DÜNDEN KALANLAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yıllar sonra yolları garip bir şekilde kesişmeye başlayan bir grup liselinin geçmişlerinde sakladıkları sır, hepsinin hayatlarını alt üst ederek ortaya çıkmak üzeredir. Üzerinde yürümeye çalıştıkları aydınlık yolda arkalarında kanlı ayak izleri bıraktıklarını fark edebilecekler midir?

3 Mayıs 2026 - 20:09
3 Mayıs 2026 - 20:09 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 6  45
DÜNDEN KALANLAR

            1999… İç Anadolu’da büyük bir ilçe…

  Gecenin ılıklığını ve tatlı kokularla dolu sükunetini, damarlarda adeta devasa bir ikinci nabız gibi hissedilen basların şiddeti bozuyordu. Haziran ayının başına has o muhteşem ılıklıktan müziğin kaynağı olan belediyeye ait büyük tesisin hiç haberi yokmuş gibiydi. Tesisin büyük pencerelerinden dışarıya ışık, müzik, kahkaha; kısaca hayata dair gülümseye neden olan ne varsa taşıyordu. İçeriyi hınca hınç dolduran gençlerin hayat ateşi ile de ortalık fırına dönmüştü. (Hepsi aynı anda açılmış çok sayıdaki televizyon stüdyosu tipi dev lambaların katkısı da yabana atılamazdı elbette.)

  Yüksek ve yemyeşil dağlarla çevrili bu büyük ilçenin belediyeye ait çok amaçlı salonunda bu gece şehrin Anadolu lisesinin mezuniyet partisi vardı. Gençlerin hepsinin stresten tırnaklarını yemesine neden o büyük üniversite sınavı öncesi okul yönetimi öğrencilerin moralini yükseltmek için mezuniyet partisini öne çekmişti. Şimdi dünya yansa umursamayacakmış gibi olan gençlerin birkaç gün önce sınav stresiyle ona buna çatıp gözyaşı döktüklerine kim inanırdı?

  “Şunlara bi bak Hacı!” dedi yılların temizlik görevlisi Osman yanındaki diğer çalışana. “Kanları bak nasıl da kaynıyor! Hep birlikte hoplayıp güplüyorlar! Hiç genç kadın ve genç adamlar birlikte eğlenir mi! Günah! Kaleşehir’in üzerine taşlar yağacak bu dinsiz imansızlar yüzünden!”

   “Ne günahı abi! Ne dini imanı yav!” diye yanıtladı onu Hacı. Sesi; okullara, okumaya dair paramparça olmuş hayallerinin kırıklarıyla doluydu ama onu sadece hassas kulaklar duyabilirdi. Hacı’nın kötü talihine bakılırsa da o kulaklara sahip hiç kimse onun hayatında değildi. Nazik, hassas ve sezgili ruhu ömrü boyunca adeta canlı bir hayalet gibi dolanmıştı etrafta. Kimsenin duymadığı çığlıklar atmıştı. İçten içe biliyordu ki bu çocuklar onu duyabilirdi ama işte o noktada da sosyal kısıtlamalar buna müsaade etmiyordu. Oda çareyi bu gençleri kem gözlerden alabildiğine korumakta bulmuştu.

  “Karışma çocuklara yav Osman abi! Her biri çok zeki, pırlanta gibi çocuklar! Hem üzerlerindeki sınav baskısı çok büyük! Çok yoruldular bu sene. Hepsini çarşıda dersanelere yetişmeye çalışırken gördüm. Okul-dersane neredeyse gece yarılarına kadar ders çalıştılar. Ana-babaları neler neler bekliyor şimdi onlardan! Kolay mı öyle bir yükün altında olmak!”

  Hiç ilgilenmedi Osman.

  “De get yav!” dedi tersine bilmiş bilmiş. “Yok yükleri varmış yok çok yorulmuşlarmış! Bana çalışıverdiler sanki! Bak anca Amarigana özenmiş cıscıbıl giyinmiş gelmişler! Dinimizde böyle bir şey yok!” diye gürleyip cık cıklayarak ve elindeki süpürgeyle yerleri her zamankinden daha da sert süpürerek uzaklaştı.

   Dini yapamadığımız ama içimizde kalan her şey için bunları özgürce yapan kişilerden intikam alma şekli olarak kullanmayı ne zamana kadar sürdüreceğiz acaba? diye sordu kendine Hacı söylene söylene giden Osman abisinin ardından bakarken. Cevap belli belirsiz bir hisle geldi ve o cevap onu ürpertti.

  Dünyadaki en son insan ölünceye kadar…

Daldığı düşüncelerden birden nazik bir sesin onu uyarmasıyla çıktı.

  “Şeeyyy… affedersiniz…”

  “Buyrun!” diye döndü Hacı ve karşısında uzun kumral saçlı oldukça duru beyaz tenli, gözleri eladan yeşile dönen bir kızı buldu.

  “Klima çalışmıyor!” dedi kız. Şafak vakti yeşil bir yaprak üzerindeki çiğ tanesi gibiydi güzelliği. Hacı’yı bir an yerinde dondurmuştu kız. Üzerindeki omuzlarını açıkta bırakan mor bir elbisesi vardı. Saçları yumuşak bir topuz olarak yapıldıysa da çılgın eğlencenin sonunda oldukça dağılmıştı ama bu garip bir şekilde kıza çok yakışmıştı. Alnı, yüzü ve boynu ter içindeydi. Ter damlaları bile kıza yakışmıştı sanki.

 Allah aşkına tıpkı filmlerdeki kızlar gibi, diye düşündü Hacı istemsiz.

  “Beni dinliyor musunuz?”

   Kızın soru soran sesi Hacı’yı hiç istemese de yeniden dünyaya döndürdü. Kız açılmış gözler ve kavuşturulmuş kollarıyla ona bakıyordu.

  “Haa…ha… ha buyrun! Ne vardı?”

  “Deminden beri salonun kliması çalışmıyor diyorum! Terden sırılsıklam olduk! Bir baksanız!”

  “Ha tamam! Olur!” dedi Hacı ama güzel kız çoktan gözlerini kısmış pür dikkat geniş pencereden dışarının kör karanlığına bakıyordu. İşte yine araya hayatın görünmez sosyal sınırları girmişti. O güzel, genç ve gelecek vaat eden bir kızdı Hacı ise sadece belediyenin müstahdemi… ve hayatın acımasızca yan yana koyduğu bu iki insan arasında geçebilecek konuşma en fazla bu kadardı.

   Kızsa Hacı’nın varlığını çoktan unutmuş kararlı adımlarla eteklerini tutarak bahçeye açılan kapıya doğru gitmeye yeltenmişti ki gençlik dolu başka bir ses onu durdurdu.

  “Haleeeeeee! Nerede kaldın kızım ya! Hadisene seksenler şarkıları zamanı geldi!”

  Adının Hale olduğunu öğrendiği güzel kız bir an öfkeyle başını çevirse de yüzü saniyeler içinde yumuşadı. Onu meleğe benzeten bir gülücüğü yanaklarına kondurdu ve yeşil uzun elbisesi içinde çok güzel duran arkadaşına bakarak “Tamam Aysun geliyorum! Klimayı düzelttirmek istemiştim de!” dedi.

  “Ay sana mı kalmış o! Veli’ye deseydin ya! Ya da Mustafa’ya!”

 “Herkes deli gibi eğleniyordu!”

 “Aman boş ver hadi! Başlıyor Barış Manço zamanıııııııııııı!” deyip neşe dolu bir kahkaha attı Aysun.

  Hacı yine istemsizce sırıtarak gençlik ve hepsinden önemlisi umut dolu kızların ardından bakakaldı.

  Gülümsemesini yavaşça dudaklarından silen şey ise başını çevirdiğinde Hale adlı kızın gözlerini kısarak dışarıya baktığında gördüğü şeydi. Gölgelere karışan bir adamın silüeti…

  Hacı gecenin geri kalanında cık cıklayıp “Günahkarlar!” diye haykıran Osman abisi yüzünden iki kat fazla çalıştığı için olan bitenden habersizdi. Belediyeye gelen polislere de öyle demişti zaten. Tek bildiği gecenin sonunda duyulan acı bir fren sesiydi. Ondan sonrası tufandı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Aysun Ertaş Doktor, Yazar Efsanelerin Şafağı Serisi Ejderin Günü Satılık Kalp Umut Bahçesi Kollektif Eserler Vicdan Kollektif Şiirler Gece Nöbeti ( kitappad)