KUŞAKLARIN ANATOMİSİ: Y, Z, A

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
3 Mayıs 2026 - 14:10
3 Mayıs 2026 - 14:10 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 3  25
KUŞAKLARIN ANATOMİSİ: Y, Z, A

Y, Z ve A kuşakları art arda olsa da teknolojik, sosyolojik, sosyo-ekonomik açılardan farklı yetiştirildiklerinden dolayı her kuşak arasında 100 yıllık bir dönem varmış gibi keskin bir durum ortaya çıkıyor. Öncelikle her kuşağın kendi içinde, dönemindeki şartlara göre değerlendirilmesi gerektiğini, birbirlerini aynı ve zıt anlamda etkilediklerini düşünüyorum. Çünkü her kuşak ne kadar bir öncekilerin devamı ya da sonrakilerin başı gibi görünse de, dönemlerinin iyi ve kötü dinamiğiyle kendine özgü olmasını da dikkat çekerek aslında iyi, kötü aileleri barındırdığı kadar iyi, kötü yetişmiş çocukları da barındırıyor. Bazı önemli ve değerli konuların evrensel olduğunu ve her zaman öyle kalması gerektiğini belirterek bu üç kuşağın, olumlu taraflarından ziyade olumsuz taraflarından bahsedeceğim.

Ben Y kuşağından olarak şunu net şekilde diyebilirim ki, çoğunlukla iyi ve kötü ailelerde aynı cümleleri duyduk, aynı tavırları gördük. "Senin için saçımı süpürge ettim.", "Elalemin çocuğu yaptı, sen neden yapamadın?", "Elalem ne der?", "Seni doğuracağıma taş doğursaydım." gibi buna benzer bir sürü durumlar ve cinsiyetçi söylemler yaşandı. Bu sözlerle özgüvensiz, özdeğersiz, özyetersiz ve başkalarından sevilmeyi, onaylanmayı bekleyen ağırlıklı bir kuşak büyümüş; kimi bunu değiştirmeyi başarmış, kimi başaramamış olarak yetişkin hayatımıza devam ediyoruz.

Yaşadığım dönemle birlikte öğretmenlik yaptığım yıllarımın Z kuşağına denk gelmesi birtakım gözlemler yapabilmem ve farklı ailelerden, farklı karakterlerdeki çocukları tanımam için iyi fırsattı. Z kuşağı, hem benim hem de daha önceki kuşaklardan alışagelmiş bazı tavırları, zihniyetleri kıran ve bunu başardığı için de çok eleştirilen bir kuşaktı. Bir nevi 'günah keçisi' ilan edilmiş kuşakta diyebilirim. Aynı zamanda X kuşağı ebeveynlerinden özgüvensiz ve özdeğersiz yetişmiş olan bazı anne, babaların kendileri gibi olmaması, bunun cefasını çocukluğunda ve yetişkinliğinde çekmemesi için Z kuşağı çocuklarına özgüven, özdeğerlik ve özyeterlik aşılamaya çalışırken bu durumu öyle kamçılamışlar ki, çocuklukları ve ergenlikleri patavatsızlığa doğru evrilmiştir. Özgüven ile patavatsızlık arasında gidip gelen bir kuşak olan Z, ailelerin de bu duruma isteyerek ayak uydurması insanların sınır konusunu daha çok gündeme getirip, düşündürtmüştür. Çünkü Y kuşağı baskılanmış ve büyüklere duyulan saygı, çocuklara duyulan saygıyla eşdeğer olmadığı için sessizlikle sınırları ihlal edilmiş olarak, Z kuşağında bunu yaşatmamak adına biraz ileriye gidilerek bu durum aşılmış ama yine sınırların ihlali oluşmuştur. Yani Y kuşağı sessizlikle, susturularak sınırları ihlal edilerken, Z kuşağı ise zıttıyla büyütülen patavatsızlıkla sınırları ihlal edilmiş kuşaktır.

X ve Y kuşağından doğan kuşak A yani diğer adıyla Alfa kuşağıdır. X, Y kuşaklarının cinsiyetçiliğin, ataerkilliğin fazla olduğu ve özgüvensiz, özdeğersiz ağırlıklı zamanda büyüdüklerini hatırlatarak; A kuşağını ona göre yetiştirdiklerini, kendilerinde kıramadığı sert, acı döngüleri çocukları üzerinde kırmış, ancak iyi ve kötüyü öğretmeden sadece çocuğun birey olduğu üzerinde durarak ve seçimleri çocuğa bırakarak, özgüvenden ziyade yine sınırları aşılmış ve bu yüzden başkalarının da sınırlarını aşan kuşaktır. Maalesef kendi kuşağı tarafından zorbalanan aynı zamanda kendi kuşağını zorbalayandır. Akran zorbalığı her zaman vardı fakat en üst seviyede yaşayan A kuşağıdır. Zorbalık katlanarak artan, kendi kuşağından katil potansiyeli ağırlıklı ve yine kendi kuşağında kurban verilecek duruma gelindiğini, ayrıca bu acı duruma hukuken, ailelerin, toplumun ve bizim geleceğimiz olduğu için öncelikli görülmesi ve bu durumlara hem kendi kuşağı hem sonraki kuşakların bu acı olayları, durumları yaşamaması adına acilen el atılması gerektiğini düşünüyorum. Sorunlu aile sorunlu çocuk yetiştirir, sorunlu çocuk yetişkin olup kendini düzeltemez ya da bunu istemezse çocuklarını da öyle yetiştirir ve bu döngü olarak başka üzücü durumlarda gelecek kuşaklarda hep ortaya çıkar.

Derinlemesine olmasa bile önemli, kilit noktalara değinerek, yetiştirilme tarzları ve yetiştirmek istenilen tarzların arasındaki kuşak farkını, çatışmasını, kuşakların kendisini ve önceki, sonraki kuşakların nasıl etkilediklerinden bahsettim. Umuyorum ki, hem ülkemizde hem de dünyamızda bu ve buna benzer olan sorunlar bitirilir, bitirilemesi bile en aza indirilebilir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

SERÇİN ÇELİK 13 Aralık 1987 yılında Kayseri'de doğup, İstanbul'da yaşayan bir Artvinliyim. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı, İstanbul Aydın Üniversitesi pedagojik formasyon eğitimi aldıktan sonra öğretmenlik yaptım. İkinci üniversitemi felsefe üzerine okumaktayım. İstanbul Havalimanı'nda farklı birimlerde çalıştım. Alfabesiz, Çağsızım, Deniz Kabuğu Yüzemez edebiyatta yer alan şiir kitaplarımdır. Yazarlar ve Şairler Dayanışma Derneği tarafından yapılan 2026 Edebiyat Ödülleri'nde "Edebiyata Yükselen Kalem Ödülü"nü aldım. Hem çocuklara hem yetişkinlere yazdığım eserlerimle antolojilerde yer aldım. Çocukluğumdan itibaren yazmaya başlayıp şiir, deneme, aforizma, öykü gibi farklı türlerde eserlerim vardır.