Evvel Zaman İçinde Türk Masalları da Varmış

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
10 Mayıs 2026 - 10:40
10 Mayıs 2026 - 10:40 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 4  31
Evvel Zaman İçinde Türk Masalları da Varmış

Kırmızı Başlıklı Kız masalında Kurdu çok yanlış anlattılar bize. Kırmızı başlıklı kızın tek başına ormanda ne aradığını değil de, Kurdun doğası gereği açlığını giderme güdüsünü sorgulattılar bize. Oysa bu hikaye tamamen hayal ürünü olan bir kurguydu. Bu hayal ürünü masal da iyi ile kötü yer değiştirmiş olamaz mıydı? Belki de kötü olan Kurt değil de, masalı kendine göre kurgulayan insandı. Yani bu hikaye de asıl kötü, kırmızı başlıklı kız nezdinde kibirleri, çıkarları, kıskançlıkları olan ve düşünebilen tek canlı yani kurgu sahibi insandı. İnsan, kendi türünden olmayan canlılara kendisine ait vasıflar yükledi ve onları kendindenmiş gibi gösterdi. Bu vasıflar, iyilik, doğruluk, fedakarlık üzerine olsaydı ne ala. Bakın Atsız Beğ'in Bozdoğan ve Sarı Yılan hikayesi orada. Okuyan için nice derin manalar ve dersler saklı satır aralarında. Atsız Beğ'in hikayesinde Sarı Yılan fırsatçı ve yalancıydı. Bozdoğan ise gözüpek, cesur, mücadeleci. Atsız Beğ'in hikayesinde cesaretin, korkaklara karşı bazen galip gelemeyebileceği, hayatın uzun ve çetin bir yol olduğu ve bu yolda dürüstlerin ve cesurların karşısına türlü engellerin çıkabileceği; onlar bu engellerle boğuşurken korkakların ve sinsilerin rakiplerinin mücadelelerinden doğan her türlü fırsatı kendi çıkarları doğrultusunda kullanabileceği mesajı verilmişti. Fakat kırmızı başlıklı kız masalında Kurda yüklenen insani vafıslar, tamamen kötücül yani hasetlik, sinsilik, acımasızlık gibi özelliklerdi. Fakat bu hikaye de gözden kaçan bir nokta vardı. O da Kurdun rakibinin bir insan olduğuydu. İnsan neydi? Düşünen bir canlı. Düşünen bir canlı da kibir olurdu. Hasetlik olurdu. Sinsilik, çıkarcılık olurdu. Menfaat gütme olurdu. Bunlar kurtta nasıl olsundu. Kırmızı Başlıklı Kız masalında şartlar hiçbir zaman eşit olmamıştı ki. Oysa Kurt, bu masal da yapabildiği tek şeyin, yani karnını doyurmak ve varlığını devam ettirmek için avlanmanın peşindeydi. Hem tabiatın diğer canlıları kötülük nedir ne bilsindi. Zira onların eylemleri tamamen içgüdüseldi. Demem o ki, batının kurgu masallarının genelinde görülen en önemli unsur bana göre bilinçli olarak ve taraflı bir şekilde insan dışı canlılara yüklenen safi kötü vasıflardı. Bu yükleme, insanın fantazilerinden başka bir şey değildi.

Neden böyle bir kıyaslama yaptığımı merak ediyorsanız, anlatayım. Öncelikle masal ve hikayeler, yetişkinlere hitap etse de asıl meraklıları malumunuzdur ki çocuklarımızdır. Burada dikkat çekmek istediğim mesele çocuklarımıza okuduğumuz veya okuttuğumuz masal ve hikayelerin, onların o masum ve bilgiye aç zihinlerine neler verdiği, neleri aşıladığıdır. Hayal güçlerini nasıl ve hangi temalarla beslediğidir. Şöyle ki, kırmızı başlıklı kız masalını okuyan bir çocuk zihni, orada açgözlülüğü, sinsiliği ve yalanı, insani vasıflar yüklenmiş yani kişilik adledilmiş bir hayvanda işlenmiş olarak görür. Burada mesele bir hayvana kişilik adledilmesi değildir. Mesele insana ait olan ahlaki değerlerin ve yine insana ait olan ahlaki vasıfların zıtlarının yüklenmesidir. Masal da Kurt, çocuk için korkunç bir canlıya dönüşür. Ormanda tek başına laylaylom gezen Kırmızı Başlıklı Kız ise şirin, sevecen, masum ve akıllı. Peki durum öyle mi? Tabi ki hayır! Kurdun yalanına yalanla karşılık veren bir kız ne kadar masum olabilir ki? Çünkü Kırmızı Başlıklı Kız da en az Kurt kadar sinsi ve yalancıdır. Bu masalın çocuklarımıza ne gibi bir faydası olabilir diye düşünüyorum fakat olumlu bir sonuca varamıyor veya bu masal da makul bir fayda bulamıyorum. Neyse! Zaten asıl üzerinde durmak istediğim konu bu değildi. Daha çok milli masallar ve hikayelerden ve bu hikayelerin çocuklarımıza okutulmamasından ve sevdirilmemesinden bahsetmek istiyordum oysa.

Sahi, neden Türk masallarımız, hikayelerimiz okutulmaz çocuklara? Olağanüstü olaylar mesela bizim masallarımız da yok mu? Var tabi. Hem de alası var. Kahramanlıklar yok mu? En fiyakalısı var. Hem de çoğu gerçekliği olan kahramanlıklardır bunlar. Ahlaki değerleri içermiyor mu Türk masalları? En iyi ve en saf olanını içeriyor üstelik. Peki, böyle olduğu halde neden çocuklarımıza Türk masallarını okutmuyor yada okumuyoruz? Neden bir Ziya Gökalp, bir Eflatun Cem Güney, bir Tahir Alangu okutmuyoruz? Biraz daha yaş almış ilkokul veya ortaokul çocuklarımızın ellerinde veya odalarında neden bir Ömer Seyfettin hikayesi görmüyoruz mesela? Nicedir usuma takılan bir konudur bu! Dile getirme ihtiyacı duyduğum önemli bir konu hem de.

Diyeceğim şu ki, bırakalım bize yabancı batı masallarını artık. Bizden olan, bizi anlatan, bize göre olan, Türk milletinin tarihinden, vicdanından ve duygusundan doğan Türk masallarını okuyalım, okutalım çocuklarımıza. Hem bizim olan masallarla büyümesi yavrularımızın çok güzel olmaz mıydı? Bence şahane olurdu. Yavrularımızın, Keloğlan masalları, Nasreddin Hoca masaları, Hacivat Karagöz masalları, Billur Köşk vs gibi bizden masallar dinleyerek, okuyarak büyüdüklerini bir düşünün. Çok değerli bir kültür faaliyeti olmaz mıydı bu? Ki böylece çocuklarımız hem kendi kültürüne yabancı kalmamış olacaklar hem de Türk kültürüne, Türk karakterine has özellikleri tanıyarak yetişmiş olacaklar. Türk masallarını evvel zaman içinde bırakmadan, yabancı masalları kalbur içinde batı yönüne savuralım. Sözlerime son verirken son bir önemli hususu da belirtmek isterim. Ki bu husus, bahsini açtığım Türk masallarına öncelik verme konusunun her çocuk sahibi Türk vatandaşının kültürel sorumluluğu olduğu gerçeğidir. Haddim olmayarak kaleme aldığım bu yazıyı okuduğunuzda beni hoş göreceğiniz kanaatindeyim. Niyetim bizden olan iyiye, güzele dikkat çekmekti çünkü. Bu uzun yazıyı okuyan siz değerli okurlara çok teşekkür ediyorum.

Esen kalın.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burhan Çay Mekanımız gönül, mezemiz hayat, içkimiz sevgidir. Gönlünce basit tümceler yazan bir kişioğlu..✍️ Önce Vatan Sonra Yaşamak, Şiir Meyhanesi, Sebebin Bendim Kitaplarının yazarı.