''GEREKEN LÜZUM ÜZERİNE ''

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Her insanın hayatında, kendisini değil insanı sorgulamaya başladığı zamanlar vardır. Benim için de öyle oldu. "Gereken Lüzum Üzerine", görünen bir olayın arkasında görünmeyen insan ilişkilerini, sessizliği, selamı ve karakteri anlamaya çalışan kişisel bir hesaplaşmanın notlarıdır.

4 Ağustos 2026 - 15:06
4 Ağustos 2026 - 15:06 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 1  34
''GEREKEN LÜZUM ÜZERİNE ''

İnsanı Anlamaya Çalışıyorum

Belki birazdan anlatacaklarımın özeti tek bir cümleden ibaret: İnsanı anlamaya çalışıyorum.

Son günlerde yaşadığım birkaç olay, yıllardır kurduğum birçok cümleyi yeniden düşündürdü bana. İşim sona erdi. Hayatın içinde olabilecek şeylerden biri. Bir kurum karar alır ve yollar ayrılır. Buna kızgın değilim. Her kurumun kendi tasarrufu, kendi gerekçesi vardır.

Merkezden gelen yazıda sadece şu ifade vardı: "Gereken lüzum üzerine..." Ne o gereken lüzumun ne olduğu açıklandı, ne de bana bunun gerekçesi anlatıldı. Hâlâ resmî yollarla bunun cevabını arıyorum. Mailler yazıyorum, açıklama bekliyorum. Belki bir gün o cümlenin devamını da öğrenirim.

Ama fark ettim ki asıl cevabını aradığım soru bu değilmiş. Çünkü insan bazen işini kaybetmiyor; insan, insan hakkındaki bazı inançlarını kaybediyor.

Beni en çok şaşırtan şey işten ayrılmış olmam değildi. Beni en çok şaşırtan, daha bir gün önce aynı masada oturduğum, aynı çayı içtiğim, birlikte güldüğüm, şakalaştığım insanların ertesi gün beni hiç tanımıyormuş gibi davranabilmesiydi.

Bir gün... Sadece bir gün... Demek ki insanın yabancı olması için yıllar gerekmiyormuş. Bazen tek bir karar yetiyormuş.

İlk gün "Herhâlde zor durumda kaldılar." dedim. İkinci gün "Belki çekiniyorlardır." dedim. Üçüncü gün sustum. Dördüncü gün düşünmeye başladım. Beşinci gün artık insanı anlamaya çalışıyordum.

Çünkü insanın aklı yine de kolay kolay başkasına kızamıyor. Önce dönüp kendine bakıyor. Belki de sorun bendeydi. Belki fark etmeden bir kalp kırdım. Belki bir sözüm yanlış anlaşıldı. Belki bir davranışım birinin içinde büyüdü de ben hiç fark etmedim.

Sonra insan kendi kendini sorgulamaya başlıyor.

Ben ne yaptım?

Kimin kalbini kırdım?

Nerede yanlış davrandım?

Beni görünce selam vermemeyi gerektirecek kadar büyük hangi hatayı yaptım?

Bu soruların hiçbirini kendime sormaktan kaçmadım. Çünkü insanın en kolay kandırdığı kişi başkası değil, kendisidir. Belki gerçekten bir yanlışıma kör kaldım. Belki de bugün bana yapılanın bir kısmını ben, farkında olmadan bir başkasına yaptım. Bunu ihtimal dışı görmüyorum.

Ama yine de...

Bir hata, selamı da mı ortadan kaldırır?

Bir insanın işi bittiğinde insanlığı da mı biter?

Aynı yerde çalışmıyorsak artık birbirimizi tanımıyor muyuz?

Yoksa biz başından beri birbirimizi değil, aynı binayı mı tanıyorduk?

İnsan, başkalarının sessizliğinde önce kendi suçunu arıyor. Çünkü zihnimiz, sebepsiz bir değişimi kabul etmek yerine kendini suçlamayı daha kolay buluyor. Bir insanın hiçbir sebep yokken size yabancılaşması, kendinizde bir kusur bulmanızdan daha ağır geliyor. Çünkü kusurun varsa düzeltirsin. Ama sebep yoksa geride sadece insan kalıyor. Ve bazen insan, en ağır cevaptır.

İşte tam burada başka bir ihtimal çıktı karşıma. Belki bazı insanlar beni hiç tanımamıştı. Yalnızca aynı vardiyada bulunmuştuk. Aynı masada yemek yemiştik. Aynı çaya uzanmıştık. Aynı yöneticiden talimat almıştık. Ben bunların adına samimiyet demiştim. Onlar ise sadece iş arkadaşlığı.

Demek ki aynı sofraya oturmak, aynı yolda yürümek anlamına gelmiyormuş. Demek ki aynı kahkahayı paylaşmak, aynı vicdanı paylaşmak da değilmiş. İnsan bazen yıllarca birini tanıdığını sanıyor. Meğer yalnızca şartlar aynıymış. Şartlar değişince insan sandığı şey de değişiyormuş.

Bugün dönüp geriye baktığımda şunu fark ediyorum: Bir kurum, benimle yollarını ayırabilir. Bunun hukuku vardır. Bir prosedürü vardır. Bir gerekçesi vardır. Ama bir insanın selamını geri çekmesinin hiçbir prosedürü yoktur. Onun adı sadece tercihtir.

Belki yarın "gereken lüzumun" ne olduğunu öğrenirim. Belki hiç öğrenemem. Ama şu birkaç günde öğrendiğim başka bir şey var. İnsanların size nasıl davrandığı değil, siz düştüğünüzü düşündükleri anda size nasıl davrandıkları, onlar hakkında çok daha fazla şey anlatıyor.

Bugün hâlâ herkese selam verebiliyorum. Çünkü selamı makamına, unvanına ya da bulunduğu yere değil; insana vermeyi öğrendim.

Ve belki de bütün bu yaşadıklarım bana işimi kaybettirmedi. Bana daha ağır bir şey öğretti.

İnsan bazen bir günde değişmiyor.

Sadece o güne kadar sakladığı karakterini göstermeyi seçiyor.

Belki de bu yüzden artık "gereken lüzumun" cevabını eskisi kadar merak etmiyorum.

Çünkü bazı soruların cevabı resmî yazılarda değil, insanların davranışlarında saklı oluyor.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ramazan Turhan Yazar | Oyuncu | İçerik Üreticisi “Gerçekten Ne İstediğini Biliyor Musun?” kitabının yazarı Instagram üzerinden kitap ve düşünce içerikleri üreticisi Okuma kültürü ve bireysel gelişim üzerine çalışmalar yapan biri Tiyatro Oyuncusu 1994 doğumluyum, evli ve 3 çocuk babasıyım. Denizli’de yaşıyorum. Radyo Televizyon Programcılığı okudum, bir dönem medya sektöründe çalıştım ama hayat beni başka yerlere de götürdü. Bazen elimde kamera vardı, bazen çekiç. Kimi zaman masa başında, kimi zaman beden gücüyle çalıştım. Ama içimde hep bir şeyler yazma isteği vardı. Yazmak bana iyi geliyor… İlk kitabımı yazdım, şimdi yeni cümlelerin peşindeyim. Burada hissettiklerimi, düşündüklerimi, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum. Kimi zaman bir deneme, kimi zaman bir hikâye, bazen de sadece bir cümle… Okursan ne mutlu, okurken kendinden bir şey bulursan daha da güzel. Ben yazarken iyileşiyorum, belki sen de okurken rahat bir nefes alırsın. İLGİ ALANLARIM * Kitap ve edebiyat * Yazarlık ve düşünce üretimi * Kültür ve insan psikolojisi * Tiyatro ve sahne çalışmaları