ALMANYA TRENİ 31. BÖLÜM -  TAŞ TAŞ ÜSTÜNE

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Şakire’nin o yolda taşıdığı yalnızca kereste değildi. Çocuklarının geleceğini taşıyordu. Rüzgâr yüzüne vuruyor… Yolun yokuşu nefesini kesiyor…

29 Ağustos 2026 - 02:20
29 Ağustos 2026 - 02:20 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  50
ALMANYA TRENİ 31. BÖLÜM -   TAŞ TAŞ ÜSTÜNE

ALMANYA TRENİ 31. BÖLÜM - 

TAŞ TAŞ ÜSTÜNE

Şakire’nin meşe ağacının altında verdiği kararın üzerinden birkaç gün geçmişti.

Artık aklında tek bir şey vardı.

Çocuklarına bir ev yapmak.

Ama ortada ne para vardı…

Ne kereste…

Ne de doğru dürüst bir malzeme.

Elinde yalnızca bir çuval un, bir çuval bulgur ve çocukları vardı.

Bir de yıllardır sakladığı çeyizi…

Şakire, o çeyize her baktığında içi burkuluyordu.

Yıllarca genç kızlığından beri hazırlamıştı onları.

El emeği göz nuru işlemeler…

Danteller…

Örtüler…

Dokuduğu kilimler…

Bir gelinin evine götüreceği ne varsa, büyük bir umutla biriktirmişti.

Ama şimdi önünde başka bir hayat vardı.

Çocuklarının başını sokacağı bir ev…

Şakire, bir gün çeyiz sandığının başına oturdu.

Kapağını açtı.

Ellerini uzun süre eşyaların üzerinde gezdirdi.

Bir örtüyü kaldırdı.

Sonra bir başka kilimi…

Her biri ona gençliğini hatırlatıyordu.

Ama çocuklarının üşüdüğünü düşününce kararını verdi.

Bunların artık başka bir değeri vardı.

Ev olacaktı.

Tek tek satmaya başladı.

Köyde evlenecek genç kızlara götürdü.

Kimi dantel aldı…

Kimi örtü…

Kimi dokuduğu kilimlerden istedi.

Şakire her parçasını verirken içinde bir şeylerin koptuğunu hissediyordu.

Ama elindeki paranın her kuruşunu ayrı bir umut gibi görüyordu.

Çeyizinden geriye çok az şey kaldığında, Şakire artık daha fazla beklemek istemedi.

Kendi babasına haber gönderdi.

“Babam gelsin…”

“Bir ev yapmamız lazım.”

Haber ulaşınca Şakire’nin babası fazla beklemedi.

Kızının hâlini görünce uzun uzun konuşmadı.

Sadece etrafına baktı.

Sonra,

“Bir yerden başlayalım.” Dedi.

Ve işe koyuldular.

Köyün çevresinden taşlar getirilmeye başlandı.

Kimi büyük…

Kimi küçük…

Kimi ağır…

Şakire’nin babası taşları tek tek eline alıyor, uygun yerlerini yontuyordu.

Çekiç sesi günler boyunca meşe ağacının bulunduğu yerde yankılandı.

Tak…

Tak…

Tak…

Her vuruşta ev biraz daha yükseliyordu.

Şakire de boş durmuyordu.

Bir yandan çocuklarına bakıyor…

Bir yandan yemek hazırlıyor…

Bir yandan taş taşıyor, getirilen malzemeleri düzenliyordu.

Yemekleri bile yoklukla yapılıyordu.

Un vardı ama her zaman ekmek yapacak imkân yoktu.

Bulgur vardı.

Yağ yoktu.

Tuz bile bazen yetmiyordu.

Şakire bulguru suya koyuyor, haşlıyor, çocuklarının önüne bırakıyordu.

Gülfem kaşığını eline alıyor…

Firuze ise annesinin yanında bekliyordu.

Şakire onların yüzüne bakıp içinden,

“Bir gün bunlar bitecek.” Diyordu.

“Bir gün çocuklarım da sofralarında rahatça yemek yiyecek.”

Ama o günlerin gelmesi için daha çok çalışması gerekiyordu.

Taşlar yetmedi.

Yeniden taş getirildi.

Sonra yeniden…

Günler geçtikçe duvarlar yükseldi.

Sonunda küçük evin taş duvarları tamamlanmaya başladı.

Fakat ev hâlâ ev sayılmazdı.

Kapısı yoktu.

Penceresi yoktu.

Üstelik çatısı da tamamlanmamıştı.

Şakire, duvarların ortasında durup etrafına baktı.

Dört duvar vardı.

Ama çocuklarını koruyacak bir kapı bile yoktu.

“Burası bizim evimiz olacak.” Dedi sessizce.

Sonra kendi dokuduğu kilimleri düşündü.

Elinde kalanları getirdi.

Birini kapının olduğu yere gerdi.

Bir başkasını evin içini bölmek için kullandı.

Böylece küçücük yapı iki bölüme ayrıldı.

Bir taraf oturmak için…

Diğer taraf çocukların yatması için…

Kapı yerine kilim vardı.

Pencere yerine küçük açıklıklar…

Dam ise hâlâ gökyüzüne açıktı.

Yağmur yağdığında içerisi ıslanıyordu.

Rüzgâr estiğinde soğuk doğrudan içeri giriyordu.

Ama Şakire için bütün bunlara rağmen orası artık bir evdi.

Çünkü ilk defa,

“Burası benim çocuklarımın evi.”

Diyebiliyordu.

Fakat evin kapı ve pencereleri hâlâ yapılmamıştı.

Bunun için kalas gerekiyordu.

Şakire yine düşünmeye başladı.

Köyde marangoz vardı.

Kapı ve pencereyi yaptırabilirdi.

Ama kalasları nereden bulacaktı?

Sonunda komşu köyden getirmeye karar verdi.

Eşeğin üzerine uzun kalaslar yüklendi.

Şakire küçük Firuze’yi sırtına bağladı.

Gülfem ise eteğine tutundu.

Yola çıktılar.

Önde eşek…

Üzerinde uzun kalaslar…

Arkasında Şakire…

Sırtında küçücük Firuze…

Eteğine yapışmış Gülfem…

Dağ yolunda sert bir poyraz esiyordu.

Rüzgâr öyle güçlüydü ki Şakire’nin üzerindeki elbiseler savruluyordu.

Gülfem korkuyla annesinin eteğine daha sıkı sarıldı.

“Anne…”

“Beni bırakma.”

Şakire dönüp kızına baktı.

“Bırakmam kızım.”

“Sen benim eteğimden tut.”

“Ben de seni bırakmam.”

Sonra yeniden yürümeye başladı.

Bir kadın…

Sırtında bebeği…

Eteğinde küçük kızı…

Önünde kalaslarla yüklü bir eşek…

Ve arkasında henüz tamamlanmamış bir ev…

Şakire’nin o yolda taşıdığı yalnızca kereste değildi.

Çocuklarının geleceğini taşıyordu.

Rüzgâr yüzüne vuruyor…

Yolun yokuşu nefesini kesiyor…

Ama o durmuyordu.

Çünkü artık geri dönmek istemiyordu.

Kendi evinin kapısını açacağı gün için…

Bir annenin yapabileceği ne varsa yapacaktı.

Ve o gün Şakire’nin elleri belki taşlara, kerestelere ve toprağa değiyordu.

Ama aslında…

Kendi kaderini yeniden kuruyordu.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.