Kıyamet Dışarıda Değil.. İnsan Kendi İçinde Kopuyor..

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
18 Haziran 2026 - 21:55
18 Haziran 2026 - 21:55 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 6  37
Kıyamet Dışarıda Değil.. İnsan Kendi İçinde Kopuyor..

Kıyamet Dışarıda Değil… İnsan Kendi İçinde Kopuyor

Genel bir kıyametin içindeyiz,fakat bu kıyamet dışarıda gökten düşen bir ateş değil, içeride insanın kendi bilincinde kopan sessiz bir çöküştür. İnsanlar aynı sokaklarda yürüyor, aynı gökyüzüne bakıyor ama herkes kendi iç dünyasında farklı bir enkazın altında.

Bir yanda mutsuzluk… Bir yanda yalnızlık… Bir yanda sürekli bir şeyler kazanma, bir şeyleri elde etme hırsı… Menfaat dokunmadığı sürece sakin görünen yüzler, menfaate dokunulduğunda bir anda değişen karakterler… Sanki insan, kendi içindeki dengeyi çoktan kaybetmiş gibi.

Ve en ilginci şu, herkes bir şeylerden şikayetçi ama kimse kendi dönüşümüne gerçekten hazır değil. Herkes acı çekiyor ama acının kapısını içeriden açmaya cesaret eden çok az.

Bu dünyada hayvanlar bile artık farklı bir hikayenin parçası gibi. Sanki insanın duygularını taşımaya başlamışlar, daha saf, daha sezgisel, daha bağlı… Buna karşılık insan ise kendi doğasından uzaklaşmış, duygularını bile karmaşık bir labirentte kaybetmiş durumda. Belki de bu yüzden insan, kendi içinde kaybolurken başka canlılarda kendini hatırlıyor.

Biz ise hala neden böyleyiz sorusunun içinde dönüp duruyoruz. Aynı döngüler, aynı hatalar, aynı kırılmalar… Sanki görünmez bir çemberin içindeyiz ve her seferinde aynı yerden başlıyoruz. Oysa belki de sorun döngüde değil, döngüyü kırmayı reddetmemizde..

Çünkü insan, kendi istemediği sürece hiçbir zincirden gerçekten kurtulamaz. En ağır sınavlar bile dışarıdan değil, içeriden gelen bir onayla devam eder. Hayat sanki sürekli aynı soruyu sorar, Değişmeye hazır mısın? Ve çoğu zaman cevap ya korkudur ya da ertelenmiş bir umut..

Her sabah yeniden bir yaşam enerjisi veriliyor insana. Taze, saf, berrak bir başlangıç gibi… Ama biz bu enerjiyi fark etmeden tüketiyoruz. Bir düşünceye, bir kaygıya, bir tartışmaya, bir geçmişe ya da hiç gelmeyecek bir geleceğe harcıyoruz. Gün bitiyor ama biz bitmeyen bir yorgunlukla kalıyoruz.

Bir üst bilince çıkamıyoruz, çünkü çıkmak istemekle kalmak arasındaki farkı seçemiyoruz. Debeleniyoruz. Yoruluyoruz. Aynı yerlerde aynı duygularla tekrar tekrar düşüyoruz.

Oysa her şey gerçekten elimizde. Ama elimizde olan şey dış dünya değil, bakış açımız, fark edişimiz ve seçimlerimiz.

İnsanların acısı var. Bu kaçınılmaz. Ama asıl mesele acının varlığı değil, onunla ne yaptığımız. Kimisi acıyı bir duvar yapıyor, kimisi bir kapı. Kimisi orada kalıyor, kimisi oradan geçiyor.

Belki de gerçek uyanış tam burada başlıyor. Acıyı inkar etmeden, ona teslim olmadan, onun içinden geçebilmekte.

Genel bir kıyametin içindeyiz evet… Ama bu kıyamet bir son değil. Daha çok bir çağrıdır. İnsanlığın kendine yaptığı bir hatırlatma. Ve uyananlar az olsa da, her uyanış bir diğerini mümkün kılar.

Çünkü en sonunda şunu anlarız.

Kıyamet dışarıda kopmaz.

İnsan, kendi içinde uyandığı an ya biter… ya da gerçekten başlar.

Fikriye Kaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fikriye Kaya Merhaba, ben Fikriye Kaya. Aynı Film Kaç Kez Oynar adlı kitabımın yazarıyım ve kişisel gelişim konularında yazılar kaleme alıyorum. Hayatı ve insan ruhunu kelimelerle keşfetmeyi, okuyucuların kendi iç dünyalarını fark etmelerini sağlamayı seviyorum. Yazmak benim için sadece bir tutku değil, paylaşmak, ilham vermek ve okuyucularla bir bağ kurmak biçimidir. Her eserimde, okuyuculara düşünmeye, sorgulamaya ve kendi yolculuklarını fark etmeye davet eden bir pencere açmayı amaçlıyorum. Kelimelerin gücüne inanıyor, her hikayede hem duyguyu hem de düşünceyi buluşturmayı öncelik veriyorum.