BİR GÜN SANA ANLATIRIM

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Söylenemeyen duyguların, bekleyişin ve bir gün anlatma umudunun hikâyesi; bazen suskunluk, söylenenlerden çok daha fazlasını taşır.

25 Eylül 2026 - 14:08
25 Eylül 2026 - 14:08 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  7
BİR GÜN SANA ANLATIRIM

Bazı şeyleri söylemeyiz; çünkü söyleyecek cesaretimiz yoktur değil, söylediğimiz anda her şeyin değişmesinden korkarız. Bir cümlenin insanla arasındaki mesafeyi kapatabileceği kadar büyütebileceğini de biliriz. Bu yüzden susarız. Söylemek istediğimiz ne varsa zihnimizin bir köşesine bırakır, kendimize hep aynı bahaneyi veririz: Bir gün anlatırım.

Bir gün sana, seni ilk ne zaman başka türlü görmeye başladığımı anlatırım belki...

Hangi cümlenin bende gereğinden uzun kaldığını, hangi gülüşünü eve kadar taşıdığımı, kalabalığın içinde söylediğin sıradan bir “Nasılsın?”ın neden o gün duyduğum diğer bütün cümlelerden daha fazla aklımda kaldığını…

Belki sen bunların hiçbirini hatırlamayacaksın. Çünkü insanın hayatında sıradan olan bir an, başka birinin içinde yıllarca yaşayabiliyor. Aynı dakikanın iki insan için birbirinden ne kadar farklı anlamlara gelebileceğini düşününce zaman bile biraz haksız geliyor insana.

Bir gün sana, telefonumda adını gördüğümde neden istemsizce gülümsediğimi de anlatırım.

Bazen ne yazdığının bile önemli olmadığını… Çünkü insan bazı zamanlarda bir mesaj beklemiyor aslında; hatırlanmayı bekliyor. Gününün herhangi bir yerinde, gördüğün küçücük bir şeyin sana onu hatırlatmasını istiyor.

“Acaba şimdi ne yapıyordur?” diye birkaç saniyeliğine bile olsa birinin zihninden geçebilmek…

Belki sevilmenin en sessiz biçimlerinden biri budur. Kimsenin bilmediği, hatta bazen karşı tarafın bile farkında olmadığı küçücük bir yer edinmek.

Sana anlatmadığım zamanlar da oldu. Yazmak isteyip yazmadığım, bir bahaneyle konuşabilecekken sustuğum, kendi kendime: “Bu kez bırak, bakalım o da seni merak edecek mi?” dediğim günler…

O günlerde öğrendim ki beklemek, saatleri geçirmek değilmiş. Beklemek, insanın kendi içinde binlerce ihtimalle aynı masaya oturmasıymış.

“Belki yoğundur,” diyorsun.

“Belki aklına gelmedim.”

Sonra kalbin başka bir ihtimal buluyor, aklın onu susturmaya çalışıyor. İnsan en çok da cevabını bilmediği şeyleri düşündükçe yoruluyor.

Belki bir gün sana, seni ne kadar çok istediğimi değil, seni isterken kendimle ne kadar çok mücadele ettiğimi anlatırım. Çünkü birinin hayatına girmek istemekle, onun hayatında kendine yer aramak arasında ince bir çizgi var. İnsan sevince o çizgiyi kolayca kaybedebiliyor. Biraz daha konuşmak, biraz daha yanında olmak, gününün içinde küçük de olsa bir yer edinmek istiyor. Sonra bir yerde durup kendine şunu sorması gerekiyor: 

"Ben gerçekten onun hayatına davet ediliyor muyum, yoksa kapının önünde kendime bir yer mi yapmaya çalışıyorum?"

İşte insanın kalbiyle gururu değil, sevgisiyle saygısı tam orada sınanıyor.

Bir gün sana, senden hiçbir zaman büyük şeyler istemediğimi de anlatırım.

Belki yalnızca biraz karşılık...

Bir adım...

Sebepsizce gelen bir mesaj...

Ben sormadan anlatmak istediğin bir şey... Kalabalığın içinde gözlerinin beni araması kadar küçük, benim içinse dünyalar kadar büyük şeyler…

Çünkü insan sevdiği kişiden her zaman:

“Ben de seni seviyorum” cümlesini beklemiyor. Bazen yalnızca tek taraflı yürümediğini bilmek istiyor.

Ama bütün bunları şimdi anlatamam.

Belki henüz zamanı değil.

Belki bazı duygular söylenmeden önce biraz insanın içinde büyümeli, ne olduğunu kendisine anlatmalı.

Çünkü söylenen her şey artık iki kişiye ait oluyor; oysa insan bazen bir duyguyu önce kendi içinde, kimse dokunmadan saklamak istiyor. Henüz adı konmamış hâlini, kirlenmemiş ihtimallerini, cevap istemeyen o saf tarafını…

Belki yıllar sonra sana bunları anlatırken güleriz.

Sen: “Bunların hepsini gerçekten düşünmüş müydün?” dersin.

Ben de bazı cümleleri söylerken utanırım, bazılarını eksik bırakırım. Belki o gün hiç gelmez.

Belki sen başka bir hayatın içinde yürürsün, ben de bu cümleleri kimseye anlatmadan yanımda taşırım.

Ama bu, yaşanmadıkları anlamına gelmez. İnsan bazen kimsenin bilmediği duygularla da koca bir hikâye yaşayabiliyor.

O yüzden şimdilik içimde kalsın.

Sana söyleyemediklerim, söylemek istemediklerimden değil.

Belki tam tersine, çok fazla şey söylemek istediğimden susuyorum.

Bir gün sana anlatırım.

Belki o gün, bütün bu suskunluğun aslında ne kadar çok şey söylediğini sen de anlarsın.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ümit Oklu Ümit Oklu, 1 Ağustos 1995 tarihinde Adana’da doğdu. Kamu personeli olarak aktif iş hayatını sürdürürken, hayatının merkezinde her zaman kelimeler, duygular ve insanın iç dünyasına duyduğu merak yer aldı. İnsanların içinde sakladığı duyguları, sustuğu cümleleri ve geceye bıraktığı düşünceleri yazıya dönüştüren Oklu; yazılarında modern insanın yalnızlığını, içsel kırılmalarını, umut arayışını ve kendini bulma çabasını sade ama derin bir anlatımla ele almaktadır. Melankolik ve sinematik bir üslubu benimseyen yazar, çoğu zaman sessizlikte büyüyen duygulara, insan ruhunun görünmeyen yaralarına ve insanın kendisiyle yüzleştiği anlara odaklanır. “Bir Ümit” ve “Bir Tesadüf” adlı eserleriyle edebiyat dünyasında yer alan Oklu için yazmak; bazen anlaşılmak, bazen susulan şeyleri duyurmak, bazen de insanın kendi kalbine bakabilmesidir.