BETONUN ALTINDAKİ NABIZ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Ne kadar gri bir dünyada yaşarsak yaşayalım, içimizdeki o vahşi nehir ve kendi gerçeğimizi yaratma gücümüz hâlâ bizimle.

25 Eylül 2026 - 11:26
25 Eylül 2026 - 11:26 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  2
BETONUN  ALTINDAKİ NABIZ

   BETONUN ALTINDAKİ NABIZ ​

İnşa ettiğimiz odaların altında, zamanın ve unutuluşun katmanları arasında kökler hâlâ uyanık. Bunu en çok, gecenin en sağır, en bıçak sırtı saatlerinde hissedersiniz, döşeme tahtalarının, kalın halıların ve yorgun zeminlerin altından yukarıya doğru yavaşça, huysuz bir kalp gibi sızan o derin nabzı. Orada, unuttuğumuzu sandığımız yalnızca hatırlandığı an sızlamak için bekleyen paslı, demir sürgülü bir kapı var. ​Sabah, bu şehirde hiçbir zaman bir doğanın uyanışı olarak gelmez gri dikdörtgenlerin, alüminyum pencere kasalarının ve dik açılı odaların arasına sıkışmış bir alarm sesiyle enjekte edilir. Beton, gökyüzünün hürriyetini tutar ve onu ehlileştirir, boğar ve steril birer blok haline getirir.

Ödünç alınmış bir sessizliği taşıyoruz omuzlarımızda. Metronun demir gıcırtılarından, asansörlerin metalik uğultusundan ve asfalttan yansıyan o tekdüze tınıdan arta kalan ne varsa, hepsini üstümüze giyinip ölçülüp biçilmiş, dakikası dakikasına hesaplanmış başka bir günün içine adım atıyoruz. ​Ne var ki, dişlerin ve dilin hemen arkasında, o ezberlenmiş kibar cümlelerin altında, asi bir nehir hâlâ kendi adını fısıldayarak akıp gidiyor. Kimseye görünmeden, derinden, ıslak ve coşkulu bir inatla aşındırarak. ​Biz buraya tesadüfen düşmedik.

Bu koca evren, dışarıdan bakıldığında soğuk ve mekanik görünebilir, lakin o, muazzam ve kusursuz bir simülasyondur. Çıplak gözle görünenin ötesinde, saf seslerden, kadim tonlardan ve ilkel harflerden örülmüştür bu varlık sahnesi. Her insan, bu devasa akışın içine düşmeden evvel, ruhunun ölçüsüne göre bilinçli bir giysi seçer. Yaratıcı’nın o sonsuz, yakıcı gücünü ve ihtişamını kendi teninde, kendi acziyetinde deneyimleyebilmek için üzerine geçirdiği ağır ve mukaddes bir kumaştır bu beden.

​Ve isimler. İsimler asla tesadüfi birer etiket değildir. Onlar, ruhun en derin katmanlarında yankılanan kadim frekanslardır. Kimliğimizi, attığımız adımların ritmini, karanlıkta yönümüzü bulduğumuz pusulayı ve bu evrendeki nihai yaşam amacımızı ince ince, nakış gibi işlerler.

Kimi isimler kış rüzgarları gibi keskindir, kimi isimler ise mermere işlenmiş en nadide zarafeti temsil eder. ​

Dinle...

​Şimdi, bu satırları okurken dur ve kulak ver. Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz o yapay odaların, tık nefes koridorların altında bile hayat hâlâ nefes alıyor. Üstümüzde soğuk, yontulmuş taş, altımızda ise her şeyi, herkesi ve dökülen her gözyaşını hafızasında tutan kadim bir toprak var.

İçimizden, kemiklerimizin ve damarlarımızın arasından süzülüp geçen o sessiz hareketi hisset. İnsan eliyle örülmüş o beton duvarlar, bir zamanlar damarlarımızda özgürce, deli fişek akan o vahşi nehri köreltebilir, sesini boğuk bir hırıltıya dönüştürebilir. Pencereler, dışarıdaki mevsime bile ihanet edip yalnızca ödünç alınmış gri bir kareyi çerçeveleyebilir, bir zamanlar yaprakların hışırtıyla yeşerdiği köşelerde, bugün yalnızca güneş ışığında dans eden ince bir toz tabakası birikebilir. ​Her sabah o ağır, görünmez prangalarla uyanıyoruz uykumuzdan. Ama bilmeliyiz ki biz, isimsiz ve sahipsiz bir evrende körlemesine sürüklenen anlamsız tesadüflerden ibaret değiliz. Buraya, bu zamana, bu coğrafyaya geliş biçimimizde bile sessiz, köklü bir bilgelik saklı. ​Çünkü bilirsiniz, doğru ve inançla söylenmiş bir isim, kapalı kalmış ağır bir kapıyı aralayabilir. Doğru seçilmiş bir kelime, kör karanlıkta yolunu şaşırmış bir ruha pusula olabilir.

Ve insanın attığı her imza, verdiği her karar, sonunda kendi elleriyle ördüğü bir tasarıma dönüşür. ​Gürültüden önce, korkudan önce, yarının getireceği o donuk kaygıdan çok ama çok evvel. Bizi bu odalara, bu hayata ve bu zamana çeken gizli, inatçı ve cevaplanmayı bekleyen tek bir soru vardı. ​Hayat, tam olarak neyin hatırına başladı?

             DİLEK SARIKAYA

 Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow