BİR GÜLLAÇ MESELESİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
6 Mayıs 2026 - 14:39
6 Mayıs 2026 - 14:39 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 7  30
BİR GÜLLAÇ MESELESİ

BİR GÜLLAÇ MESELESİ

Bu akşam güllaç yapmaya karar verdim. Uzun zamandır yapmadığım için paketin arkasındaki tarifine bir göz atayım dedim. Birden şu ibare dikkatimi çekti: “Güllaç yapraklarının parlak olan yüzünü üste gelecek şekilde koyun.” Sonra durup düşündüm… Neden? Güllaç bu sonuçta; parlak yüzü ya da mat yüzü ne fark ederdi benim için? Hiçbir şey. Eğer ben güllacı seviyorsam ve yemek istiyorsam, ne parlaklığından şikâyetçi olurum ne de mat yüzünden. Lezzetine bakarım. Onu yerken lezzetini almanın keyfini çıkarırım ve bu güzel an için şükrederim.

Ama bazen insanlar dış görünüşe, göremediği güzelliğe ya da görmek istediği gibi görmeye o kadar takılır ki, içindeki lezzeti, işte asıl güzelliği kaçırır. Şerbeti tam ayarında yaptım. Güllaç yapraklarını kopardım, tepsiye dizdim. Aralarına şerbetini döktüm. “Hangi yüzünü kullandın?” diye sorarsanız, işte ona hiç dikkat etmedim. Bazı yerler parlak, bazı yerler mat olacak şekilde gelişigüzel serildi. Olduğu gibi kabul ettim ben güllacı bu akşam. Lezzetine odaklandım.

Güllacı yaparken güllaçla konuştuk. Daha doğrusu ben konuştum, güllaç cevap vermedi. “Neden?” dedim, “Herkes parlak yüzünü istiyor?” Güllaç dinledi. Belki de o da ilk kez bir canlı tarafından sorgulanıyordu. Belki güllaç da canlıydı. Belki onun da bir enerjisi vardı. Şaşırdı belki. Ya da “Geç,” dedi içinden, “Ne sorguluyorsun, karıştırma. Herkes gibi devam et, ye ve geç.” Ya da belki dur dedi, “Bu neydi şimdi? Sen beni hissediyor musun gerçekten?”

Ben güllacın o an ne olduğunu anlamadan, aslında ona bir anlam yükledim. “Neden herkes bu tarife uymak zorunda?” dedim. Güllaç belki bu farkındalığa sevindi, belki de bundan haberi bile yoktu. Ama ben farkındayım. Güllaç, parlak yönüyle de mat yönüyle de güllaçtır ve her hâliyle kabul edilmeye, sevilmeye layıktır. Güllacın kendini ispatlamaya, olduğundan farklı göstermeye de ihtiyacı yoktur. Güllaç güllaçtır.

Güllacın kendine has bir lezzeti vardır. Hem güllacı her zaman bulamazsın. Çok nadiren çıkar ve o zaman da sınırlıdır. Pastanelere gidersin, ararsın ama bulamazsın. Çünkü güllaç özel bir tatlıdır. Her damağa hitap etmez. Her damak da lezzetini anlayamaz. Güllaç bunu bilir ama güllaçlığından vazgeçmez. Şerbeti tam ayarındadır. Bir de her güllacın yapılışı, saklanma koşulları farklıdır. Güllaç özen ister. Şerbetini kaçırırsan dağılır, az verirsen kurur. Üzerini açık bırakırsan sertleşir. Doğru saklama koşulları şarttır.

Bazı şeyler ilk bakışta anlaşılmaz. Ne iddialıdır ne de kendini anlatma derdindedir. Zaman ister, temas ister. Bazı tatlar aceleye gelmez. Hızla tüketilmez, hemen anlaşılmaz. Üzerine düşünülmezse sıradan sanılır. Ama beklemeyi bilen için katman katman açılır. Sessizdir, ama kalıcıdır. Bazı şeyler görünür olmayı değil, yerini bulmayı bekler. Doğru noktada durduğunda kendini anlatmasına gerek kalmaz. Ne kadar kaldığıyla değil, nasıl kaldığıyla hatırlanır.Bir şeyden parlamasını, yumuşamasını ya da başkalaşmasını bekliyorsak, belki de sorun onun ne olduğu değil, bizim ne görmek istediğimizdir.

İşte yıllardır damaklarda iz bırakan güllacın hikâyesi de böyleydi; sessiz, iddiasız, gösterişten uzak ama kendinden vazgeçmeden, olduğu hâliyle. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...