Bir Yaz Akşamı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yasemen ve sümbül kokuları hala etrafımı sarıyor, saçlarıma rüzgarlar eşlik ediyor ve sen oradasın. Uzakta; güzelsin ama burada değil . Artık sadece bir hatıra belki de hiç varolmayan.

7 Ağustos 2026 - 13:45
7 Ağustos 2026 - 13:45 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 1  27
Bir Yaz Akşamı

Bir yaz akşamıydı, güneş denizin ardında ağır ağır kaybolurken gökyüzü pembenin ve morun en tuhaf tonlarına boyanmıştı. Denizin üstünde milyonlarca ışık kırıntısı dans ediyordu; belki de adımı anımsıyor, bana bir şölen düzenliyordu. "İnci bak" der gibi. Ellerimde topladığım minik istiridye kabukları, kırık bir ritimle yürüyordu kumda. Rüzgar hafif ama keskindi; saçlarımı karıştırıyor, tenime tuzlu bir iz bırakıyordu.

Vanilyalı ve limonlu dondurmalar elimizde en sevdiğim, gülüşlerimiz dalgalarla birleşiyordu; bir yerlerden yasemen ve sümbül kokuları yükseliyor, başımı döndüren bir hüzün gibi etrafımı sarıyordu. İkimizi çevreleyen kokular vardı. Cırcır böceklerinin sesleri etrafta yankılanıyordu; bize şarkılar söylüyorlardı sanki. Üstümde hafif, uçuşan beyaz bir elbise, saçlarım dalgalı ve çillenmiş yüzüm… Güneş değildi tenlerimizi ısıtan biliyordum ve sen yanımdaydın. Bronzlaşmış tenin, dalgalı saçların, uzaklardan gelen ahşap bir kulübe… Her şey hayalimde öylesine gerçek ki…

Ama sabah gözlerimi açtığımda fark ettim bu sadece bir rüya. Gözlerim titriyordu; gerçek mi, değil mi ayıramıyordum. Zihnim tamamlanmamış bir şeyi canlandırıyordu; ne garip değil mi? Kumsal serin, çıplak ayaklarımın altında kumlar seninle karışıyor, ayak izlerin benimkilerle birleşiyordu. Her adım, her nefes, ritmik bir şarkı gibi zarif…

“Gitme… kal,” demiştim , fısıltım sessiz ama içimde fırtına vardı orada. Ne şiir gibi söyledim ne de güçlü görünmeye çalıştım. Sadece içimden düştüğü gibi çıktı… Biliyorum.. Öyleydi işte sessiz titrek bir inançla. İnsan bazen iki kelimeyle bütün kalbini masanın üzerine bırakabiliyor. Ben de öyle yaptım. O an; sevmenin birini durdurabileceğine, birinin kalmasının dünyayı yerinde tutacağına inanan o kırılgan inançla duruyordum karşında. Gururum da oradaydı, korkum da. Ama en çok umudum vardı. Bir insanın “kal” dediğinde gerçekten kalabileceğine dair o eski, çocukça umut. Hala içimdeydi safça… “Kalbim sana görmeden atıyor.” İnandım, saf ve kırılgan bir inançla. "Gözler ruhun aynası" derler bazı gözler tıpkı lunaparktaki aynalardı; sanki baktığında değişken sanki seni tammış gibi gösteren ama değilmiş sonradan anladığın. Her bakış, her kelime, her sessizlik başka bir evren yaratıyordu. Ama şimdi biliyorum ne acı, bilmek mi acıtır, bilmemek mi? İkisi arasında mekik dokuyorum. Olamazdı kalbim bu dünyada sen gibi… Denedim, yanıldım, büyüdüm… Bütün sahte sözlerin, bütün maskelerin, o sahilde bıraktığın izler gibi yavaşça siliniyor zihnimden. Ama hayal hala içimde o yaz akşamı, gün batımı, deniz… Gerçek olmayan o olamadığın halin. Belki bir yerde güzelsin ama burada yoksun bir ilüzyonsun biliyorum… Ayna tuttuğum yüzüne bir kaçak… Bilmeseydim bir kez de olsa yanılsaydım keşke… Neden tutmak zorundaydım ki o aynayı… Tutmadım mı sanıyorsun kendime.. Keşke… Nefes alıp vermek kadar kolay olamaz mıydı fani dünyada, ruhun önemi bende var olan... Saçlar grileşir ya da grileşmez, yüzler kırışır ya da kırışmadan gidilir hayatta…Görememen ne acı hazin ruhu sevmiş gibi yapan… Ve bu fani dünyada kim sahiciydi Tanrım, kim zalimdi biliyorsun nasılsa? Sözlerimle yaşayan ben…Büyütmek içindi belki de her şey beni… Bilmiyorum… Ya da biliyorum galiba değil mi?.. Sesim belki bu yüzden çıkıyor, gözlerim bu yüzden keskin ama kırık onurlu hala. Bir yerde zaman duruyor ben gülümserken buluyorum kendimi. Bir çiçek kokusunda, bir çocuğun gülümsemesinde kayboluyorum. Denize bakarken dalga seslerinde kayboluyorum, papatyaları hala seviyorum. Çocukken papatyadan fallara bakıp taç yapardım saçlarıma… Bazen pamuk şekeri yemeyi de seviyorum çoğu zaman.. Çayırlarda uzanmayı pembe, beyaz bulutların desenlerinden şekiller çıkarmayı, sen peki? Lunaparklara bakmak sevindirmeliydi artık, bakarken o aynalarda senin gözlerinin yanıltıcı oluşu aklıma düşüyor. Gerçeği geç fark ettiğim, geç değil dediğim sözün anlamını anladığım. Sen bedensel … Ben ruhtum ayna tutan aynalayan… Varsın körler sağırlar ülkesinde ben yazayım sesim çıksın…

Günbatımı zihnimde denizle birleşiyor, titrek bir parıltı bırakıyor o an zihnimde. Işıklar, seni değil, beni aydınlatıyor artık buradasın işte inci hala buradayım. Sen yok ama ben varım.. Tutmanı beni isterdim..* Tutmanı diyen cılız sesim, sana karışmış havada yankılanan bir ses olmuş. Rüzgarlar alıp götürmüş gibi oysa ki derinlerimden haykıran bir sesti. Ben seni tutarım sahi tuttun mu? İstemek çirkinlikleri silmiyordu. Biliyorum, güveniyorum, inanıyorum, korkmuyorum sessiz sırdaşım yaradan çünkü… Şimdi nedense kendime en çok verdiğim bir şey bir de bu… Bana nedenleri bırakan yaldızlı ilüzyon ama içi boş olan dolu sandığım. Gözlerimi kapatıyorum şimdi… Büyümüşüm…

Sahildeki rüzgar saçlarımı hala karıştırıyor, tuzlu suları avuçlarıma alıp kokluyorum. Güneşin yaktığı kumların üstünde dalgalar bacaklarımı ıslatırken.. Gün batımında yürüyorum, olabildiğince var gücümle koşuyorum. Yalın ayaklarımla kumları eziyorum. Yasemen ve sümbül kokuları hala etrafımı sarıyor, saçlarıma rüzgarlar eşlik ediyor ve sen oradasın. Uzakta; güzelsin ama burada değil. Artık sadece bir hatıra belki de hiç varolmayan.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

İnci Çilsal Maltepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Amatör bir yazarım; şiir, öykü ve denemeler kaleme alıyorum. Yazılarımda insanın iç dünyasını, gündelik hayatı ve farklı duygu hâllerini edebî bir dille ele alıyorum. Daha önce Senfoni Dergisi'nde çeşitli çalışmalarım yayımlandı. Yazarlık yolculuğumu farklı edebiyat mecralarında sürdürmeye devam ediyorum.