Aşkın Medeni Hali: 14 Şubat

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gelin biz birbirimizi 15 Şubat'ta da sevelim!

14 Şubat 2025 - 16:28
 2  879
Aşkın Medeni Hali: 14 Şubat

Bugün 14 Şubat. Güllerin zamlandığı, çikolata reyonlarının talan edildiği, “Benim sevgilim olsaydı…” diye iç çekme oranlarının tavan yaptığı o gün. Sabah 10’dan itibaren Instagram, "Şu dünyada seni en çok seven kişiyle bu özel günü kutla! (Kendinle yani...)" temalı story’lerle dolup taşarken, akşamüstüne doğru “Aşkım en güzel Sevgililer Günü sürprizini yaptı!!!” çığlıklarıyla timeline’larımıza toplu aşk saldırısı düzenlenecek. 

Ve geceye doğru… İşte orası asıl eğlence! Çünkü kalpli pastalar bitip, güllerin sapları çürüyüp, mekanlardaki şatafatlı romantizm gösterileri sona erdiğinde, geriye ‘çıt çıt çıt’ diye çekirdek çitleyen gerçekler kalıyor. 

Sosyoloji bu günü “kapitalizmin duyguları pazarlama günü” olarak açıklıyor. Oysa gerçek şu ki, Sevgililer Günü yalnızca ‘kapitalist sistemin sevgi alım satımına endeksli bir manipülasyonu’ değil, aynı zamanda ‘büyük aşk yanılsamasının en parlak günü.’ Yani ‘gerçek aşk’ denen şeyin, şık bir restoranda mum ışığında başlayan, beş yıldızlı otel kahvaltısında süren ve en fazla üç yıl içinde çamaşır ipine asılı bornozlarla, kombinin ‘eco’ modunda hayatına devam eden bir kavram olduğunun unutulduğu gün. 

Birbirine ‘ölümüne aşık’ çiftler, bugünü tam bir performans gösterisi şeklinde yaşar. Gül yaprakları, özenle yazılmış notlar, ‘ay aşkım ben bunu nasıl anlamadım yaaa!’ diye samimiyetsiz çığlıklar… Ve en sonunda “Bu şarkı kalbimin tek sahibine!” diye romantik şarkı eşliğinde paylaşılmış bir fotoğraf. Oysa aşk dediğin masal değil, bildiğin pazartesi sabahı gibidir. Gözlerini açtığında “Of yine mi bu?” dersin ama kalkıp devam etmek zorundasındır; içten içe de bunu istiyorsundur zaten. 

Aşkın Gerçekliği: Birlikte Hayatta Kalabilmek 

Gerçek aşk, Sevgililer Günü'nde uçuk fiyatlı makaron kutusu almaktan değil, akşam eve geldiğinde market poşetlerini taşımaktan geçer. Birinin diğerine “Aşkım, şu salçayı almayı unutmamışsındır di mi?” diye sormasıdır gerçek aşk. Çünkü unutmuşsa, kavga çıkacaktır. Ve işte o kavganın yönetimi, aşkın niteliğini belirler. 

Aşk, ‘gözüme ilk baktığında içimde kelebekler uçuştu’ değil, 39 derece ateşle yorganın altına saklanıp “Bana çorba yapar mısın?” dediğinde “Ocağa koydum bile” cevabını almaktır. 

Ama Sevgililer Günü, bu gerçeği görmek istemeyenler için, ilişkilerin Photoshop’landığı bir gündür. Bugün, ‘her şey mükemmel’miş gibi davranmak zorunludur. O yüzden de herkes biraz daha ‘oyuncudur’ bu gün. Sevgilisinden henüz ayrılmış olanlar bile “Valla ben zaten Sevgililer Günü’nü saçma buluyorum” diyerek, kapitalizm eleştirisine sığınıp içlerinde kopan fırtınayı bastırmaya çalışır. Oysa gerçekte olan, Sevgililer Günü'ne değil, yalnızlığa yapılan eleştiridir. 

İlişkiler Neden Çöpe Gidiyor? 

İnsanlar aşkı ararken, aşkın doğasını unutmuş durumda. Beklentiler, insanların ilişkilere karşı tavrını tamamen değiştirdi. Günümüzde biriyle sevgili olmak, sanki bir Apple ürünü almak gibi; 'hızlı şarj var mı?', 'su geçirmez mi?', 'performansı ne kadar yüksek?', 'garantisi kaç yıl?' gibi sorular etrafında şekilleniyor. 

Kadınlar partnerlerinin CEO karizmasında, şair ruhunda, atletik yapıda ve aynı zamanda ‘aile babası’ kıvamında olmasını istiyor. Erkekler ise sevgililerinin hem Victoria’s Secret modeli hem de babaanne şefkati taşıyan, aynı zamanda ev ekonomisini döndürebilen biri olmasını bekliyor. Oysa gerçek şudur: Hiç kimse, kimsenin hem hayatını kurtaran bir kahramanı, hem de konforunu bozmayan bir yardımcı olamaz. 

Bu yüzden de ilişkiler çöpe gidiyor. Aşk, ‘pazara kadar’ süren, sonra ‘sapıttı bu’ diye sona eren bir sürece dönüşüyor. 

Büyü Bozuldu mu? 15 Şubat 

15 Şubat sabahı… İşte o gün, en büyük gerçeklerin ortaya çıktığı gündür. O gece romantik bir yemek yiyen çift, sabah “Ben kahvaltı yapmadan güne başlayamıyorum” kavgasına tutuşur. Dün aşk dolu gözlerle bakılan sevgili, bugün “Yatağı kim toplayacak?” krizinin ortasında sinir harbine dönüşür. Sevgililer Günü’nde “Aşkım iyi ki varsın!” diye paylaşılan adam, bir hafta sonra “Seninle yaşlanmak mı? Allah korusun!” diye terk edilir. 

Çünkü insanlar, aşkın ve ilişkilerin ‘sürdürülebilir’ bir model olduğunu düşünmez. Aşk, sanki belirli bir aşamaya kadar gidecek, sonra kendi kendine bir şekilde devam edecek bir şey sanılır. Oysa gerçek aşk, ‘devam ettirme’ çabasının ta kendisidir. İyi günde herkes sevebilir. Önemli olan, bulaşık makinesi düzgün yerleştirilmediğinde bile sevebilmektir. 

Gönül Almayı Bilmeyen İnsanlar Ülkesi 

Biz toplum olarak gönül almayı bilmiyoruz. Eleştirirken acımasız, severken tutuk ve sevgisizken de farkında değiliz. Gönül almak, abartılı hediyeler vermekle değil, ‘küçük şeyleri’ önemsemekle olur. Ama biz, büyük olanı görüp küçük detayları unutuyoruz. 

Sevgililer Günü bir kutlama günü olabilir. Ama aşk, sadece bir günde gösterilecek bir şey değildir. Ve zaten gerçek aşk, 14 Şubat’ta büyük hediyeler veren adamın sevgisi değil, 26 Mart’ta “Bugün biraz moralin bozuk gibi, hadi sahilde yürüyelim” diyen adamın sevgisidir. 

Sevgililer Günü’nde yalnız olanlar, üzülmesin. Çünkü 15 Şubat’ta indirimli çikolataları alıp, film karşısında ‘oh be dünya varmış’ demenin tadı, bazen en büyük aşktan bile daha güzel olabilir...

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı