HAKİKATİN MEYLİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Hakikat bazen uzun sohbetlerde değil, birkaç dizede kendini ele verir. Bir türkü başlar; sen onu dinlediğini sanırsın. Oysa o, çoktan seni okumaya başlamıştır.

6 Ağustos 2026 - 12:35
6 Ağustos 2026 - 12:35 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  28
HAKİKATİN MEYLİ

                                       HAKİKATİN MEYLİ

Hakikat bazen uzun sohbetlerde değil, birkaç dizede kendini ele verir. Bir türkü başlar; sen onu dinlediğini sanırsın. Oysa o, çoktan seni okumaya başlamıştır.

Türküde geçen;

"Yalnızca bir kırıntıydın içime ilk düştüğünde, vakitsiz anda. Bilmediğim bir nedenle alıp götürdüğünde o yerlere..." sözleri bana tam da bunu anlatıyor.

İnsanın içine ansızın düşen o ilk kırıntıyı... "Hayır, sizin anlattığınız gibi değildir." diyen sessiz bir sezgiyi... Yalnızca korkutan, cezalandıran, uzaktan gözetleyen bir güç değil; daha yüce, daha bâki bir öz olduğunu fısıldayan ilk kıvılcımı...

O kırıntı düştüğünde insan artık eskisi gibi kalamaz. Bilmediği yerlere doğru yürümeye başlar. Aslında o yerler, Allah'ını bulacağı yerlerdir.

Ardından türkü sorar: "Keder ve budalalıktan başka yaşamın anlamı var mıydı?"

Belki de insanlığın en eski sorusudur bu. Yaşanan acılar, kayıplar, korkular... Bütün sınanmışlıklara rağmen insanın içinde hâlâ "Başka bir anlam olmalı." diyen bir ses vardır. Çünkü insan, acziyetini fark ettiği ölçüde hakikate yaklaşır.

Sonra şu dizeler gelir:

"Aradığım aşkı bulduysam sendedir. Ya bu benim içimde dolaşan da kimdir?"

İşte arayış burada yön değiştirir. İnsan sevdiği her şeyin ardındaki sevgiyi aramaya başlar. Aşkın kaynağını, içinde konuşan sesi, vicdanı, özlemi, çağrıyı...

"Bu benim içimde mekân tutan da kimdir?" sorusu, belki de insanın Rabbine sorduğu en eski sorudur. Cevabı dışarıda değil, yine kendi içinde bulur.

Hakikati bir kez sezen insanın bakışı da değişir. Artık yalnızca "Kimim?" diye sormaz. Sevdiği her şeyin hakikatte kime ait olduğunu da merak eder. Belki de bu yüzden insan, bir süre sonra yalnızca kendini değil, muhabbetin meylini de sorgulamaya başlar.

Tam da bu yüzden Kıvırcık Ali'nin şu sözü başka türlü yankılanır içimde:

"Muhabbetin meyli bana değil ki..."

Sahi, kimedir muhabbetin meyli?

Birini sevdiğinde gerçekten karşındaki kişiyi mi seversin; yoksa onda gördüklerini, görmek istediklerini, beklentilerini, ihtiyaçlarını mı? Belki de bütün bunların ötesinde, o sevgiyi "Ol!" emriyle var edeni seversin. Birini severken ona mı meyledersin, yoksa seni ona meylettirene mi?

Ben sevdiklerimde de, sevildiklerimde de bütün bu isimlerin ve sıfatların ötesinde önce kaynağı hissederim. Sevginin öz kaynağını...

Bir çiçeğin kokusunda mest olursun. Güneş tenini ısıtır, rüzgar saçlarını okşar, yağmur toprağı diriltir. Bir annenin şefkatinde, bir dostun vefasında, bir yabancının tebessümünde aynı nefesi hissedersin. Sonra anlarsın ki çiçek de, güneş de, dost da yalnızca perdedir. Muhabbet, perdelerin ardındaki Sahibinden gelir.

Demek ki biriyle kurduğun bütün muhabbetlerin özü yine O'na çıkar. Muhabbet ne sana ne banadır; muhabbetin meyli, kendini bütün varlıkta seyrettirenedir.

Bir başka dizede ise şöyle der:

"Şikâyetim Yaradan'a değil ki, ümmete sığındım kul vurdu beni..."

Ne kadar tanıdık değil mi?

Derler ki, kalbinde Allah'tan gayrı bir sığınak edinirsen, o sığınak zamanla putuna dönüşür. Sonra da gelir seni en çok o vurur.

İnsandan medet umarsın. Sevgiyi, değeri, saygıyı, başarıyı bir sözde ararsın. Bir bakışta, bir davranışta, hatta bazen bir eşyada.

Sen aradığını dışarıda sanırken, arayanda da arananda da aslında O'nun tecellisini ararsın. Bunu fark edemediğinde incinirsin. Muhabbetin meylini yanlış yerde aradığın için hüsrana uğrarsın.

Belki de o hüsran da yolun bir parçasıdır. Çünkü bazı hakikatler okunarak değil, yara alarak öğrenilir. Yol uzundur. Öğrenmek ise hiç bitmez.

Son dizelerde ise başka bir kapı aralanır:

"Kâmil olup ben bu sırlara ersem, haz duyarım yârin bağına girsem. Kapanmaz yareler melhem de sürsem, göz hapsinde iken dil vurdu beni."

Artık ortada sezilen bir sır vardır. Hakikatin kokusu alınmıştır ama henüz tamamına erişilememiştir.

Sanki insan, kâmil olursa dünyadayken cennetin kokusunu duyacağını düşünür. O bilinç hâline ulaşmayı arzular.

Melhem bulunsa da kapanmayan yaralar vardır. Çünkü yara bazen bedende değil, idraktedir.

İnsan bilir ki her an gözetilmektedir. Daha da önemlisi, cennetini de cehennemini de çoğu zaman diliyle kurmaktadır.

Bu dizeleri dinlerken aklıma İmam Gazâlî'nin dil üzerine söyledikleri gelir. Dil... Küçücük bir uzuv; ama nice gönüller yapar, nice gönüller yıkar.

Belki de insanın en büyük yarası, dilinden önce gönlünün yanlış yere meyletmesidir. Çünkü gönül nereye yönelirse, dil de orayı konuşur; göz de orayı görür. Muhabbetin meyli nereye ise insanın yönü de orayadır.

 Belki bütün bu yolculuğun sonunda insan yeniden ilk türkünün son dizelerine döner:

"Âdem evvelinden beri bir yanımız noksandır... Beni bu âlemde divane gibi gezdiren sen değil misin? Geriye kalan yalnızca tanımadığım bu tendir."

İnsan, noksanlığını kabul ettiğinde olgunlaşır. Her şeyin kendi kudretiyle olmadığını idrak eder. "Ol." deyip olduranı tanımaya başlar. Bu âlemde gezdirenin de, ağlatanın da, güldürenin de O olduğunu bilir.

Geriye yalnızca tanımadığı ten kalır.

Belki de beden dediğimiz şey, ruhun kısa bir yolculuk için giydiği bir elbiseden ibarettir. İnsan zamanla o elbiseye değil, içindeki misafire kulak vermeye başlar. Tanımadığı bedeninden öte, çoktan bildiği ruhunu özler.

Teslimiyet de tam burada başlar.

Artık bu âlemde divane gibi dolaşmaya razıdır. Çünkü bilir ki yürüyen kendisi olsa da yolu var eden başkadır.

Dönüp geriye baktığında, peşinden yürüdüğü şeyin ne yalnızca bir türkü ne de yalnızca bir insan olduğunu fark eder. Aradığı; her sevgide kendini hissettiren, her ayrılıkta özleten, her arayışta yeniden çağıran Hak'tır.

Belki de bu yüzden muhabbetin meyli hiçbir zaman kula değildir. Kul, yalnızca aynadır. Seven de sevdiren de, aratan da bulduran da O'dur.

Bazen bir türkü, yalnızca bir türkü değildir; insanın içine düşen o ilk kırıntıdır.

Bazen bir sevgi, yalnızca bir sevgi değildir; insanı sevginin sahibine götüren bir işarettir.

Bütün bir ömür, o ilk kırıntının peşinden yürümektir.

Hakikati en çok anlatan ise, sonunda susmayı bilen sözlerdir.

Son olarak kendimden kendime…

Ruhuma teşekkür ediyorum...
Bana ait sandığım her şeyden sıyrılıp özümü hatırlamama vesile olduğu için.
Dünyanın gürültüsü içinde bile hakikatin sesini bana duyurmaktan hiç vazgeçmediği için.
Ruhumu bana emanet eden Rabbime hamdolsun. Hakikatin meylini hissettiren her ana şükürler olsun.

Belki de bu yüzden ruhum gün batımlarını ve yıldızlı geceleri seviyor.
Gökyüzüne baktığında yalnızca ufku seyretmiyor; ait olduğu hakikati hatırlıyor.
Anlamla en sessiz buluşmasını semanın sonsuzluğunda yaşıyor.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...