<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Aysun Ertaş</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/Aysun</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Aysun Ertaş</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>DÜNDEN KALANLAR 3. Bölüm &amp;quot;Aysun&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar-3-boelum-aysun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar-3-boelum-aysun</guid>
<description><![CDATA[ Gizemin yeni halkası Aysun... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a08ac4c21300.webp" length="19370" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 20:43:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span></span></b><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"><span style="font-size: 12pt;">2025...İstanbul</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt;"><b><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></b><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;">Akıllı telefon Muse grubunun<i> Map of the Problematique</i> şarkısını bangır bangır çalıyordu. Şarkının dinamik ve hafif karanlık melodisi tıpkı kendi gibi bir odanın içinde yankılanıyordu. Açık pencerelerden içeri dolan rüzgarla<b> </b>uçuşan koyu gri perdelerle uzun beyaz tüller, açık gri renkli duvarların üzerinde akşam güneşinin son ışıklarıyla grotesk gölge oyunları oynuyordu. <b><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></b>Hafif bir eğimle batıya bakan pencerelerden içeriye düşmeyi başaran tek bir ışık hüzmesi bu tabloya son dokunuşu yapıp ortama uhrevi bir hava veriyordu ama odanın sahibesi bu görsel şöleni fark edecek durumda değildi. Kızgın ve nefes nefeseydi.<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ev sahibesinin adı Aysun’du. Kırklı yaşlarındaydı. Biraz düzenbaz olması göz ardı edilirse çok yaman bir gazeteciydi. İyi bir haberin kokusunu günlerce öncesinden alabilirdi. Ayrıca sektörde ellerini hiç çekinmeden rahatça kirletebilmesiyle meşhurdu. Şimdi yine çok gizli bir örgütün peşine düşmüştü. Ciddi bir kara para aklama ve dolandırıcılık çetesiydi araştırdığı. Saim, yani her türlü ortama girebilen köstebek ve müthiş hacker onun bir numaralı yardımcısıydı. Saim neredeyse hayatı pahasına ona müthiş bilgiler bulmuş ve bir belleğe kaydetmişti ama gel gör ki Aysun onu daha dizüstü bilgisayarına bile takamıyordu. Neredeyse anında söylenmeye başlamıştı bile. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Kızgındı, çünkü tam da yıllardır araştırdığı bir konunun<b> </b>delillerinin olduğu flash belleği bir heyecanla yere düşürmüştü. Nefes nefeseydi çünkü artık eskisi gibi zayıf değildi<b>, </b>göbeği yüzünden eğilemiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Flash bellek de çalışma masasıyla duvarın buluştuğu o en zor noktaya girmişti işte<b>. </b>Aysun söylene söylene eğilip tam da belleği eline aldığında telefonundaki Muse susmuş yerine yumuşak bir gitar sesi ortalığı doldurmuştu. Kadının telefonu hep en olmadık zamanlarda çalardı, eh bunda şimdi de bir değişiklik olmamıştı. Aysun çalan telefonu duyunca bir refleksle ayağa kalkmak istedi ve kafasını bir güzel masanın alt kısmına vurdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Hay ananı!”<b> </b>deyip elinde flash bellekle masanın altından güç bela çıktı. Canı o kadar yanmıştı ki gözünden birkaç damla yaş inmişti. Can havliyle kalktı. Gözünün önünde yıldızlar uçuşuyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><i>Vay anasını çizgi filmlerdeki şu olay gerçekmiş ha!</i> <i>Başını çarpınca yıldızları sayıyormuşsun gerçekten!<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></i>diye düşündü elleri otomatik olarak telefonunu bulup onu açarken. Hayattaki en değerlilerinden biri arıyordu, kafatası boynunun üzerinde bir kafa daha oluşturacak şekilde şişse bile o telefonu açardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aloooo,” dedi capcanlı bir ses.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Özlem! Naber, napıyorsun!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="font-size: 12pt;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aysun yine ne oldu? Sesin bir tuhaf…”</span><o:p></o:p></span><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="font-size: 12pt;"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;">“Kız senin üçüncü gözün falan ya da her ne zımbırtıysa adı işte o gerçekten açık ha! Birkaç saniye önce kafamı çarptım!”<i> <o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt;"><i><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></i><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Yani şaşırdım dersem yalan olur... ama Aysuncuğum bu senin her zamanki halin! Sürekli ya bir tarafını kesersin, ya çarparsın ya da düşersin! Allah’a emanet yaşıyorsun resmen! Dur ya kafamı karıştırma! Seni şey için aradım ben… o geri zekalı ile konuşmuyorsun değil mi?”<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><i>Ya bu kız gerçekten erenlere karışmış!</i> diye düşündü Aysun. Hafiften ürpermişti. <i>Özlem ve sezgileri üzerine kitap yazılır vallahi!<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></i><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><i><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt;"><i><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></i><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Zihni bunları söylerken ağzı tam tersini söyledi: “Yok canım ne konuşması! Yüzünü bile görmüyorum o salağın!”<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“İnşallah öyledir!” dedi Özlem. Derin bir nefes aldı. Aysun kadim arkadaşının ona çok önemli bir şey söyleyeceğini anında anladı. Hep kritik bir şeyleri dile getirmeden önce derin bir nefes alırdı Özlem. Nitekim “Şu turne uzayacak bir ay daha. İzmir’in ilçeleri de bizim oyun için sıraya girmişler. Tire ve Bergama’da da oynayacağız! Sen annemle babamı arada kontrol eder misin? Umut çocuklara ancak yetiyor.” diye gelmişti nefesin devamı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Elbette,” dedi Aysun. Bariz bir şekilde rahatlamıştı ve Özlem şu anda kendinin rahatlayıveren yüzünü görmediği için de çok memnundu. Yoksa anında hala Serkan’la görüştüğünü anlardı. Aslında Serkan’la Özlem arasında kalsa doğrudan Özlem’i seçerdi ama Serkan şu anda ona çok lazımdı. Bunu da Özlem’e anlatamazdı. Özlem’in etik kuralları adeta demirdenken Aysun’unkiler deyim yerindeyse neredeyse lastik gibiydi. O yüzden Özlem en yakın arkadaşının sevgilisinin bir suç örgütü lideri olduğunu kabul edemezdi ki etmemişti de zaten. O yüzden Özlem işinde gücünde, evli, mutlu, çocukluyken Aysun yalnız, hayattan hapse girmek dahil her türlü kazığı yemiş, acı çekmektense acı çektiren olmayı yeğlemiş biriydi. Gerçi hapse kendi hırsı yüzünden girmişti ya neyse…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Odayı bir kez daha dolduran gitar sesini duyunca zihnindeki yıldızlar bu kez Aysun’un gözlerine geçmişti. Bu kez arayanın Serkan olduğunu çok iyi biliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Telefon ekranında Serkan’ın adını görür görmez gözlerindeki sevinç ışıltısı yerini avının peşine düşmüş bir yırtıcı parıltısına bırakmıştı. Telefonu açtı ama az önce gözlerinin içinde beliriveren yırtıcıdan<span style="mso-spacerun: yes;">   </span>şimdi eser yoktu. Adeta ete kemiğe bürünmüş dişil enerjiydi konuşan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aloooo,” dedi Aysun. “O” ları hafif kısık ve uzatarak söylemişti. Bunun Serkan’ın içini nasıl titrettiğini çok iyi biliyordu.<span style="mso-spacerun: yes;">              </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Hayatım!” dedi Serkan. Onun sesi de güneşte hafiften erimeye başlamış dondurma gibiydi. “Sokağın başındayım, hadi aşağıya gel… Aslında düşündüm de evde mi kalsak!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Hayatta olmaz Serkan! Henüz seni affetmedim ona göre!”<span style="mso-spacerun: yes;">          </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Öfff tamam, tamam! Hadi birlikte vakit geçirelim ona da tamam…” dedi Serkan. Sesi bu kez oldukça rahatsız bir şekilde tınlıyordu. Aysun genç adamın yakışıklı yüzünde belirmiş minik ter damlalarını görür gibi oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Çıkar ağzındaki baklayı Serkan!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="font-size: 12pt;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Ya her şeyi anlarım kızım tamam da… Hani sinemaya gidelim, yürüyüş yapalım, hatta anasını satayım alışverişe bile gidelim, ben senin torbalarını taşıyayım falan ama gözünü seveyim poligon nedir ya!”</span> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="font-size: 12pt;">“Hayır, poligona gideceğiz ve itiraz istemiyorum!”</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“İyi de neden?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Çünkü sen poligona gitmek istemiyorsun ve inan bana ben de sana bu şekilde işkence etmeye bayılıyorum!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hattın iki ucunda da kısa süreli bir sessizlik olmuştu. Uzun süredir Aysun’la Serkan’ın ilişkisi bir satranç oyununa dönmüştü. İkili birbirini seviyor mu yoksa nefret mi ediyor belli değildi ama tek bir gerçek vardı ki o da ilişkileri artık karşılıklı hamleler üzerine kuruluydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“İyi tamam ya!” dedi Serkan. “Hadi aşağı in bekliyorum!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Bu partiyi Aysun kazanmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Hayıflanarak elindeki flash belleğe baktı ama tereddüt etmeden onu masaya bırakıp üzerine deri ceketini giydi ve dışarı çıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Aysun gür, siyah dalgalı saçlarını savurarak apartmandan çıktı. Haziran başıydı ve hava muhteşemdi. Beykoz’un güzel yaz akşamına adımını atar atmaz <i>Ya acaba gerçekten dışarıda mı vakit geçirsek?</i> diye aklından geçirdi. Derken gözleri Volvo XC 60’ın içinde kasıla kasıla oturan genç adama takıldı. Fikir aklına geldiği çabuklukla uçtu gitti, çünkü Serkan, yakışıklı esmer yüzündeki ela gözlerini ona kilitlemişti. Kadını görür görmez anında bir gülüş oturdu yüzüne.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“OOO Kraliçem! Hoş geldiniz!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Merhaba hayatım!” Aysun tek hamlede arabaya bindi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Eee anlat bakalım!” dedi Serkan. “Yine kimin peşine düştün sen?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aaaa nereden anladın büyük bir balığın peşine düştüğümü?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Nereden olacak pençelerin çıkmış! Konuşurken bile belli oluyor!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Aysun birden çınlayan o meşhur kahkahasını attı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Akıllı adamsın vesselam!” deyip gülmeye devam etti. Serkan, Aysun’un bitmeyen enerjisine ve neşesine hayrandı. İçte içe kadının keskin zekasına da hayrandı… ancak bu zeka onu bazen korkuttuğu için bu sulara girmezdi hiç. Aysun… Aysun Hale’den ne kadar da farklıydı! Hale’den önce Aysun’la karşılaşsaydım dediği çok zamanlar olmuştu. Hale buz, Aysun ateşti. Hale yalan dolandı, Aysun gerçek. İki kadın da güçlüydü ama Hale ona ihtiyaç duymazken Aysun duyardı ama aynı muhtaç Aysun canı yanarsa çok tehlikeli biri olabilirdi. Kadın bu yüzden Serkan’ın yumuşak karnıydı. Serkan onu biraz da kendi ve Hale’nin güvenliği için gözünün önünde bulunduruyordu. Günün sonunda Serkan’ın hayatında iki önemli kadın vardı. Serkan’ın kalbi ve aklını ikiye bölen kadınlardı bunlar. Aklına Aysun, kalbine Hale hükmediyordu. Çok önemli diğer bir organına kısa süreli hükmedenleri zaten saymıyordu Serkan.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bu işte tek bir sıkıntılı nokta vardı. Aysun Hale’yi yaklaşık altı ay önce öğrenmişti. Öğrenmişti ve Serkan, İsrafil’in Sur’a üflemesinin ne demek olabileceğinin ufak bir fragmanını görmüştü. Türlü yalan dolanla Hale ile sadece iş ortaklığı olduğunu Aysun’a anlatıncaya kadar akla karayı seçmişti. Sonunda ikna edebilmişti neyse ki. Şimdi de şüphe çekmemek, biricik aşkı Hale’yi güvende tutabilmek için Aysun’un her türlü kaprisine katlanıyordu. İşin gerçeği şuydu ki Aysun mükemmel bir gazeteciydi ve şimdi kokusunu aldığı yeni suç örgütünün gizli lideri Serkan’dı. Hale de kara paralarını akladığı özel bankanın müdiresiydi. Aysun’a inşaat işine girdiğine ve eski </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;">işleri bıraktığına dair yemin üzerine yemin etmişti. Yine de Aysun’un hiç olmadık bir şeyden başlayıp hiç olmadık yollardan ilerleyerek hangi sonuçlara ulaşabileceğini daha önce kendi gözleriyle görmüştü. Kendini bazen kasırgaya göz dikmiş bir rüzgar gülü gibi hissetmesine neden oluyordu bu kadın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Serkan Aysun’u yeniden ikna etmişti etmesine ama kadının fazlasıyla ateşli tabiatında bu kez insanı üşüten bir şey vardı. Dört ay önce birden oluvermişti bu. Aysun boğazın kenarındaki buluşmak için sözleştikleri yere gözlerinde ilk kez görülen bir duyguyla gelip oturmuştu. Serkan bunu nasıl tarif edeceğini tam bilememişti. Panik dese değildi, korku dese değildi, üzüntü dese değildi… Hesaplaşma diyecekti neredeyse… İçsel bir hesaplaşma… İyi de kiminle veya neyle…O içsel şey her neydiyse artık Aysun o soğuk ocak gününden beri değişmişti ve bu değişiklik Serkan’ı daha çok korkutur olmuştu. Kadın iki hafta önce ancak rahatlamıştı. Serkan onu iki hafta önce iri gri gözleri olan başarılı ressam Hediye Betül Akat’ın sergisinden aldığından beri öyleydi. Değişik bir enerji gelmişti ona, şu poligon işi de o zamandan kalmaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>İkili kendi dünyalarına dalmış ve sessizce poligona kadar gelmişlerdi. Serkan suratını asa asa Aysun’un peşi sıra içeri girdi. Poligon boştu. Hemen kulaklıkları takıp silahları kaptılar. Önce Aysun ateş etti, hepsi karavanaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Allahtan ateş etmek için ellerimi değil de aklımı kullanıyorum,” dedi kahkaha atarak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Her seferinde vurabildiğini sanmıyorum onda da!” deyip güldü Serkan da.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Evet!” dedi Aysun sesinde oldukça zehirli bir tonla. “Yapabilseydim o Hale denen şıllığın kafasına sıkardım önce!” Yüreği hop eden Serkan Aysun’un sesinden ve gözlerinden damlayan o koyu yeşil zehri adeta görebildiğini düşündü bir an.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Sana o kadınla aramızda öyle bir şey yok demiştim!” giderek sinirleniyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ah! Telefon kayıtlarınız öyle demiyor ama!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Onlar senden önceydi kaç kere söyleyeceğim sana!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Serkan bu noktada aklıyla gurur duydu. Aysun’la tanışır tanışmaz onun kendi için (işleri için ama kalbi için değil) çok önemli olacağını anlamış Hale ile görüşmek için başka bir hat ve telefon bulmuştu. Birkaç kez Hale’yi eski telefondan aramış, bunu da Aysun’a Hale ile yaptığı ayrılık görüşmesinin kayıtları olarak göstermişti. Dolayısıyla Hale sadece eski gözü yaşlı mağdur sevgili pozisyonuna düşmüş, Aysun da böylece sonradan gelip de “yuva yıkan” ikinci kadın oluvermişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Aaaahhh sen sinek küçük ama mide bulandırır lafını hiç duymamışsın galiba be canım! O kadın yine de senin etrafında! Biliyor musun? Eğer yapabilsem gerçekten şu silahı alır onun ağzına sokar ve sıkabildiğim kadar sıkarım!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Yeter dedim Aysun!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ah hani o kadın hiçbir şeyindi! Neden bir anda koruyorsun şimdi onu!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“YETER DEDİM SANA!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aranızda hala bir şeyler var değil mi ha Serkan!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Aysun giderek Serkan’a sokulmuştu. Kendi küçücük boyuna bakmadan upuzun boylu adamın gözlerinin içine bakıyordu. Serkan ciddi ciddi tehdit altından hissetmişti kendini.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“YETER DEDİM LAN YETEEEERRRRR!” dedi ve poligondaki zavallı kağıt adama tam on el ateş etti. İkisi hariç sekiz adet kurşun hedefi on ikiden vurmuştu. diğer iki adet de karavana sayılmazdı hani.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“İŞTE BU BENİM SEVGİLİM YAAAA HEYT BE!” deyip alkışlamaya başlamıştı Aysun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ne … neler oluyor be!” diyebildi Serkan soluk soluğa. Fazlasıyla adrenalin salgılamıştı. Kalbi çarpıyordu ve ağzı kupkuruydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Abi sen ne yaptın ya!” dedi şaşkınlıkla dolu bir ses. “Abi buranın rekorunu kırdın! Hey maşallah benim abime!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ufak tefek, kel kafalı ve gözleri şaşkınlıkla açılmış bir adam içeriye girmiş, zavallı kağıt hedefe bakıyordu. Aysun o çınlayan berrak kahkahasını atıp adama karşılık verdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Sinirlendirmezsen bir halt yapamıyor da sinirlenince içinden bir keskin nişancı çıkıyor!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ha yani derdiniz buydu öyle mi Aysun Hanım!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Aysun Serkan’ın gözlerinin içine bakıp işveli bir şekilde başını evet anlamında salladı. Serkan derin bir nefes alıp güldü. “Te Allah’ım nelerle sınıyorsun beni!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aaa ama bunu kanıtlamamız gerek! Değil mi abi?” diye sordu Aysun kel kafalı adama. Adam sanki bu fırsatı bekliyormuşçasına taramalı tüfek gibi söze girdi:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Abi gözünü seveyim ben buranın sahibiyim! Seni şu mahvettiğin kağıt hedefle fotoğraflarını çekip sosyal medyaya koyayım ha abim olur mu? Reklam yapayım biraz!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“E iyi hadi yap madem!” deyip kasıla kasıla poz verdi Serkan. Halinden memnundu. Aysun’un güzel gözleri ve saçları da fotoğrafı doldurmuştu. Yanında hoş bir kadınla on ikiden hedefini vurmuş zengin ve yakışıklı bir adam olarak sosyal medyada yer almayı hangi erkek istemezdi ki?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><i>Reklamın iyisi kötüsü olmaz, </i>diye düşündü yanındaki Aysun’a bakarken. Helal olsun ne de güzel oynamıştı Aysun rolünü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><i>Gerçekten rol müydü acaba?</i> dedi çok derinlerinden bir ses. <i>Roldü tabii ya ne olacaktı. </i>diye sertçe yanıtladı içindeki bu zayıf sesi Serkan. <i>Bu kadın değil mi içten içe başka bir kadını sevdiğimi anlamasına rağmen benim arkamdan ağlayan hatta intihara kalkan? Arkadaşı Özlem olmasa başaracaktı da… Aysun ateşten bir gömlek gibi ayarı kaçırırsam beni de yakar Hale’mi de… O yüzden ona çok dikkat etmeliyim… Hepsi bu…<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt;"><i><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></i><span style="line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;">İçsel teskin konuşmasından sonra Aysun’la yemek yemişler ve Kanlıca sahilde yürüyüşe çıkmışlardı. Aysun’un çok sevdiği Kanlıca yoğurdunu da yemişlerdi tabii. Kadın yine onu çokça güldürmüştü. Bazen hayatında sadece Aysun olsun istiyordu ama bu anlar çok nadiren geliyordu. Bu akşamın başlangıcında olmasa da geri kalanında hissettiği buydu. Hatta gecenin geri kalanını kadının evinde geçirirken de aklında bu vardı. Hale uzak bir düş gibiydi, asla ulaşılamayacak bir düş gibi…<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Serkan, Aysun’un yatağında uyur ve uykusunda imkansız düşlerinin peşinde koşarken Aysun gayet uyanıktı ve gerçeklerin peşindeydi. Serkan çalışırken onu rahatsız etmesin diye adamın içtiği sodaya uyku ilacı karıştırmıştı. Serkan derin nefeslerle uyurken Aysun flash belleği bilgisayarına takmıştı ve ekranda açılan görüntüye sandalyesine mıhlanmışçasına bakıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;">Tam bu sırada telefonu çaldı. Arayan Saim’di.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aysun naber?” dedi derinden gelen robotik bir ses.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ayyyy… Benimle de mi bu zımbırtıdan konuşacaksın Saim? Biraz rahat olsana ya!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Seni kimin dinlediğini hiç bilemezsin!” dedi Saim’in yapay zeka ile değiştirilmiş sesi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Seninle tam da bu yüzden iş birliği yapıyorum sanki ha?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Tedbirli olmak sonradan dövünmekten iyidir Aysuncuğum! Hoş sen tedbir falan nedir bilmezsin ama ben varım Allahtan yanında.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Aysun gözlerini devirdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Haberleri gördün mü?” diye devam etti Saim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Gördüm! Veli Tanbudak’la Deniz Polatkan’ı anladım ama şu şef ve motokrosçuyla ne ilgisi var bir türlü anlayamadım! Bu adamlar kim suç örgütü içinde olmak kim Saim?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Eh biraz araştırırsan bulursun! Gazeteci ruhunu göster bakalım! Gerçi ben sana büyük bir kıyak geçip seni asıl gerçeğe götürecek kişinin adını vereceğim!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Söyle!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Saim Aysun’a kadının tüylerini diken diken eden ismi söylediğinde Aysun çoktan ekrandaki görüntülere odaklanmıştı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Görüntüler, hareketli Türkiye gündeminde kendilerine haber payesi verilmeyen ama hepsi de Aysun’un beyninde depremler yaratan cinsten şeylerdi. Toplam dört adetti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Birinci haberde kurnaz bir borsacının durdurulamaz yükselişi vardı. Veli Tanbudak delici mavi gözlerini kameraya dikip kollarını göğsünde kavuşturarak poz vermişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İkinci haber Türkiye’nin yeni emlak kralıyla ilişkiliydi. Deniz Polatkan başında baretle İzmir’de denize karşı yükselen gökdelenlerin önünde ağız dolusu gülümseyerek poz vermişti. Ona <i>Türkiye’nin Trump’ı </i>diyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Üçüncü haber Michelin yıldızlı bir Türk şef ile ilişkiliydi. Emin Ezineli yirmi yedi yıl sonra ilk kez Türkiye’ye dönüyordu. Türk gastronomisi bayram ediyordu resmen. Emin şef içten ama hüzünlü bir gülüşle kameraya bakmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Dördüncü haberse ünlü motokrosçu Cihan Derbent ile ilgiliydi. O da çok uzun zaman sonra Türkiye Motosiklet Federasyonun çağrısı üzerine Türkiye’ye geliyordu. Cihan bey oldukça afili kaskı ile poz vermişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><i>Demek oyunu böyle oynayacağız ha!</i> diye düşündü Aysun. Muhattabı henüz kendini belli etmemiş bir düşmandı. Aysun’un en sevdiği türden bir düşman…<i> Kedi fare oyunundan hoşlanıyorsun… Yalnız unutma bu oyunda kolaylıkla kediler fareye, fareler de kediye dönebilir. Senden başka kimse bu oyunu kuralsız oynayamaz sanıyorsun öyle mi… Öyleyse sana cehenneme hoş geldin demekten başka bir çarem yok!<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gözleri Emin Ezineli’nin hafif hüzünlü gülümsemesine kilitlenmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman', serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNDEN KALANLAR 2.Bölüm &amp;quot;Habibe&amp;quot;</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar-2boelum-habibe</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar-2boelum-habibe</guid>
<description><![CDATA[ Geçmişin bulanık sularına atılan taş ikinci halkayı doğurmak üzeredir... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a01f01a61a03.webp" length="41850" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 12 May 2026 18:44:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">2025…İstanbul<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>İstanbul’un kronik hastalığı, yani trafik, mayıs sonunun güzel havasında bir kez daha depreşmişti. Yanından elini kolunu sallaya sallaya, güle oynaya geçen insanlara direksiyon başından hasetle baktı Habibe. <i>Yetişmeleri gereken bir psikiyatri randevuları yoksa demek…</i>diye düşündü. <i>Acaba bu hayattaki bütün sevinç ve kahkahalarımız için doğmadan önce bir anlaşma falan mı yapıyoruz?</i> diye aktı düşünceleri tıkanmış trafiğin ortasında beklerken. <i>Hani zaten rezalet bir pazarlıkçıyım, kesin kazıklanmışımdır! Meleğin bile cenabeti gelir beni bulur ha! Mutluluğu bana on yedi yaşına kadar peşin peşin vermiş, sonrada faiziyle geri almışlar sanki! Ulan tüccarların dünyasına memur ruhla gelmek de ne ya! Memur zihniyete hayatta da hayattan sonra da yer yok Habibe Hanım! Bunu unutmasan iyi edersin!<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>On beş dakikanın ardından Hyundai İ20’si nihayet hareket eden Habibe düşüncelerinden çabucak sıyrıldı sıkıntıyla saatini kontrol etti. Bir arkadaşının arkadaşı vasıtasıyla bulduğu psikiyatristle randevusuna şimdiden geç kalmıştı. Üstüne üstlük seans çıkışında daha gidip çocuklarını okullarından alacaktı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Niye her şeyi ben yapmak zorundayım ya!” diye kendi kendine söylendi. O kadar sinirliydi ki direksiyonu sıkıca tutmaktan parmak eklemleri bembeyaz kesilmişti. İlkokul çağındaki iki küçük çocuğu vardı. Kocasından onun alkol problemi yüzünden boşanmıştı. Ailesi tam bir İç Anadolu ailesi olduğu için bu boşanmayı asla kabul etmemişti. Hele annesinin söylediği sözler hala kulaklarından çınlıyor, aradan geçen onca zamana rağmen hala aynı derecede acı veriyordu. Ne demişti annesi Nedime Hanım:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Adam eve para getirsin, senin de çocuklarının da başında dursun! Daha başka ne olacaktı ki! Boşanacaksın da ne olacak? Adın dul kadın olacak!” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><i>Biz kadınlar</i> <i>hayata eksilerden başlıyoruz ve sıfıra gelmek için dahi o kadar çok çaba gösteriyoruz ki… Hayatta kalmak bile bizim için ne kadar zor …Bizler sadece hayatta kalmakla yetinmiyoruz oysaki, neler neler yapıyoruz ancak muhteşem işlere imza atsak dahi görünmeziz… Biz kadınlar bu dünyanın gerçek hayaletleriyiz. Adalete susamış hayaletleriyiz…Adalet… Gerçi bu hayatta adalet denilen bir şey var mıdır?<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Halbuki gören gözler için neler başarmıştı Habibe, hayata nasıl da demirden pençelerle tutunmuştu. Matematik öğretmeniydi, özel dersler de vermeye başlamıştı. Kimseye muhtaç olmadan iki çocuğuna bakmış, arabasını bile kendisi almıştı. Hoş onun bile lafı edilmişti. Boşanmasının ilk zamanlarında bir ihtiyacın var mı diye sormayan kişiler bu arabayı nasıl aldın diye sorma cüretini kendilerinde bulmuşlardı mesela.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><i>Bu toplum çoktan ölmüş, çürüyor da çürüyor ama iğrenç kokusunu sadece küçük bir grup alabiliyor. Onların da elinden bir şey gelmiyor.<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Zihninden bu düşünceler geçerken elleri direksiyonu İstinye’den Yeniköy’e doğru sürdü. Doktor Fatoş Hanım’ın muayenehanesini bulması gerekiyordu. Çok geçmeden buldu da. Tam vaktinde seansa yetişmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><i><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Eh bu kadarcık da şans benden yana olsun bir zahmet!<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Aklında çocuklara yetişmek varken güler yüzlü çıtı pıtı bir kızın kapısını açıp buyur ettiği apartman dairesine girdi. Kız onu ufak bir bekleme salonuna aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Doktor hanım sizi birazdan alacak. Çay, kahve ne alırsınız?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Habibe az şekerli Türk kahvesi istedi. Şu anda kafasını hızlıca toplayacak bir şeye ihtiyacı vardı. Onun buraya kadar getiren sebep de buydu ya zaten. Korkunç bir kafa dağınıklığı, unutkanlık ve son iki haftadır artmış kabuslar… ama özellikle unutkanlık… Yani on yedi yaşı neredeyse hiç yoktu. Üniversiteye başladığı İstanbul’da İstanbul Üniversitesinin kapısından ilk kez geçene kadar da anılar hep bölük pörçüktü. Memleketi Kaleşehir ve oradaki on yedi yılına ait çok az hatıra kafasında canlanıyordu. Hep müthiş bir tempoda geçen hayatını suçlamıştı bu hafızasındaki karadelikler için. Ancak zaman geçip de taşlar hiç yerine oturmayınca ciddi hem de çok ciddi bir problem olabileceğini anlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><a name="_Hlk212803103"></a>Ayrıca son iki haftadır kopkoyu, her tarafına yapışan bir karanlıktan kurtulmak için deliler gibi çabaladığı şu kabuslar da cabasıydı. Kabuslarındaki derin korku hep kocaman, dal budak sarmış bir ağacı görmesiyle tavan yapıyor ve Habibe terden sırılsıklam hoplayarak uyanıyordu. Bunun tam da hatırlayamadığı geçmişiyle bir ilişkisi olduğunu çok iyi biliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Çocukluğu nasıldı hayal meyal hatırlıyordu. İlkokul ve Anadolu lisesinin orta kısmı da eh fena değildi ama lise kısmı neredeyse tamamen yoktu. Hayatı, on yedi yaşına kadar İç Anadolu’daki Kaleşehir isimli büyük bir ilçesinde geçmişti. Yani insan ömrünün on yedi senesinin en akılda kalıcı yaşlarından olan on yedi yaşını nasıl ve neden hatırlamazdı ki?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Düşünceleri dumanı üstünde, bol köpüklü Türk kahvesinin görüş alanına girmesiyle sekteye uğradı. Kahveyi getiren güler yüzlü kız ikinci kahveyi de odanın sağına açılan küçük bir koridorda bulunan geniş, açık kahverengi kapılı bir odaya götürdü. Çıkarken kapıyı hafif açık bırakmıştı. Habibe gerçekten nefis kahvenin, güzel havanın ve sessizliğim tadını çıkarmaya hazırlanırken bir telefon sesi bütün sükuneti bozdu. Dördüncü çalışında telefonu açan bir kadının ahenkli sesi sessizlikte çınladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Alo…” Doktor kadının karşısındaki kişi galiba istenmeyen biriydi. Kadının cevabı sert ve keskin bir üslupla verilmişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Hayır artık lütfen bana ulaşmamanı söylemiştim… gerçekleri öğrendin artık neyi nasıl yapacaksan yap ve beni bu işe bulaştırma…<a name="_Hlk212803976"></a>Ne? Nasıl? Ah demek tetikleyiciyi buldun…Tamam, hadi tamam gönder.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-bookmark: _Hlk212803976;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Sessizlik olmuştu. Habibe doktorun konuştuğu kişinin ona bir şeyler gönderdiğini anladı. Doktorun hızlıca nefesini tutup sessizce “Kahretsin!” demesinden de gördüğü şeyden hiç hoşlanmadığı sonucunu çıkardı.<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-bookmark: _Hlk212803976;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“İşte şimdi anlaşıldı!” dedi doktor hanım. Karşılığında ise galiba diğer hattın ucundaki kişi galiba kadının pek hoşuna gitmeyen şeyler söylüyordu. Kadının sık nefes alışında belli oluyordu bu.<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Derin sessizlik epey uzamıştı öyle ki Habibe doktorun konuşmayı sonlandırdığını düşündü. Fakat doktorun bu kez içinde büyük bir çaresizliğin debelendiği sesi yeniden tüm boşlukları doldurdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Bu yaptığın… bu yaptığın şantaj…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Habibe’nin duyamadığı sesler boşluğu doldurdu bu kez.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Tamam burada o! Hayatımı resmen bir sarmaşık gibi ele geçirmişsin… zehirli bir sarmaşık gibi…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Lafını bitirir bitirmez kadının içine çektiği derin nefesi duydu Habibe. Sonra derin bir “Offf” dedi ve tekrar derin bir nefes aldı. Yardımcısı kızcağız koşturarak gelip Habibe’nin randevusunu hatırlattı. Habibe saniyeler sonra doktor hanımın karşısındaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Karşıki dağlar yıkıldı mı?” diye sordu karşısındaki ufak tefek yapılı, zarif yüz hatları olan kadına. Delici bakışlara sahip siyah gözleri küçük çerçeveli gözlüklerin ardına saklanmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Henüz değil,” deyip yorgunca gülümsedi doktor hanım. “Kusura bakmayın, hayat işte! Herkes için güzelce bilediği ayrı ayrı bıçakları var. Hiç kimseyi de es geçmiyor!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Çok doğru!” deyip gülümsedi Habibe. Birden bu kadına gerçekten ısındığını hissetti. Çok uzun bir aradan sonra ilk kez kendini gerçekten kanlı canlı bir insanla karşı karşıya bulmuştu. Etrafındaki pek çok insan, gittiği pek çok psikolog robottan halliceydi. İlerleyen teknolojiyle biyolojik olan her şey de sanki mekanikleşmişti. Habibe’ye göre asıl pandemi buydu. İnsanlık, kendi doğasına çok ters olan bir şeye özeniyordu. Mekanik araçların iletişim kurmasına gerek yoktu, halbuki insanlar öyle miydi? Teknolojiye gömülüp dünyayla iletişimi kesenler sonra içsel boşluklarını doldurmak için robottan hallice psikologlara para ödemeye başlamış ve böylece korkunç bir kısır döngü oluşmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gerçi sadece bu düşüncelerin rolü yoktu içinde hissettiği sıcaklıkta… Doktor hanım bir şekilde çok tanıdık geliyordu. Nasıl? Nereden? Bunu bilmiyordu ama ruhunun ta derinliklerinde hissettiği sıcaklığa da yok diyemiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Evet hadi başlayalım!” dedi Fatoş Hanım gayet enerjik bir şekilde. “Sorun şiddetlenen hafıza kaybı değil mi?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“…ve kabuslar,” deyip yanıtladı onu Habibe.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Gerçekten de hatırlamıyorsun,” diye mırıldandı doktor. Habibe buna hiçbir anlam veremedi. “Efendim?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ah mühim değil!” deyip elini zarifçe havada salladı Fatoş Hanım. “Şimdi bana lütfen bana neden geldiğinizi anlatın!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Habibe bir anda baraj kapakları açılırcasına her şeyini anlatmaya başladı. Bütün, hayal kırıklıkları, bütün hüzünler, bütün değersiz hissetmeler. Derinlere indikçe indi, indikçe yeni şeyler hatırlamaya başladığını fark etti ancak konuşurken öyle bir yere geldi ki bir anda sustu. Fatoş hanım gözlüklerinin üstünden baktı yeniden.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Ben köksüzüm!” dedi birden.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Bu ne demek bana açıklar mısınız?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Ben özellikle on yedi yaşımı hatırlayamıyorum. Lisenin son sınıfını. Hayat benim için adeta üniversite kapısından içeri girdiğim anla başlıyor. Kayıp bir çocukluk ve kayıp köklerim var benim… O kökü bulamadım hiç, bu yüzden de hiçbir yerde ve hiçbir kişide köklenemedim…Bunu şimdi anlıyorum! Burada, şu anda idrak ettim!” Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Çünkü ilk kez kendinize bu kadar yakın oldunuz Habibe Hanım!” dedi doktor hanım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İstemsizce yutkundu Habibe. “Ben… ben hipnozla kayıp geçmişleri geri getirdiğinizi öğrendim… bunu… bunu denemek için geldim aslında.” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ağzında değil ama kafasının içinde saklanan, orada dallanıp budaklanan onlarca yıllık bakla nihayet meydana çıkmıştı işte.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Sizi anlıyorum… ama bunu öğrenmek demek cehennemin kapılarını aralamak demek olabilir. Sizin duyduğunuz örnekte öyle olmuştu mesela…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Yaaaa…” diyebildi Habibe yeniden istemsizce yutkunarak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Yeryüzünde insanın kendisiyle verdiği kadar çetin bir savaş yoktur Habibe Hanım,” dedi Fatoş Hanım gözlerini tam karşısındaki kapının altındaki boşluğa dikerek. Sonra keskin bakışlarını Habibe’ye odakladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Buna cesaretiniz var mı?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><i>Kendi de benzer bir şey yaşamış!</i> diye düşündü Habibe. Her bir hücresi ürperiyordu. <i>Böylesine bir hissi bu kadar net tarif etmek bunu yaşamayan biri için imkansız…<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“İki küçük çocuğuyla hayatına devam etmesi gereken tek başına bir anneyim… Çocuklarım benim geçmiş hayatımı soruyorlar ama ben onlara cevap veremiyorum…Bana bakışlarını bir görseniz… Sanki annelerine değil de bir hayalete bakar gibiler! İyi de olsa kötü de olsa artık üzerini kapattığım ne varsa geri istiyorum! Bunu çocuklarım için istiyorum! Onları köksüz bırakmak istemiyorum! Buraya bu yüzden geldim!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Peki o halde!” deyip ayağa kalktı kadın. Keskinliği daha da artan bakışlarıyla “Sonrasında beni suçlamayın ama!” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Habibe içine taş gibi oturan bir korkuyla nefes almaya bile korkarak kadının hareketlerini izledi. Fatoş hanım düğmeye bastı ve siyah perdeler pencereleri örttü. Habibe’yi karanlık odadaki tek ışıklandırılmış yer olan duvardaki minicik kareye doğru döndürdü ve konuşmaya başladı: “Şimdi yavaş yavaş gevşemeni ve gözlerini o kareden ne olursa olsun ayırmamanı istiyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gözünü bir an dahi kırpmadan doktorun dediklerini yaptı. “İçin neşe ve huzur dolu. Her bir nefesinde mutluluğu içine çekiyorsun, kederi ve hüznü dışarı veriyorsun. Cesaret artık damarlarında dolaşıyor…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Doktor Hanım başka bir şey söylediyse de Habibe artık duymuyordu. Bacakları güçlüydü şu an ve ciğerleri hiç sigara içmediği dönemlerdeki gibi sağlamdı. O minicik ışıklı kare giderek büyümüş, büyümüş ve ışığın kendisi haline gelmişti. Habibe bir anda kendini deliler gibi o ışığın içine koşarken buluverdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Işığın nereden geldiğini anladığında bile koşmasını durdurmadı hatta daha da hızlandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kaleşehir’deydi… Unutmayı seçtiği ama artık çok iyi hatırladığı okulundaydı. Yüksek ve görkemli dağları kendine eşsiz bir manzara yapmış okulun geniş mi geniş cümle kapısına doğru koşuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Işığın, temiz havanın, kudretli fırtınaların, karların, baharın memleketiydi Kaleşehir… Nasıl unutabilmişti ki onu?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Bu kapıyı çok severdim. Safi ışıktan yapılmış gibi olurdu. Karanlıktan aydınlığa çıkmak gibiydi, kurtuluşun bizzat kendisiydi sanki.</span></i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Habibe deliler gibi koşarak dışarı çıtı ve okulun ana merdivenlerinden buldu kendini. İlk çıkışta güneş gözlerini kamaştırmış olsa da birkaç saniyede hemen ortama uyum sağladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İlk fark ettiği saçlarıydı. Uzun, kalın örgülü kumral saçları… Sonraları uğraşması çok zor diye kısacık kestirdiği güzelim saçları yeniden onunlaydı. Sevinçten kızaran yanaklarıyla etrafa göz gezdirdi. Heybetli sıra dağlar yerli yerindeydi. Okul arkadaşları geniş bahçede futbol maçı yapıyorlar, birbirlerine bağırıp duruyorlardı. Hava ekim sonunu andırıyordu. Güneşin altında bile insanı hafif hafif ürperten bir serinlik ve karşı dağların eteklerindeki sararmış yapraklar sonbaharın varlığını doğruladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tertemiz havadan derin bir nefes çekti Habibe ve bahçenin ağaçlık ve çimenlik diğer tarafına doğru ufak bir yürüyüşe çıktı.<i><o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Ne çok severdim sonbaharda burada dolaşmayı! Kızlarla kitap üstüne kitap okumuştuk tam da… büyük ağacın altında evet!</span></i><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>İçine dolan yepyeni bir neşe dalgasıyla ağaçların içinde yol almaya başladı. Kaleşehir yeşiliyle ve doğasıyla ünlüydü. Okulun hemen yanında doğayla iç içe bir bahçesi vardı. Hoş, o zamanlarda çoğunluk oraya sigara içmeye kaçardı ya…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Her bir adımda aklına bu ve buna benzer onlarca anı doluyordu. Gülümseyen gencecik yüzler, şen kahkahalar… hepsi de bir sigaranın incecik dumanının beyazlığına sarılmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Habibe’nin içindeki mutluluk çok hafif bir meyil veren tepeyi yavaş yavaş tırmandıkça azaldı. Kalbi deliler gibi çarpmaya başlamıştı. Bu küçücük tepenin altında dev bir ağaç vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><a name="_Hlk212803422"></a><i>Allahım bu o! Kabuslarımdaki ağaç bu! </i><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="mso-bookmark: _Hlk212803422;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Gerçek, olanca şiddetiyle Habibe’ye çarpmaya başlamıştı. <o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Sigara içenlerin bir numaralı saklanma yeriydi bu ağaç. Habibe işte tam da burada bir şeye şahit olmuştu değil mi? Onu senelerce kilitleyecek, kendini bile unutmasına neden olacak bir şey…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Tam da o noktada durdu. Derin bir nefes aldı ve devam etmeye karar verdi. Minik ama kararlı adımlarla tepeyi indi ve bir anda görüş alanına giren şeyle nefesi kesildi. Ağacın geniş gövdesi birbirine sıkıca sarılmış ve aşk dolu sözcükler fısıldayan bir kadın ve erkeği gizlemişti. Daha doğrusu bir kız öğrenci ile bir öğretmeni…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Habibe aniden ikisini de tanıyıverdi. Unutulmuş anılar sel olup zihnine akarken boğazını yırta yırta çıkmak isteyen bir çığlık yine Habibe’nin iki eliyle birden susturuldu. İri iri açılmış gözlerle karşısındaki ikiliye bakarken bakışlarını başka bir bakış zorla kendine çekti. Habibe’nin iri kahverengi gözleri, uzun siyah saçların çerçeve oluşturduğu hınzırca bakan iki siyah gözle çarpıştı. Sinsi bir hınzırlıkla kendine bakan kız sağ elinin işaret parmağını dudaklarına götürüp “sus” işareti yaptı işte tam da o anda Habibe unutmayı tercih ettiği şeyi hatırladı. O keskin gerçek acı bir fren sesiyle zihnine dolmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gözlerini birden karşısında duran lise arkadaşı Fatoş’a çevirdi. Artık o doktor Fatoş Hanım değildi, o Habibe’nin Kaleşehir Anadolu Lisesi’den sınıf arkadaşı Fatoş’tu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkar derler ha Fatoş!” dedi zorla. Boğazı kupkuruydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Öyle Habibe… birisi fena halde gerçeğin ortaya çıkmasını istiyor ve bunun için yapamayacağı şey yok. Buna onca seneden sonra senin izini bulup bana yönlendirmek de dahil…Peki sen… sen neler hatırlıyorsun Habibe?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Aysun!” dedi Habibe gırtlaktan gelen yoğun bir sesle. Sanki Aysun dediği kişi bir balgammış da onu öksürüp bedeninden atmak istiyormuş gibiydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Her şey Aysun’un başının altından çıktı!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">      </span><b><o:p></o:p></b></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünden Kalanlar 1. Bölüm “Hediye”</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar-1-boelum-hediye-3449</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar-1-boelum-hediye-3449</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fb835e01c8e.webp" length="10682" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 21:08:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">2025… İstanbul</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"> </span></p>
<p class="s4"><span class="s5"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">Gecenin bir yarısı yine haykırarak uyanmıştı Hediye. Hızlıca doğrulduğu için başı dönüyor midesi bulanıyordu. Yatağının kenarında biraz oturduktan ve kendine geldikten sonra kalktı, yavaş adımlarla salona gitti. Mayısın yarı ılık yarı sert havasının usul </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">usul</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> oynattığı perdeyi bir hamlede açtı ve büyük pencereden sanki sonsuza kadar uzanıyormuş izlenimi veren İstanbul’a baktı. İçini adeta kerpetenle burkan tuhaf bir his vardı. Bir şeylere yakalanmış da ondan kurtulamıyormuş hissi…</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Canı çok sigara çekmişti birden. Usulca balkon kapısını açıp dışarı süzüldü ve suçlu suçlu sigarasını yaktı. Bırakmak isteyip de bırakamadığı şeydi şu sigara. Bir tarafta da keşke beni bıraksa diye taklalar attığı şeyler vardı. Hayat denilen şey de zaten bu </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">keşkeler</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">, kahretsinler ve </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">şükürler olsunlar</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> arasındaki dengesizlik değil miydi? İnsanın tüm savaşı da </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">keşkeler</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> ile </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">kahretsinleri</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">şükürler </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">olsunlara</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> çevirmek uğruna değil miydi?</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">   Sıradan kocaman bir nefes çekip dumanı üfledi. Sigarayı adeta yercesine içmişti. Sorunlarından kaçmak istese de onlar sapasağlam kayalar gibi bıraktığı yerde duruyorlardı. </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Bu kaçıncı sigarayı bırakmaya çalışmam ama bırakamamam, kaçıncı uyku ilacı, bu kaçıcı psikiyatrist artık… Yeter! Ben sadece huzurlu bir uyku istiyorum!</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> diye düşündü gecenin karanlığına karışan beyaz dumanlara bakarak. </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Tek sığınağım da beni zehirleyen şu şey! </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">diye aktı düşünceleri. Hediye istemsizce o düşünceyi izledi ve zihni onu bilinç altının kıyılarına kadar getirdi. Tıpkı durgun bir suyun üzerindeki taşlardan diğer taşlara atlamak gibiydi ama Hediye’nin aklı o taşlardan atlarken bilinç altının oynadığı aynı oyuna yenilirdi hep. Acı bir fren sesi… onu olduğu yere kilitler, bilinç altının sularına gömerdi.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">    Hediye’yi kaç kez uykusundan çığlık çığlığa uyandıran hayali fren sesi buydu. Kaç kez gerçek hayatta duyduğunda olduğu yerde sıçramasına neden olan ses de buydu. Ancak Hediye neden fren sesinden bu kadar korktuğunu bir türlü anlamıyordu. Zihninin bir yanında kocaman bir boşluk vardı, bir hiçlik. Hediye’nin bütün bir insan olmasına engel olan bir boşluk… Onun hayatına devam etmesine bir türlü izin vermeyen bir hiçlik…</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Sabah Fatoş Hanımı görmeliyim! </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">diye düşündü. Ruhunda hissettiği o görünmez mengene baskısı son iki haftadır iyice artırmış, Hediye’nin uykuları artık tam bir kabus olmuştu. Gece geç saatlere kadar uyanık da kalsa, tablet </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">tablet</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> uyku ilacı da alsa, bardak </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">bardak</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> papatya çayları da içse geceleri bir ya da iki saat uyuyabiliyordu. Onda da zifiri karanlık bir yolda nefes nefese yürüdüğü ve arkasından acı bir fren sesiyle aniden beliren araç farını gördüğü bir kabus sonucu çığlık çığlığa uyanıyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  Son üç aydır gittiği psikiyatrist Fatoş Hanım’ın dediğine göre bu tür atakların tetiğini stresli olaylar çekiyordu. Daha önceki streslerini biliyordu Hediye ama son iki haftadır onu canından bezdiren bu olayın faili hala meçhuldü. Artık canına da tak etmişti.</span></span></p>
<p class="s4"><span> </span><span> </span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Fatoş Hanım’ın önerdiği hipnoz seansını yaptıracağım artık ya! Böyle yaşayamıyorum!</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Yorgun argın, onun için savaş meydanı demek olan yatağına döndü. Birkaç kez döndü, koyun saydı, zihnini tamamen boşaltmayı denedi ama hiçbiri işe yaramadı. Hediye de kalktı, soluğu atölye haline getirdiği küçücük odasında aldı. </span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye duygularını renklerle, paletlerle, fırçalarla, tuvallerle ifade eden biriydi. Yeteneği, ondan nefret eden bir kısımca bile takdir görmüştü. Kadınlar için zaten hayatın her kademesi, her aşaması Türkiye’de çok daha zordu. Sanatın da bundan aşağı kalır bir yanı yoktu. Hediye de pek çok kez aslında muazzam başarılara imza atsa da küçümsenmiş, hakkı verilmemiş hatta </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">hatta</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> fikrileri ve eserleri çalınmıştı. Çılgınlar gibi hakkını aramıştı Hediye. Öyle sessizce köşesinde oturacak bir tip değildi. Sonuna kadar kendini savunmuş olsa da Türkiye’de sanat deyince köşe başlarını tutmuş kişilerin tanıdığı hayat hakkı kadar vardın. Gerisi laf-ı güzaftı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Bütün bunları bilse de rengarenk boyalarını görüverdiği anda gözlerinin içi gülerdi. Tuvalin karşına geçtiği zaman içindeki hep saklı kalan diğer Hediye çıkardı. O, boyların tuvalin üstünde akışından başka hiçbir şeye takılmayan, hatırlayamadığı bir geçmişi olmayan ve bu geçmiş yüzünden kendini sürekli eksik hissetmeyen biriydi. Sadece o, renkler ve tuval vardı hepsi bu. Gerçi resimlerinin onun hatırlanamayan geçmişine bir köprü olduğunu fark etmiyor da değildi. Mesela şu an da deliler gibi siyaha boyadığı bembeyaz tuvalin içinden çıkan tek bir ışık kaynağı gibi… Karanlığı içindeki tek bir ışıktı bu ve hepsi de birbirinden korkunç on üç hayalet yüzü aydınlatıyordu. </span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye resim buraya gelince durdu. O bilirdi ki resimler canlıdır. Şimdi de resim yorulmuştu, dinlenmek istiyordu. Zihni de öyleydi. Şakaklarından başlayan hafif bir ağrı “Artık dur!” diyordu. “Dur yoksa bu işin sonu kötü!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Şakaklardan gelen ağrıları iyi bilirdi Hediye. On yedi yaşından beri o ağrılardan </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">muzdaripti</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">. Hafızasında kocaman bir boşluğun oluştuğu on yedi yaşından beri…</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye, dönüp bakması bile son derece acı verici olan hatta </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">hatta</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> korkunç baş ağrıları olarak fiziksel bir şekilde de hissedilen o boşluğu iyi biliyordu artık. Geçmişte onu son derece korkutan ya da utandıran ya da acı veren bir şey yaşamış olmalıydı. Bunu hatırlamasından korkan zihni kendini korumak için bu baş ağrılarını ona armağan ediyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Size bir tür kötü sürpriz hediyesi bütün bunlar işte!” diyerek bu durumu açıklığa kavuşturmuştu Fatoş Hanım onuncu seansın sonunda. En son seansta ise ağzındaki baklayı çıkarmıştı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Hediye Hanım kendinizi öyle bir </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">ketlemişsiniz</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> ki asıl size ulaşmam çok zor! Bize asıl lazım olanın hipnoz tedavisi olduğunu tahmin ediyordum. Nitekim yanılmadığımı görüyorum. Nasıl ki çok sert bir toprağı kazmanız çok zor olur ve bu iş için toprağı yumuşatmanız gerekirse, şu ana kadar yaptığımız terapilerin de bilinçaltınıza giden katmanları yumuşattığını düşünüyorum! Bence artık hazırsınız! Tabii ki son karar sizin!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s6"><span class="bumpedFont15">  Hazır mıyım? Gerçekten hazır mıyım acaba?</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> diye düşündü odasına girip aynalı tuvalet masasının yumuşak pufunun üzerine çökerken. Gözleri aynadaki aksine bakarken bir yandan da bu muhasebeyi yapıyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s7"><span class="bumpedFont15">   </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Gerçekten o korkunç boşluğa bakma cesaretim var mı? Neyden korkuyorum? Orada göreceklerimden mi? Yoksa göremeyeceklerimden mi? Görünce korkunç bir vicdan azabı yaşamaktan mı? Yoksa ölesiye korkmaktan mı? Utanmak belki… belki isyan… belki nefret…</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Derin bir nefes aldı ve aynadaki kendi gri, yeşil, sarı karışık renkli muhteşem gözlerinin içine baktı. Ne zamandır ilk kez yapıyordu bunu. Hediye bir anda kendini kendi hayatında “otomatik pilota” aldığını dehşetle fark etti. O, asıl benliğini tütsüleyip mumyalamış ve içindeki o korkunç boşluğun içine atmış gibiydi. Onu kendi gözlerinin içine bakmaktan bile korkutan bir cehennemin yaşıyordu Hediye aslında.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Neyse ne! </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">diye düşündü yepyeni bir farkındalıkla gözlerinin içine bakarken. </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Yalan bir cennettense gerçek bir cehennemi tercih ediyorum şu an.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">   İçine doğan bu cesaret anını kaybetmeden hemen Fatoş Hanıma bir mesaj attı. (Fatoş Hanım’a yedi yirmi dört ulaşabilirdiniz. Hediye’nin bayıldığı bir özellikti bu.) Sonrasından ise kafasını yastığa koyar koymaz uyudu ve çok uzun bir süreden sonra ilk kez iyi bir uyku çekti.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Ertesi gün psikiyatrist Fatoş Hanım’ın karşısına geçtiğindeyse geceki kararlılığından eser kalmamıştı. Bunda biraz doktor hanımın sert duruşu da pay sahibiydi. Fatoş Hanım Hediye ile aynı yaşta olmasına rağmen duruşundan bile otorite fışkıran bir kadındı. Şimdi ona nasıl diyecekti ki ben vazgeçtim? Onu yerine: “</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">Şeeyyy</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Fatoş Hanım!” diyebildi. “Ben sanırım hala o boşluğa bakmaktan korkuyorum…”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">   “Burada bir şeye karar vermenizi istiyorum Hediye Hanım,” dedi doktor hanım kararlılıkla. </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Bu kadar ufak tefek bir kadın nasıl bu kadar lafını dinletebiliyor ya?</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> diye düşünürken buldu kendini Fatoş Hanım’ın ince yüz hatlarına ve çikolata kahvesi gözlerine bakarken.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Bana geçmişinizde bir dönemi hatırlayamadığınız ve o hatırlayamadığınız dönem yüzünden geleceğinizi de kuramadığınız için geldiniz doğru mu?”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye usulca “Evet” anlamında başını salladı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">“Hafızanızda on yedi yaşınıza ait bir karadelik vardı ve siz o karadeliğe değil bakmak onun varlığını bile burada öğrendiniz değil mi?”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye yine “Evet” anlamında başını salladı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Şimdi artık sorunun kaynağındayız… Yani isterseniz o karadeliği öylece kabul edip hayatınıza devam edeceksiniz ya da sonuçları her ne olursa olsun o deliğin içine bakacak, geçmişinizde ne olduğunu çözeceksiniz. Hediye Hanım bu seçimi sizin adınıza ben yapamam! Hangisinin doğru olduğunu düşünüyorsanız ona göre hareket edeceksiniz. Bunu kendi özgür iradenizle siz yapacaksınız!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye oturduğu deri koltukta iyice büzüştü. Mayıs öğleninin güzel ılıklığı, dışarıdan gelen deniz, korna ve martı seslerine karışıyordu. Bir an gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve anın içinde kayboldu Hediye. Bir iki saniye sonra ise nefesini vererek güzel gözlerini açtı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Tamam! Ben hazırım!” dedi.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Fatoş Hanım “Tamam,” dedikten sonra masasındaki bir düğmeye bastı. Siyah perdeler yavaşça kapandı ve kendi de kalıp pencereleri örttü. Bu arada duvarda küçük kare biçimde bir alan aydınlatılmıştı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s7"><span class="bumpedFont15">  </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Şimdi sizden sadece omurganızı dik duruma getirip derin derin nefes alıp vermenizi ve gözlerinizi bu ışıklı kareden asla ayırmamanızı istiyorum Hediye Hanım! Kulağınız bende olsun ve aklınızdan geçenler sadece benim sözlerim olsun!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye yine sadece başını salladı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">“İçin büyük bir huzurla dolu,” diye söze başladı Fatoş Hanım. Aynı anda Hediye’nin içine büyük bir huzur doldu. “Her bir zerren çok mutlu ve artık hiç korkmuyorsun!” Hediye gerçekten de çok daha korkusuzdu şimdi. Gözlerinin önünde o ışıklı küçük kare büyüyü kocaman ışıklı bir kapı haline geldiğinde bile içi huzur doluydu ve kendini dünyayı fethedebilirmiş gibi hissediyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Hiç korkmadan seni bekleyen gerçeğe doğru gidiyorsun Hediye!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye oturduğu rahat koltuktan kalkıp ışıklı kapıya doğru yürüdü. Işıktan topuzu açtı ve adımlarını cesurca yıllarca kaçtığı gerçekliğin içine attı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Kendini bir gece vakti ıssız bir bozkırda buluverdi. Hava ılıktı, çiçeklerin muhteşem kokusu burnuna doluyordu. Toprak bir yolun üzerindeydi ve yalnızdı. Üzerinde çok güzel açık yeşil bir elbise vardı. Su yeşili başörtüsü rüzgarda nazikçe salınıyordu. </span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Burası da neresi? Ben burada ne yapıyorum? </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">diye düşündü beyninin küçük bir kısmı. Geri kalan büyük bir kısmındaysa minicik bir korku fidanı çoktan büyüyüp filizlenmişti.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"></span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Geç kaldım! Çok geç kaldım Allah aşkına! </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">diye düşünüyordu diğer Hediye. O kadar acele </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">acele</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">yürüyordu ki nefes nefese kalmıştı. Birden yoldan sesler duydu ve kalbi deli gibi atmaya başladı.</span></span><span> </span></p>
<p class="s4"><span class="s6"><span class="bumpedFont15">  Ah Hediye ah! Ne vardı o kadar geç kalacak! Erkenden geri dönecektin ya hani! Ah Allah’ım ne bu! Köpek falan mı yoksa!</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s6"><span class="bumpedFont15"></span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Köpek değildi, genç bir adam tarlaların ortasında yürümüş ve yola çıkmış gibiydi. O da hiçbir şeye aldırmıyor; sanki gündüz yürüyormuşçasına rahat, hızlı ve ritmik adımlarla yürümeye devam ediyordu. Hediye, aslında adam onu hiç fark etmemiş olmasına rağmen hızlıca yanındaki tepeye tırmandı ve gizlice onu izlemeye başladı. </span></span><span> </span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">Tanıdık geliyor. Kim acaba? </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">diye düşünürken bir anda görüşü keskin bir ışıkla kapandı, bir saniyeliğine kör oldu. Ondan sonraysa acı bir fren sesi duydu. O anda gözleri ne kadar acısa da onları sonuna kadar açtı. Şahit olduğu şey, gecenin karanlığını ikiye bölen araba farlarıydı. Resimlerinde yüzlerce kez çizdiği şeydi… Hipnozun içinde bir kez daha hipnotize olurcasına adeta ağır çekimde sonrasını seyretti Hediye. Her bir saniye bir ömür gibiydi, cehennemde geçen bir ömür gibi… Ona göre yıllar süren o birkaç saniyenin sonunda Hediye yaprak gibi titreyerek ayağa kalktı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Tam o anda beynine bir balyoz yemiş gibi oldu. Kulakları çınlıyor, uğulduyor ve kalbi deliler gibi atıyordu. Gözlerini acıyla kapatıp bir çığlık attı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Uyan Hediye!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Hediye gözlerini şimşek hızında açtı. Deli gibi etrafına baktı. Fatoş Hanım’ın muayenehanesindeydi. Terden sırılsıklam olmuştu. Kalbi hala deli gibi atıyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “İyi misiniz Hediye Hanım?” diye sordu Fatoş Hanım onu yerine oturttuktan sonra perdeleri ve pencereleri açarken. Hediye garip bir şekilde doktor hanımın da oldukça sarsılmış ve terlemiş olduğunu fark etmişti.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"></span></span><span class="s2">“</span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">Ben iyiyim de siz sanki… pek iyi değilsiniz?”</span></span><span> </span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">“Hipnoz seansları hem danışan hem de terapist için zorludur. Siz…siz bana aldırmayın… Peki bir şey hatırlayabildiniz mi?”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Evet… evet bir şeyler gördüm! Fakat her şey şu an karma karmakarışık!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> “Suyu bulandırdık… berraklaşması zaman alabilir! Bugün artık hiçbir şey düşünmeyin ve sizi en çok ne rahatlatıyorsa onu yapın!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Çok yorgundu Hediye. Solgun bir gülümseme ile teşekkür edip muayenehaneden çıkıp soluğu Yeniköy sahilde aldı. Yavaş yavaş sahilde yürüdü, banklara oturup kitap okudu ve alışveriş yaptı. Akşam vakti, tek başına yaşadığı evine geldi. Müthiş yorulmuştu. Gelir gelmez kıyafetleriyle kendini kanepesinin üzerine atıp deliksiz simsiyah bir uykuya daldı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Birkaç gün boyunca zihninden hiçbir ses çıkmadı. Hediye artık hipnozdan da ümidini kesiyordu ki bir akşam vakti her şey değişti. Siyahlıktan fırlayan bir çift araba farının olduğu bir sürü tuvalin doldurduğu atölyesine girdiğinde kapıyı ardından kapatmıştı. Koridorun ışığı kapının altından ince bir çizgi olarak içeriye giriyordu ve içerisi zifiri karanlıktı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> O anda hipnoz seansındaki beynine inen görülmez balyoz bir kez daha beynine indi ve Hediye her şeyi, en ince ayrıntısına kadar hatırladı. Olduğu yere göğsünü tutarak çöktü. Hatırladığı şey o kadar acı vericiydi ki beyninin onu neden unutmayı seçtiğini çok iyi anlamıştı. O kadar dehşetli bir şeydi ki ona en yakın arkadaşını unutturmuş; hatta kader, arkadaşını psikiyatristi olarak karşısına çıkardığında bile onu tanımamıştı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  </span></span><span class="s6"><span class="bumpedFont15">FATOŞ! FATOŞ! FATOŞ! AH ALLAHIM BEN ŞİMDİ NE YAPACAĞIM!</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s6"><span class="bumpedFont15"> </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">Güç bela ayağa kalktı ve salona gidip cep telefonunu aldı ve titreyen parmaklarıyla salya sümük ağlarken zar zor doktorunu, daha doğrusu unutmayı seçtiği ama kaderin bir şekilde yeniden karşısına çıkardığı lise arkadaşını aradı. Kadın hiç bekletmeden telefonu açmıştı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  “Hediye?” dedi boğuk bir sesle. O da ağlamıştı değil mi? Başka türlüsü kaçınılmazdı zaten… </span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  “Fatoş! Fatoş…” diyebildi sadece Hediye hıçkırıkları geceyi yırtıyordu artık. Gözünün önüne su yeşili elbisesi ve başörtüsüyle </span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15">Kaleşehir’deki</span></span><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> lise mezuniyet partisinden apar topar ayrılması gelmişti. Babası belli bir saatte kadar partide kalmasına izin vermişti ama Hediye zamanı unutup eğlenceye dalmıştı. Babasına verdiği sözü tutmasına yirmi dakika kala kendine gelmiş ve evlerine en yakın yol olan ıssız tarladan geçmeye karar vermişti. Elbette neye şahit olacağını bilmiyordu… Şahit olduğu şeyi okul arkadaşı Fatoş’a anlatacağını da bilmiyordu. Yirmi yedi yıl öncesine kalmıştı her şey… ve her şey Fatoş’un söylediği gibi de olmuştu. “Unutacağız bunu Hediye yok sayacağız!” demişti Fatoş. Hediye Fatoşların tek katlı, küçük evlerinin şirin mi şirin bahçesinde doğrudan Fatoş’tan duymuştu bunu. O felaketten birkaç gün sonraydı.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  “Bunu nasıl unuturum Fatoş! Olmaz! Ne olur bir şeyler yapalım!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  “Ne yapabiliriz Allah aşkına! Tek çaremiz unutmak diyorum sana!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  Unutmuşlardı da. Hatta birbirlerini bile unutmuşlardı…Şimdi de Hediye ağlamaktan başka bir şey yapamıyordu. Fatoş da hattın diğer ucunda ağlıyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  “Fatoş… Fatoş… Cihan…” diyebildi. Sonra korkunç bir ağlama nöbeti geldi.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15">  “Biliyorum Hediye, biliyorum… Biz çok ama çok kötü bir şey yaptık!”</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"><span class="bumpedFont15"> Fatoş ve Hediye geçmişlerine ait çok mahrem bir konuşma yaptıklarını düşünüp birbirlerine içlerini açarken üçüncü bir kulağın onları dinlediğinden bihaberdiler. Onlar konuşurken Hediye’nin apartmanının önünde bekleyen siyah bir Polo’nun içindeki bir adam kulaklıklı dinleme cihazıyla kadınları dinliyor, bir yandan da acı acı gülüyordu.</span></span></p>
<p class="s4"><span class="s3"> </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNDEN KALANLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunden-kalanlar</guid>
<description><![CDATA[ Yıllar sonra yolları garip bir şekilde kesişmeye başlayan bir grup liselinin geçmişlerinde sakladıkları sır, hepsinin hayatlarını alt üst  ederek ortaya çıkmak üzeredir. Üzerinde yürümeye çalıştıkları aydınlık yolda arkalarında kanlı ayak izleri bıraktıklarını fark edebilecekler midir? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f77d9e93589.webp" length="61378" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 20:09:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">            </span>1999… İç Anadolu’da büyük bir ilçe…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gecenin ılıklığını ve tatlı kokularla dolu sükunetini, damarlarda adeta devasa bir ikinci nabız gibi hissedilen basların şiddeti bozuyordu. Haziran ayının başına has o muhteşem ılıklıktan müziğin kaynağı olan belediyeye ait büyük tesisin hiç haberi yokmuş gibiydi. Tesisin büyük pencerelerinden dışarıya ışık, müzik, kahkaha; kısaca hayata dair gülümseye neden olan ne varsa taşıyordu. İçeriyi hınca hınç dolduran gençlerin hayat ateşi ile de ortalık fırına dönmüştü. (Hepsi aynı anda açılmış çok sayıdaki televizyon stüdyosu tipi dev lambaların katkısı da yabana atılamazdı elbette.)<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yüksek ve yemyeşil dağlarla çevrili bu büyük ilçenin belediyeye ait çok amaçlı salonunda bu gece şehrin Anadolu lisesinin mezuniyet partisi vardı. Gençlerin hepsinin stresten tırnaklarını yemesine neden o büyük üniversite sınavı öncesi okul yönetimi öğrencilerin moralini yükseltmek için mezuniyet partisini öne çekmişti. Şimdi dünya yansa umursamayacakmış gibi olan gençlerin birkaç gün önce sınav stresiyle ona buna çatıp gözyaşı döktüklerine kim inanırdı?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Şunlara bi bak Hacı!” dedi yılların temizlik görevlisi Osman yanındaki diğer çalışana. “Kanları bak nasıl da kaynıyor! Hep birlikte hoplayıp güplüyorlar! Hiç genç kadın ve genç adamlar birlikte eğlenir mi! Günah! Kaleşehir’in üzerine taşlar yağacak bu dinsiz imansızlar yüzünden!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>“Ne günahı abi! Ne dini imanı yav!” diye yanıtladı onu Hacı. Sesi; okullara, okumaya dair paramparça olmuş hayallerinin kırıklarıyla doluydu ama onu sadece hassas kulaklar duyabilirdi. Hacı’nın kötü talihine bakılırsa da o kulaklara sahip hiç kimse onun hayatında değildi. Nazik, hassas ve sezgili ruhu ömrü boyunca adeta canlı bir hayalet gibi dolanmıştı etrafta. Kimsenin duymadığı çığlıklar atmıştı. İçten içe biliyordu ki bu çocuklar onu duyabilirdi ama işte o noktada da sosyal kısıtlamalar buna müsaade etmiyordu. Oda çareyi bu gençleri <i>kem gözlerden </i>alabildiğine korumakta bulmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Karışma çocuklara yav Osman abi! Her biri çok zeki, pırlanta gibi çocuklar! Hem üzerlerindeki sınav baskısı çok büyük! Çok yoruldular bu sene. Hepsini çarşıda dersanelere yetişmeye çalışırken gördüm. Okul-dersane neredeyse gece yarılarına kadar ders çalıştılar. Ana-babaları neler neler bekliyor şimdi onlardan! Kolay mı öyle bir yükün altında olmak!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hiç ilgilenmedi Osman.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“De get yav!” dedi tersine bilmiş bilmiş. “Yok yükleri varmış yok çok yorulmuşlarmış! Bana çalışıverdiler sanki! Bak anca Amarigana özenmiş cıscıbıl giyinmiş gelmişler! Dinimizde böyle bir şey yok!” diye gürleyip cık cıklayarak ve elindeki süpürgeyle yerleri her zamankinden daha da sert süpürerek uzaklaştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><i>Dini yapamadığımız ama içimizde kalan her şey için bunları özgürce yapan kişilerden intikam alma şekli olarak kullanmayı ne zamana kadar sürdüreceğiz acaba?</i> diye sordu kendine Hacı söylene söylene giden Osman abisinin ardından bakarken. Cevap belli belirsiz bir hisle geldi ve o cevap onu ürpertti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><i>Dünyadaki en son insan ölünceye kadar…<o:p></o:p></i></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Daldığı düşüncelerden birden nazik bir sesin onu uyarmasıyla çıktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Şeeyyy… affedersiniz…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Buyrun!” diye döndü Hacı ve karşısında uzun kumral saçlı oldukça duru beyaz tenli, gözleri eladan yeşile dönen bir kızı buldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Klima çalışmıyor!” dedi kız. Şafak vakti yeşil bir yaprak üzerindeki çiğ tanesi gibiydi güzelliği. Hacı’yı bir an yerinde dondurmuştu kız. Üzerindeki omuzlarını açıkta bırakan mor bir elbisesi vardı. Saçları yumuşak bir topuz olarak yapıldıysa da çılgın eğlencenin sonunda oldukça dağılmıştı ama bu garip bir şekilde kıza çok yakışmıştı. Alnı, yüzü ve boynu ter içindeydi. Ter damlaları bile kıza yakışmıştı sanki.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><i>Allah aşkına tıpkı filmlerdeki kızlar gibi,</i> diye düşündü Hacı istemsiz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Beni dinliyor musunuz?” <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Kızın soru soran sesi Hacı’yı hiç istemese de yeniden dünyaya döndürdü. Kız açılmış gözler ve kavuşturulmuş kollarıyla ona bakıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Haa…ha… ha buyrun! Ne vardı?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Deminden beri salonun kliması çalışmıyor diyorum! Terden sırılsıklam olduk! Bir baksanız!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ha tamam! Olur!” dedi Hacı ama güzel kız çoktan gözlerini kısmış pür dikkat geniş pencereden dışarının kör karanlığına bakıyordu. İşte yine araya hayatın görünmez sosyal sınırları girmişti. O güzel, genç ve gelecek vaat eden bir kızdı Hacı ise sadece belediyenin müstahdemi… ve hayatın acımasızca yan yana koyduğu bu iki insan arasında geçebilecek konuşma en fazla bu kadardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span>Kızsa Hacı’nın varlığını çoktan unutmuş kararlı adımlarla eteklerini tutarak bahçeye açılan kapıya doğru gitmeye yeltenmişti ki gençlik dolu başka bir ses onu durdurdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Haleeeeeee! Nerede kaldın kızım ya! Hadisene seksenler şarkıları zamanı geldi!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Adının Hale olduğunu öğrendiği güzel kız bir an öfkeyle başını çevirse de yüzü saniyeler içinde yumuşadı. Onu meleğe benzeten bir gülücüğü yanaklarına kondurdu ve yeşil uzun elbisesi içinde çok güzel duran arkadaşına bakarak “Tamam Aysun geliyorum! Klimayı düzelttirmek istemiştim de!” dedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>“Ay sana mı kalmış o! Veli’ye deseydin ya! Ya da Mustafa’ya!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Herkes deli gibi eğleniyordu!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>“Aman boş ver hadi! Başlıyor Barış Manço zamanıııııııııııı!” deyip neşe dolu bir kahkaha attı Aysun.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hacı yine istemsizce sırıtarak gençlik ve hepsinden önemlisi umut dolu kızların ardından bakakaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Gülümsemesini yavaşça dudaklarından silen şey ise başını çevirdiğinde Hale adlı kızın gözlerini kısarak dışarıya baktığında gördüğü şeydi. Gölgelere karışan bir adamın silüeti…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 18.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Hacı gecenin geri kalanında cık cıklayıp “Günahkarlar!” diye haykıran Osman abisi yüzünden iki kat fazla çalıştığı için olan bitenden habersizdi. Belediyeye gelen polislere de öyle demişti zaten. Tek bildiği gecenin sonunda duyulan acı bir fren sesiydi. Ondan sonrası tufandı.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ruhlar Akademisi Kısım 5</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-5</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-5</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68c9996c9c6d3.webp" length="52926" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 21:05:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   Bir süre dalgın dalgın boşluğa baktıktan sonra hafifçe ürpererek kendine geldi Rizzi. Ruhunun eterik bedeninden saçılan minik su damlacıkları Aylln'in yüzünde neşeyle patlarken "Az sonra Alex ve Gyan ile buluşacağız! Kafandaki bütün soru işaretlerini silecekler. Tabii bir hava elementi için bu ne derece tatmin edici olur onu bilemem!" dedi ve hafifçe kıkırdayıp yürümeye devam etti.</p>
<p>  Öylece kalakalmıştı Aylin. Ölmüştü, bunu idrak ettiği yetmezmiş gibi daha öldüğünü anladığı anda kendini gayya kuyusu gibi bir ahiret hayatının içinde bulmuştu. <em>Bunlara bir şey deniyordu dünyada. Neydi... neydi... Hah! Entrika! Burada bile mi entrika var? HADİ CANIM SENDE!</em></p>
<p style="text-align: justify;">  Aylin gerçekten öldürülmüş müydü? Öldürüldüyse eğer bunda Rizzi ve şu an yanlarına götürüldüğü diğer arkadaşlarının bir payı var mıydı? Rizzi yüksek seviyeli bir ruhun işin içine karışmış olabileceğinden şüphelenmişti. Yüksek seviyeli bir ruhun müdahalesini gerektirecek ne yapmıştı ki bunlar? Eğer yüksek seviyeli bir ruh bu olaya müdahilse o zaman... Rizzi kötü kişi mi oluyordu?</p>
<p style="text-align: justify;">  Aklından binbir soruyla önünden giden su ruhunu takip etmeye koyuldu. İçinde fırtınalar kopsa da dışarıya bir şey çaktırmamaya çalııyordu. Daha doğrusu öyle olduğunu sanıyordu ta ki Rizzi arkasını dönüp ona "Sen neye kızdın öyle?" diye soruncaya kadar... Ona "Neden bahsediyordun sen!" diye atarlanmaya kalksa da Rizzi'nin bakışlarını takip ederek kendi ruh bedenine bakakaldığında su ruhunun neden bahsettiğini anladı. Kapkara kesilmişti ruh bedeni. Hava, kapkara bulutlar misali hızlıca yer değiştiriyor ve ara ara çakan şimşekler görülüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">  "Bu da ne?" diye sordu şaşkınlıkla.</p>
<p style="text-align: justify;">  "Bir şeye sinirlenmişsin!" diye yanıtladı onu Rizzi. "Bende de kızdığımda dav dalgalar oluşur ve metrelerce öteden dalga sesleri duyulur! Alex'de volkan patlamaları oluyor, Gyan'da da depremler... Ah Gyan'ın depremleri her yeri sarsıyor, bilemezsin tam bir kabus! İnan bana içimizde en üsturuplumuz sen çıktın!" deyip kahkahayı bastı.</p>
<p style="text-align: justify;">  Yolun geri kalanını büyük bir sessizlik içinde aldılar. Geniş bir alandan birçok koridorun olduğu bir yere geldiler ve koridorun birine saptılar. Her şey çok karışık görünüyordu, öyle ki Aylin'in Rizzi'nin nasıl olup da yolunu bu kadar kesin bir şekilde bilebildiğine çok şaşırdı. Onun çoktan zihni çorbaya dönmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">  Aylin'in zihninde düşünceler uçuşup dururken Rizzi Aylin'i geniş ve garip bir metal kapının önüne getirmişti. Her şey bir bilim kurgu setinin (sahi öyle mi deniyordu onlara?) içi gibiydi. Kendiliğinden ışıklı koridorlar, garip bir metalden yapılmış kapılar, bol ışıklı ve garip rünlü bilgisayarlar...</p>
<p style="text-align: justify;">  Rizzi kapıyı kulağa oldukça garip gelen bir melodiye göre tıkladı ve tıklama biter bitmez kapı kendiliğinden açıldı. Önce su ruhu girdi içeriye aceleci adımlarla. Sonra da aynı acele ile şaşkın şaşkın etrafına bakınan Aylin'i içeriye çekiverdi. Aylin odanın içine doğru sürüklenirken Rizzi'nin kapıya endişeli endişeli baktığını da gözden kaçırmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">  İkili odanın ortasına gelince zınk diye durdular ve Aylin'in kendini oldukça garip döşenmiş bir odaya bakarken buldu. Yerde karışık desenli 1800'lü yıllardan kalma gibi gözüken bir İran halısı, etrafta birkaç 1950'lerden kalma tekli koltuklar, duvarlarda etrafı çepeçevre saran dev bir kütüphane bulunuyordu ve aydınlatma ortaçağdan kalma dev şamdanlar ile sağlanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">  Bu garip odanın karanlık köşelerinden başlayan hareketlenme, dağınıklığını bir türlü toparlayamayan Aylin'in zihninde dev bir korku dalgası yarattı ve bu korku enerjisi Aylin'in çığlık atıp Rizzi'ye sarılmasıyla noktalandı. Ancak duyduğu üç ayrı kahkaha, bu keskin korkunun yerini yine aynı keskinlikte bir merakın almasına neden oldu ve sonunda Aylin kendini ateşlerin, toprağın ve suyun oluşturduğu üç ayrı ruh bedenine bakarken buldu.</p>
<p style="text-align: justify;">  "İşte şimdi çember tamanlandı kardeşlerim!" dedi bedeni alevler içinde olan ruh. "İşte şimdi hakkımızı arayabiliriz!"</p>
<p style="text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ruhlar Akademisi Kısım 4</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-4</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-4</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_689244d6866a8.webp" length="6102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 20:55:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>  "Ben... ben artık neye inanacağımı şaşırdım," diyen Aylin yutkundu. (Ya da öyle olduğunu sandı.)</p>
<p>  "Sadece gel ve buraya bak!" diyen Rizzi'nin gösterdiği yere baktığında şaşkınlıktan Aylin'in adeta dili tutuldu. </p>
<p>   Rizzi onu dev bir aynanın karşısına getirmişti. Kendi görüntüsüydü Aylin'i bu kadar şaşırtan... Tıpkı Rizzi gibi görünüyordu. Tek fark, Rizzi'de hissedilen suyun varlığı yerine Aylin'deki müthiş hava enerjisiydi. Aylin, bedeninin içinde anaforlar yaparak gezinen havayı görebiliyordu ve gözleri...aynı sarı ışıklı küreler onda da vardı.</p>
<p>   Rizzi, Aylin'in ifadeleri hakkında hiçbir yorum yapamadığı ve şimdi kendinde de olan o sarı ışıklı kürelerle ona bakıyordu. Aylin de o bakışa sessizce karşılık verdi. Rizzi'nin gözlerinin içine baktıkça zihninde onlarca soru birbiri ardına tomurcuklanmaya başladı.Tam ağzını açacaktı ki Rizzi onun yerine konuştu:</p>
<p>  "Ben burada ne arıyorum? Neden hiç bir şeyi doğru düzgün hatırlamıyorum? Bu neden en gerçek halim mi? Tamamen öldüm mü yoksa ufacık da olsa bir kurtulma ihtimalim var mı veee en son ve en can alıcı soru... eee şimdi ne olacak?"</p>
<p>  "Yani hala bir aklım varsa eğer onu okudun Rizzi!" diye karşılı verdi Aylin. Cevap, Rizzi'nin içten kahkahaları olarak geldi. Kahkahasında bile gürleyen dalgaların tınısı seziliyordu.</p>
<p>  "Sen gerçekten de tam bir hava elementisin!" deyip kıkırdamaya devam etti. "Bayılıyorum sizin adaptasyon yeteneğinize! Bir ruh ölüme bile mi bu kadar kolay uyum sağlar canım aaa!"</p>
<p>  Bu sözlerden sonra Aylin'in havası değişivermiş, kendini kötü hissetmişti. İstemeden de olsa pot kırdığını anlayan Rizzi, "Gel seni her şeyi bilen ruha götüreyim," diyerek havayı dağıtmak istedi. Başarılı da oldu, çünkü söylediği her bir kelime adeta bomba misali Aylin'in zihninde patlamıştı.</p>
<p>  "Her şeyi bilen ruh mu? Kimmiş o?"</p>
<p>  "Adı Alex!" Bir ateş ruhu! Biz,senin gelişinle element çemberini tamamlamış oluyoruz Aylin! Hava ruhu sen, su ruhu ben, ateş ruhu Alex ve toprak ruhu Gyan...Aslında senin gelişini dört gözle bekliyorduk ama ne yalan söyleyeyim bu kadar çabuk beklemiyorduk! Bu kadar çabuk buraya gelmen... sanırım üst düzey bir ruh bizden şüpheleniyor!"</p>
<p>  "Bir dakika dur orada!" diyen Aylin zınk diye hem kendini hem de Rizzi2yi durduruverdi. Zihni, zar zor hatırladığı kadarıyla dünya hayatında da iyi çalışırdı ama gerçekten buradaki algılama düzeyini tanımlayacak kelime bulamıyordu. Belki de beyninin yüzde yüzünü asıl şimdi kullanıyordu kim bilir? Tek fark edebildiği zihninin her türlü olasılığı ve veriyi saliseler içinde tarayıp ona somut bilgi olarak kolayca sunabilmesiydi.</p>
<p>  "Ne demek seni bu kadar çabuk beklemiyorduk? Dünya hayatımın beklenenden kısa sürmesi demek benim öldürüldüğüm anlamına gelir!"</p>
<p>  "Böyle bir olasılık var, evet!" diyen Rizzi'nin yüzü dalgın sesi soğuktu. "Tek aklıma gelen olasılık Akademi'den birinin bu işe bulaşmış olabileceği..."</p>
<p>  "Akademi mi?" diye şaşkınlıkla sordu Aylin.</p>
<p> "Evet," dedi Rizzi yine dalgın dalgın. "Ruhlar Akademisi..."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ruhlar Akademisi Kısım 3</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-3</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-3</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_68791b4375606.webp" length="12778" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 19:16:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>   Aylin şaşkınlıkla bakakalmıştı. "Ben... öldüm yani," diyebildi. Boğazının olması gereken yerde taş gibi ağır ve sert bir yumru vardı sanki. "Daha çok erken değil miydi?" diye mırıldandı kendi kendine.</p>
<p>  "Burada ruhunun gözleri ilk kez açılan herkes aynı şeyi söyler!" dedi Rizzi. "Şimdi sana ruhunun aslında nasıl gözüktüğünü gösterme zamanı! Haydi kalk!" diye ekledi ve zarifçe, akan su misali hareket etti.</p>
<p>   Aylin, Rizzi'nin hareketlerini adeta hipnotize edilmiş gibi takip etmeye başladı. Oturduğu metalimsi yataktan hızlıca atladı ve atladığı gibi de kendini Rizzi'nin yanında buldu.</p>
<p>  "Hey! Ama... ama bu nasıl oldu?"</p>
<p>  "Sen hava elementisin! Hızlı hareket senin doğanda var Aylin! Aslına bakarsan sana R13061988 demeliyim!"</p>
<p>  "R13061988" dedi Aylin tekrar ve bu sayılar zihninde bir ışık yaktı. "R13061988! 13 Haziran 1988 yani! Bu benim doğum tarihim!"</p>
<p>  "Çok doğru! Geri kalan  "R" de İlahi Sistemdeki bir kodlamadır. Senin hangi aileye doğduğun, kadın mı yoksa erkek mi olacağın, neler yaşayacağın, ne zaman ve ne şekilde öleceğin hepsi bu kodun içinde saklı! Ancak onu herkes değil, sadece bazı görevli ruhlar okuyabiliyor!"</p>
<p> "Nasıl bir saçmalık bu?" dedi Aylin hırsla.</p>
<p> "Saçmalık değil, bunun adı ölüm..." dedi Rizzi soğuk bir şekilde. "...ve kuralları ben koymuyorum!"</p>
<p> "Senin neden R bilmem ne diye bir ismin yok o zaman!"</p>
<p> "Aaaahhh var elbette.  " dedi Rizzi sarı ışıklı göz küreleri daha da parlaklaşırken. "Ben sadece yeniden bedenleninceye kadar kendimi, kendi kaderimin gizlerini çözmeye adadım! O yüzden ne olduğumu asla unutmamayım diye en kötü kaderimi yaşadığım hayatımdaki ismimi sürekli kendime hatırlatıyorum! İsimlerin özel bir gücü vardır Aylin! Bize aslında kim olduğumuz ve ne olduğumuzu hep hatırlatır! Burada bile hatırlatır!"</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ruhlar Akademisi Kısım 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-2</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202507/image_870x580_6871352d4b7b0.webp" length="86590" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 20:14:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>  "Ne demek şimdi bu! Ben... bana ne oldu böyle! Neresi burası kahretsin! NELER OLUYOR BURADA!"</p>
<p>  Sözcükler, her nasılsa garip bir şekil almış bedeninden şiddetini giderek artırarak çıkıyordu. Tam da artık bu sözcükler çığlıklara dönmeye başlıyordu ki yumuşak bir ses durdurdu onu.</p>
<p>  "Sakin ol lütfen!" demişti birisi arkasından. Sesi adeta akan sular gibiydi, dinledikçe içi ferahlamıştı sanki. Kendini güç bela çevirip sesin sahibine baktığındaysa gözleri (artık bir çift gözü olup oladığını tam bilemese de) şaşkınlıkla açıldı.</p>
<p>  Cinsiyetsiz bir beden vardı karşısında. Şeffaf,içi dalgalanan denizler gibi mavinin farklı tonlarında dalgalarla dolu bir bedeni vardı ve basbayağı bu  bedenden hafif hafif dalga sesleri de yayılıyordu! Göz yerine iki adet , içinden sarı ışıkların taştığı küre mevcuttu ve ağız ya da burun yoktu. Tanrı aşkına bu yaratık nasıl nefes alıp konuşuyordu peki!</p>
<p>  "Bakıyorum da sorularla dolusun!" deyip kahkaha attı yaratık. "Haklısın ama! İlk seferinden ben de böyle olmuştum! Bu arada adım Rizzi!" dedi görünmeyen ağzıyla. Sesi hem çağlayan ırmaklar kadar coşkun hem de gece yakamoz vurmuş denizler sakin ve huzur vericiydi.</p>
<p>  "Beni, seni karşılamam için özellikle gönderdiler," dedi Rizzi. "Ben su elementi  baskın bir ruhum anladığın üzere! Bazılarımız ta en başından beri bu tür bir baskınlıkla var olduk. Tıpkı sende çok fazla hava elementi olduğu gibi bende de çok fazla su var! Çok yakında daha iyi anlayacaksın Aylin!"</p>
<p>  "Aylin?" dedi kendi kendine ve sanki sihirli bir sözcük söylemişçesine zihninde birbiri ardına şimşek çakar gibi görüntüler belirmeye başladı.</p>
<p>  Zihninde uzun boylu, kumral, kahverengi gözlü bir kadın; güneşli, deniz kıyısındaki büyük bir kentin caddelerinde yürürken görünüyordu. Yüksek katlı evler,ardı ardına çalan kornalar,deniz esintisi, bir ikindi vakti güneşin altında menevişlenen denizi gören dar sokaklar ve... ve hemen yanı başındaki genç bir adam... Adamın ona "Aylin şuna bak! " deyip suyun üzerinde süzülen martıyı gösterdiği anda taşlar yerine oturdu.</p>
<p>  "BEN AYLİN AKARCALI'YIM! İZMİR'DE YAŞIYORUM! BURASI DA NERESİ! KOCAM NEREDE?BIRAKIN BENİ!NELER OLUYOR BURADA!"</p>
<p>   Rizzi'nin (nasıl olduysa) derin bir nefes aldığını duydu. Durdu ve konuşmaya başladı Rizzi. O derin sakinliği ile öyle şeyler söyledi ki her bir kelimesi adeta Aylin'in zihnine çakıldı.</p>
<p>  "Aylin Akarcalı'ydın! Burada R13061988' sin ve... ve artık öldüğünü, dünya hayatının geride kaldığını kabul etmen gerek!"</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ruhlar Akademisi Kısım 1</title>
<link>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-1</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ruhlar-akademisi-kisim-1</guid>
<description><![CDATA[ RUHLAR AKADEMİSİ

  Bembeyaz ışık her yerdeydi. Başı yoktu, sonu yoktu. Tek mutlak gerçek ışığın kendisiydi. Ne zamandan beri ışığın içindeydi? Tek hatırladığı sonsuza uzanan  bu beyazlık içinde huzurla yüzdüğüydü. Sanki zamanın başından beri vardı ya da sanki hemencecik oluşuvermişti. Hiçbir fikri yoktu zaten olsun da istemiyordu. Bir yerlerden zihninde bir cümle beliriverdi. “Anı yaşamak…” İşte şimdi, tam da şu anda bu muhteşem huzuru yaşamak, bu beyazlık içinde sonsuza dek yüzmek istiyordu. Ancak ne demişler? Hiçbir güzellik sonsuza dek sürmez. Nitekim ne kadar olduğunu kestiremediği bir zaman sonunda etrafında önce yavaştan uğultular belirmeye başladı. Uğultulara zamanla titreşimler eşlik etti ve her ikisi de giderek şiddetlenirken duyduğu derin iç huzur yerini derin bir kaygıya bıraktı.
  Kaygının en yüksek olduğu anda da gözleri bir anda açıldı. Açıldığı gibi de geri kapandı. Yine bir beyaz ışık vardı ama bu kez ışık gözlerini korkunç bir şekilde acıtmıştı. İlk beyaz ışık gibi huzurlu, en derin yaraları sarıyormuşçasına yumuşak değildi. Hatta yapay bile diyebilirdi bu ışık için. Kendini zorlayarak gözlerini yeniden açmaya çalıştı. Nedense görüşü oldukça bulanıktı. Kulakları da duymuyordu. İç içe geçmiş renkler ve uğultular (ve acılar) kakafonisiydi yaşadıkları.
  “Hııımmm bir hava elementi daha gelmiş,” Uğultuların arasından sanki bunu duymuştu. Oldukça yankılı ve kesik kesikti ama duymuştu. Duyu yetisi gibi görü ve his yetisi de yavaş yavaş yerine geliyordu. Bulunduğu yerde (orası neresiyse artık) yalnız değildi, ses, ışıklar ve korkunç bir acı onu sarmalamıştı. Bir anda geliveren ani, keskin bir ağrı ile başının ortadan ikiye ayrıldığını hissetti ve canhıraş bir çığlık atarak yerinden kalkmaya çalıştı. Daha doğrusu öyle sandı. Yanına gelen belli belirsiz silüetin rahat tavırlarından anladığı kadarı ile ağzından minicik bir inilti çıkmıştı ve sadece çok az kıpırdayabilmişti.
  “Ama sakin olmalısın,” dedi silüet. Sesi artık çok daha anlaşılırdı. “Ölümün henüz gerçekleşti. Bedenin ile tam bağlantın kesilene kadar bu acılar sürecek ancak giderek hafifleyecek merak etme.”
  Bu son sözler üzerine gözleri tüm acılara inat faltaşı gibi açılıverdi. Tepesinde yanan devasa florasan lambalar gibi lambaları, her yerdeki bir sürü bipleyen bilgisayarı ve karşısındaki daha önce hiç görmediği tarzdaki yaratığı gördü. Aman Tanrım, diye düşündü. 
  “NEREDEYİM BEN!”  panikle çıktı sözcükler ağzından.
 “Öteki dünyadasın!” diye yanıtladı onu garip yaratık. “Dünya simülasyonunun süresi bitti. Ölümün ani oldu dolayısıyla bilinç olarak kendini buraya hazırlayamamıştın. Böyle hissetmen tamamen normal R13061988,” Durdu ve iri gri gözlerle ve neredeyse akan sular gibi görünen vücudu ile gözlerinin içine baktı. “Bu kadar hava elementi sana boşuna verilmedi herhalde! Durumu çabuk kavrarsın!” deyip yavaş yavaş uzaklaştı. Neden sonra geri döndü ve “Merak etme az sonra her şey sana anlatılacak!” dedi ve hızlıca uzaklaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202505/image_870x580_68373fef333ca.webp" length="34834" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 28 May 2025 19:56:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zirve</title>
<link>https://fikirizleri.com/zirve</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zirve</guid>
<description><![CDATA[ Hayattaki kurduğumuz hayaller hep uzaktan baktığımız o uzak dağın yüksek zirvesi gibi... Yakın gözüküyor ama değil, kolay ulaşılabilir gibi ama ona giden yol labirentlerle ve sarp, yol vermez patikalarla çevrili.Kimimiz uzaktan öylece seyre daldık o zirveyi kimimiz de ona ulaşmak için ellerimiz, ayaklarımız parçalansa bile o sarp kayalıklarda yürüyüp dik yamaçları tırmandık ama sonuçta zirvenin giderek uzaklaşan silüetine bakakaldık... O yamaçlar ve zirve hep fethedilmez kaldı kimileri için, yüzünü bile çevirip bakmadı.Kimimiz ise zirve diye bir şeyin farkında bile değildi ama bazıları oraya ulaştı.Çoğunluğun şaşkın bakışları altında yüzünü hırçın rüzgarların hırpalamasına izin vererek zafer naraları attılar.Bize de onların naralarının yankılarını dinlemek düştü. Sonra düşündük bu nasıl yaptılar diye... (Yani iyi niyetliler düşündü. Kötü niyetliler arkalarından demediğini bırakmadılar) Sahi neydi acaba bizi oraya çıkarabilecek güç? Var mıydı  bir kısa yol? O zirveye ulaşanlara baktığımızda ne özel bir süper güç gördük ne de bir kısa yoldan gittiklerine şahit olduk. Tek bir ortak noktaları vardı; Kararlılık ve azim... Çünkü bir insanın işbirliği yapmış yüreği ve aklı karşısında geçilmeyecek sarp yol, tırmanılmayacak dik yamaç ve fethedilemeyecek zirve yoktu... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679bc7113e2d5.jpg" length="107394" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 23:50:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sahibinden Satılık Kalp Kısım 2</title>
<link>https://fikirizleri.com/sahibinden-satilik-kalp-kisim-2</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sahibinden-satilik-kalp-kisim-2</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67ab814a257cf.jpg" length="111937" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 11 Feb 2025 19:57:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Her zamanki birbirinin aynı sabahlardan biriydi işte! Neden öyle devam etmiyordu? İçinde bir yerde büyük bir panik dalgası başlamak üzereydi.. "Hayır! Hayır şimdi olmasın lütfen!" diye düşündü. Uzun süredir panik bozukluktan muzdaripti ve şimdi de başlayacak bir atağın ayak sesleri duyuluyordu. Durdu, karga ile bakışırken nefesini rahatlatmaya çalıştı. İlginçtir ki karganın bakışları altında gerçekten sakinleşmeye başlamıştı. Son titreşimler ve kalbinin son telaşlı çırpınışları normale gelince sonra kafasının içinde "Yaklaş Ahmet! Benden korkma! Sürekli kendine sorduğunu sandığım ama aslında sisteme sorduğun soruların cevabı olarak gönderildim!" cümlesi yankılandı.<br>  Donmuştu Ahmet bey. O anın içinde şaşkınlığın, korkunun, merakın ve çok ama çok içerde bir yerde böylesi bir şeyi aslında biliyor olmanın verdiği haklı gururlulukla donmuştu. Donmuştu çünkü zavallı beyni aynı anda bu kadar çok duyguyu hissedebilmeyi unutmuştu. Hislerin, yani mantık bariyerine çarpmamış, onun dikenli süzgecinden geçmemiş hislerin her zaman doğruyu söylediğini çoktan unutmuştu. O hisler ki kaynaklarından yani kalplerden ilk çıktıklarında saflıklarından parlarlar ancak akıl onları evirir çevirir, boyar, parçalar sonunda hiçbir şeye benzemeyene kadar onunla uğraşır. Ahmet bey artık çok derinlerinde kalmış bu bilgiyi hatırlamıyordu tabii ama karganın biliyormuş gibi bir hali vardı. Bu yüzden dile gelmişti belki de kimbilir...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arınma</title>
<link>https://fikirizleri.com/arinma</link>
<guid>https://fikirizleri.com/arinma</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202502/image_870x580_67ab13fd14e09.jpg" length="31774" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 11 Feb 2025 12:17:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords>Şiir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Aktı ruhumun makyajı dünyanın karanlık aynasına</p>
<p>Yekpare ışık kalıncaya kadar aktı zifir içimden </p>
<p>Renkli rujlar katran,sedefli farlar zifir</p>
<p>Aktı gitti hayalet gözlerimden akan kristal gözyaşlarıyla</p>
<p>Işığa ağıt,karanlığa haykırış oldum</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sahibinden Satılık Kalp</title>
<link>https://fikirizleri.com/1.K%C4%B1s%C4%B1m</link>
<guid>https://fikirizleri.com/1.K%C4%B1s%C4%B1m</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679936a126c09.jpg" length="73865" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jan 2025 21:41:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>1.Bölüm<br>                                                 Karga</p>
<p>       Her zamanki gibi bir güne her zamanki gibi uyandı Ahmet bey. Burnuna dolan demini almış çay kokusu, tavada kızartılan bir şeyin cızırdayan sesi (muhtemelen yumurtalı ekmek), her sabah penceresine gelip öten karga hepsi yerli yerindeydi ve Ahmet bey'e "Bir dakikası bile aynı olmayan bir evrende sürekli aynı günü tekrar yaşayan sevgili Ahmet günaydın!" diyordu adeta. Büyük bir iç sıkıntısı ile yatağından kalktı. Elli dört yaşındaydı ve son otuz dört yılını evet bir gün dahi tatil yapmadan son otuz dört yılını yüzünü çok az güldürebildiği kızı Ayça, ev-iş-çocuklar üçgeni içinde sıkışıp yaşamayı unutmuş bir eş ve yirmi metrekarelik bir antikacı dükkanında harcamıştı. Elini yüzünü yıkarken de bu hayat muhasebesini yapıyordu. Aslına bakacak olursanız son üç yıldır neredeyse her gün bunu yapıyordu ama sonuç kocaman bir hiçti. Sadece düşünüyor, yapamadıkları için hayıflanıyor ve kötü kaderini suçluyordu o kadar. O kadere karşı durup hayallerinin peşinden koşmayı aklından bile geçirmiyordu. Gerçi peşinden koşulacak bir hayali de kalmamıştı ya...<br>     Yüzüne çarptığı soğuk suyla biraz olsun ayıldıktan sonra mutfağa giden uzun koridor boyunca yürürken açık kalan yatak odasının kapısından içeri baktı gayri ihtiyari. Sonradan düşününce bunun istemsiz bir hareket olmadığını anlayacaktı ama o an oldukça doğal gelmişti. Kafasını çevirip içeri bakması doğaldı da sonrasında olanlar hiç doğal değildi; çünkü Ahmet bey gözünü ona fütursuzca dikmiş olan karga ile bakışlarını çarpıştırmıştı. Bir anda çok kısa bir an elektrik çarpmış gibi bir sarsıntı hissetmişti. Öyle ki neredeyse her bir hücresinin titreşimini hissetmişti ve bu onu çok korkutmuştu. Neler oluyordu? Her zamanki birbirinin aynı sabahlardan biriydi işte! Neden öyle devam etmiyordu? İçinde bir yerde büyük bir panik dalgası başlamak üzereydi.. "Hayır! Hayır şimdi olmasın lütfen!" diye düşündü. Uzun süredir panik bozukluktan muzdaripti ve şimdi de başlayacak bir atağın ayak sesleri duyuluyordu. Durdu, karga ile bakışırken nefesini rahatlatmaya çalıştı. İlginçtir ki karganın bakışları altında gerçekten sakinleşmeye başlamıştı. Son titreşimler ve kalbinin son telaşlı çırpınışları normale gelince sonra kafasının içinde "Yaklaş Ahmet! Benden korkma! Sürekli kendine sorduğunu sandığım ama aslında sisteme sorduğun soruların cevabı olarak gönderildim!" cümlesi yankılandı.<br>  Donmuştu Ahmet bey. O anın içinde şaşkınlığın, korkunun, merakın ve çok ama çok içerde bir yerde böylesi bir şeyi aslında biliyor olmanın verdiği haklı gururlulukla donmuştu. Donmuştu çünkü zavallı beyni aynı anda bu kadar çok duyguyu hissedebilmeyi unutmuştu. Hislerin, yani mantık bariyerine çarpmamış, onun dikenli süzgecinden geçmemiş hislerin her zaman doğruyu söylediğini çoktan unutmuştu. O hisler ki kaynaklarından yani kalplerden ilk çıktıklarında saflıklarından parlarlar ancak akıl onları evirir çevirir, boyar, parçalar sonunda hiçbir şeye benzemeyene kadar onunla uğraşır. Ahmet bey artık çok derinlerinde kalmış bu bilgiyi hatırlamıyordu tabii ama karganın biliyormuş gibi bir hali vardı. Bu yüzden dile gelmişti belki de kimbilir...<br>   İlk şaşkınlığı geçince korkuyla yavaş yavaş pencereye doğru adım attı Ahmet bey. Karga hala bilmiş bilmiş onu süzüyordu. Yavaş hareketlerle pencereyi açtı ve korka korka karganın göz hizasına indi. Gözler nihayet arada herhangi bir engel kalmayıp da buluştuğunda Ahmet bey karganın dipsiz kapkaranlık bir kuyuya benzeyen  gözlerinde kayboldu ve istemsizce gözlerini kapattı. Bir saniye sonrasında gözleri çok farklı bir diyara açılmıştı.<br>   Yemyeşil bir ormanın kıyısında duruyordu. Kocaman bir çınar ağacının altındaydı, öyle ki ağacın dev kökleri ve dalları birbirine karışmış adeta doğal bir set oluşturmuştu. İki farklı orman için bir bariyer, bir sınırdı. Ahmet bey'in tarafında olduğu orman seyrek yerleşmiş çam ağaçları ve yer yer çimenlerle kaplıydı. Arada birkaç meraklı orman hayvanını da hayretle kendisini gözlerken görmüştü. Set oluşturmuş köklerin arasından gördüğü diğer orman ise neredeyse kelimelere sığamayacak güzellikteydi. Vahşi bir yerdi bu belliydi ama tam bir özgürlükle büyümüş olmanın verdiği güzellik ve ışıltıyla parlıyordu. Yemyeşil gümrah her çeşit ağaç kaplamıştı toprağının üstünü. Öbek öbek dağılmış, gökkuşağının yedi rengini de tek tek yansıtan çiçekler ağaçların arasından göze çarpıyordu. Özgürce uçan ve mutlulukla şakıyan binbir çeşit kuşla doluydu bu ormanın gökyüzü. Ağaçların arasından kıvrıla kıvrıla akan nazlı bir derenin oluşturduğu minik şelale ve onun nilüferlerle dolu minik gölcüğü bu cennetimsi manzarayı tamamlıyordu. Ahmet bey'in orada olmak için içi gitse de sadece durup iç çekmekle yetinmiş ve boşluklardan manzarayı seyretmeye devam etmişti. Bir şekilde bu orman onu çektiği gibi korkutmuştu da...<br>"Malesef  hep böyle oluyor!" diye beyninde çınladı karganın sesi. İrkilip gayri ihtiyari sanki ortada ses varmış gibi sesin sahibini aradı ve aradığı büyülü kargayı dev çınarın dallarının birinde buldu. "Neymiş olan?" diye sordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Thor</title>
<link>https://fikirizleri.com/thor</link>
<guid>https://fikirizleri.com/thor</guid>
<description><![CDATA[ Thor kendini küçük bir çocuğu teselli eden yaşlı bir adam gibi hissetti.Histeri ile hareket etmenin bir anlamı yoktu ve Ulf gibi bir adamın yanında olan kişi her kim olursa olsun öylesine öldürüvermenin ciddi politik sonuçları olacaktı.Ulf;akıllı,güçlü ve bu özelliklerini siyasi nüfuza çevirmeyi becerebilmiş  bir savaş lordunun aptal oğlundan öte bir şey değildi.Woden tam da bu özelliklerinden dolayı Ulf&#039;un yanında saf tutmuştu.Birden bire ortaya çıkmış,herkesi etkisi altına almıştı.Çok yakışıklı olduğunu ve ruha işleyen sözler söyleyebildiğini duymuştu Thor.Dış görünüşü ve zekasıyla hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinmişti ve tek bir amacı var gibi görünüyordu;güç elde etmek...Ulf&#039;un yanında güçlenip yayılabilmek için her türlü olanak mevcuttu.Thor acı acı güldü kendi kendine ve Woden&#039;nin zekasını tebrik etti.Güzellik ve iyi niyet gösterileriyle elde ettiği bir kısım olmuştu tabii yine tam da bu sebeplerden  dolayı ondan nefret edenler de olmuştu,işte bu boşluğu da korkuyla doldurmuştu Woden.İnsanları aslında olmadığı doğa üstü bir varlık olduğuna inandırmak...&quot;Zeki piç!&quot;diye düşündü.Şu gelen adamı sorgulamayı düşündü,duyacakları deli saçması olacaktı ancak herbir bilgi kırıntısına ihtiyacı vardı.
     Uppsala&#039;daki kraliyet kalesinin en güzel noktasında şifahane bulunuyordu,geniş ormanlara bakan bakan kule şifahane olarak kullanılıyordu, en son katı nekahat dönemindekiler için ayrılmıştı.Thor akşamın soğuk ve güzel havasını içine çeke çeke şifahaneye gitti.Kulenin kapıları açıldığında muhteşem bir ılıklık,devasa bir ocakta yanan ateşin köz haline gelmiş turunculuğu,çeşit çeşit otun karıştırılması ile oluşmuş keskin ve tatlı bir rayiha karşıladı onu.Çok uzun zamandır bildiği ancak kimseye itiraf etmediği bir gerçek vardı ki hiçbirşey ona bu görüntü,his ve kokular kadar yuva hissi vermemişti.Durdu o anın ve anın yaşattığı yuvada güvende olma hissinin belleğine kazınmasına izin verdi.Thor o an bilmiyordu ama bu anı onda binyıllar boyunca &quot;ev&quot;ile eş anlamlı olacaktı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679934f92a921.jpg" length="74135" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Jan 2025 20:04:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>Efsanelerin Şafağı</title>
<link>https://fikirizleri.com/efsanelerin-safagi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/efsanelerin-safagi</guid>
<description><![CDATA[ BÖLÜM 1
                                          Baslangıç

            Bin yıllar öncesi...Günümüz İsveç&#039;inin güney batı kıyıları...

         Hava dakikalar içinde parmakları koyu mora çevirecek kadar soğuktu.Bu soğuğa aldırmayan bir viking savaşcısı Baltık denizine bakan yamaca hızlı adımlarla tırmanıyordu.Soluğunun yarattığı buhar,cılız sarı ışığını tembel tembel dünya üzerine göndermeye başlamış olan  güneşi kapatıyordu adeta.Derin bir uçuruma bakan tepenin en ucuna gelip durduğunda gece siyah elbisesini batıdaki engin denizin üzerinden yavaş yavaş çekmeye başlamıştı.Uzun saçı ve sakalı birbirine karışmış,kirden,çamurdan ve kandan gerçek rengini kaybetmiş kıyafetleri içindeki hırpani savaşçı yüzünü batıya çevirdi,soluk mavi gözlerini kısabildiği kadar kıstı.Sonunda aradığı şeyi gördüğünde soluğu kesildi  ve hiçbir viking savaşçısının yapmayacağı şeyi yaparak dizlerinin üzerine çöktü.İnançlı biri sayılmazdı ama Ymir&#039;e içinden onu ve diğer savaşcıları özellikle komutan Thor&#039;u kurtarması için dua etti. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202501/image_870x580_679935ef44f69.jpg" length="68232" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jan 2025 21:37:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aysun Ertaş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>