DİJİTAL ESARET

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Telefonu onu dünyaya bağlıyor gibi görünse de oysa gerçekte onu hayattan koparan en büyük duvardı.

10 Ağustos 2026 - 07:49
10 Ağustos 2026 - 07:49 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  39
DİJİTAL ESARET

Ahmet, vapurun penceresinden dışarıya, Boğaz'ın dalgalarına bakıyordu. Aslında bakmıyordu, gözleri dalgaların üzerindeydi ama zihni cebinde titreyen telefondaydı. Son bir saat içinde sosyal medya hesabına gelen beğenileri kontrol etme isteği, içini kemiren bir kurda dönüşmüştü. Dayanamadı, telefonu çıkardı. Ekranın mavi ışığı yüzünü aydınlatırken martıların çığlıkları ve denizin kokusu bir anda yok oldu.

Karşısında oturan yaşlı adam, Ahmet'i sessizce izliyordu. Adamın yüzünde, telefon ekranına hapsolmuş bu gence karşı derin bir hüzün vardı. Ahmet ise dünyadan kopuk vaziyette, dijital dünyanın sahte pırıltıları arasında kaybolmuşken, önünden geçen muhteşem gün batımını, hemen arkasındaki genç çiftin birbirine sevgiyle bakışını kaçırdı.

Vapur iskeleye yanaştığında Ahmet, başını ekrandan kaldırmadan kalabalıkla birlikte yürüdü. Yürürken bile gözleri ekrandaydı. Tümseği son anda fark edip sendeleyince boynundaki kronik sızı kendini hatırlattı. Başını dik tutmak ona artık yabancı geliyordu.

Eve vardığında, günlerdir konuşmayı ertelediği annesi mutfakta yemek yapmakla meşguldü. Annesi ona, "Hoş geldin oğlum, günün nasıl geçti?" diye sordu. Ahmet, cebinden çıkardığı telefona gelen yeni bir bildirime bakarak, kuru bir "İyi" ile geçiştirdi. Annesinin yüzüne bakmadı bile. Oysa annesinin fazla bir isteği yoktu. Gözlerindeki o yorgun ve yalnız ifadeyle oğlundan sadece iki çift laf ve sıcak bir tebessüm bekliyordu, o kadar.

Ahmet, odasına geçip yatağına uzandı. Saatler hızla aktı. Sosyal medyada sözüm ona başkalarının mükemmel hayatlarını izlerken içini açıklanamaz bir yalnızlık ve yetersizlik hissi kapladı. Telefonu bıraktığında saat gece yarısını çoktan geçmişti. Gözleri kuruluktan yanıyor, beyni ekrandan yayılan aşırı uyarıcılar yüzünden bir türlü sakinleşemiyordu. Işığı kapattı ama uyku ona uğramadı.

Karanlık odada, elinde sımsıkı tuttuğu telefonun soğuk gövdesini hissetti. Binlerce dijital arkadaşı o soğuk telefonun içinde olmasına rağmen gerçekte yapayalnızdı. Telefonu onu dünyaya bağlıyor gibi görünse de oysa gerçekte onu hayattan koparan en büyük duvardı.

Beklenmedik şekilde telefonun ekranı aniden aydınlandı. Ekranda eski bir çocukluk fotoğrafı belirdi. Dijital bir arşiv hatırlatmasıydı. Fotoğrafta Ahmet, annesinin elini tutmuş, kahkahalarla gülüyordu. Gözlerinde ne bir ekran yansıması vardı ne de zihninde bir beğeni kaygısı. Sadece o anın saf mutluluğu ve tarifsiz sevinci vardı.

Derin bir nefes alıp yataktan kalktı. Telefonu masanın üzerine yüzüstü bıraktı. Sessizce salona doğru yürüdü. Annesi koltukta, elinde bir örgüyle uyukluyordu. Usulca yanına oturup elini tuttu. Annesi gözlerini açıp şaşkınlıkla oğluna baktığında Ahmet gülümseyerek, "Anne," dedi, "Uzun zamandır seninle sohbet etmedik. Haydi gel, bir çay koyalım da konuşalım."

Telefonu odada sessizce titremeye devam ediyordu ama artık Ahmet ait, olduğu yerdeydi. Gerçek hayatın tam içinde.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow