayvanlara su veriyordu.

“Baba…”

Dedi nefes nefese.

“Hatice’yi bu gece kaçıracaklar.”

Yusuf Baba elindeki kovayı yere bıraktı.

Yüzü bir anda ciddileşti.

“Emin misin kızım?”

“Kendi kulaklarımla duydum.”

Yusuf Baba derin bir nefes aldı.

“Demek sonunda bunu da yapacaklar…”

Bir süre düşündü.

Sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu.

“Bu gece kimse uyumayacak.”

Hatice olanları duyunca korkudan rengi bembeyaz kesildi.

“Ağabeyim burada olsaydı…”

Diye fısıldadı.

Şakire onun ellerini tuttu.

“Korkma.”

“Biz seni kimseye vermeyiz.”

Akşam çökmeye başladığında bağ evi sessizliğe büründü.

Gaz lambasının cılız ışığı odanın duvarlarında titriyordu.

Dışarıda yalnız cırcır böceklerinin sesi duyuluyordu.

Ay bile bulutların arkasına saklanmıştı.

Karanlık, insanın elini uzatsa tutabileceği kadar yoğundu.

Yusuf Baba eski av tüfeğini kapının yanına bıraktı.

Eline de uzun bıçağını aldı.

Şakire ise kapının hemen arkasında bekliyordu.

Yeni doğum yapmış olmasına rağmen gözünü bile kırpmıyordu.

Beşiğin içinde uyuyan Gülfem’in nefes alışını dinliyor, bir yandan da dışarıdaki en küçük sesi takip ediyordu.

Gece yarısına doğru…

Köpek havlamaya başladı.

Sonra ayak sesleri duyuldu.

Bir…

İki…

Üç…

Dört kişi…

Kapıya doğru yaklaşıyorlardı.

İçlerinden biri fısıldadı.

“Ses etmeyin.”

“Hatice içeride.”

Tam kapıya uzandıkları anda…

Yusuf Baba kapıyı hızla açtı.

“Kim var orada!”

Diye haykırdı.

Gençler bir an neye uğradığını anlayamadı.

İçlerinden biri elindeki bıçağı savurdu.

Yusuf Baba da kendini savundu.

Kısa süren arbede sırasında gençlerden biri bacağından yaralandı.

Acıyla bağırınca diğerleri paniğe kapıldı.

“Kaçın!”

Diye bağırdı biri.

Karanlığın içinde geldikleri gibi kaybolup gittiler.

Sessizlik yeniden çöktüğünde herkes derin bir nefes aldı.

Hatice korkudan ağlıyordu.

Şakire onu kollarına aldı.

“Geçti…”

“Artık geçti.”

Yusuf Baba uzun süre kapının önünde bekledi.

Sabaha kadar kimsenin gözüne uyku girmedi.

Ertesi sabah güneş yeniden doğmuştu.

Hayat sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.

Yusuf Baba hayvanlarla ilgilenirken Şakire de bağın içinde otları temizliyordu.

Bir ara başını kaldırdı.

Dün gece gelen gençlerden birkaçının uzaktan kendisini izlediğini gördü.

Bakışlarında öfke vardı.

Şakire ayağa kalktı.

Korkmadı.

Sesini olabildiğince yükseltti.

“İyi dinleyin!”

Gençler durdu.

“Ben asker karısıyım!”

“Bugün bana ya da bu eve bir zarar verirseniz…”

“…yarın jandarma kapınıza dayanır.”

“Kimseden korkmuyorum.”

Bağın içi bir anda sessizleşti.

Gençler birbirlerine baktılar.

Hiçbiri tek kelime edemedi.

Başlarını öne eğip uzaklaştılar.

Şakire derin bir nefes aldı.

Belki korkuyordu…

Ama korkusunu göstermemişti.

Çünkü bazen bir kadının cesareti…

Silahlardan daha güçlü olabiliyordu.

O gün Hatice yalnızca kaçırılmaktan kurtulmamıştı.

Şakire de bu ailenin yalnız gelini değil…

Gerçek anlamda kızı olmuştu.

Uzaklarda, asker ocağında nöbet tutan Memduh ise bütün bunlardan habersizdi.

Aynı gökyüzünün altında…

Karısı, onun yokluğunda ailesini koruyordu.

Devam edecek…

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.