ANNELLİĞİN YILLIK İZNİ: 10 MAYIS

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
9 Mayıs 2026 - 16:32
 7  74
ANNELLİĞİN YILLIK İZNİ: 10 MAYIS

10 Mayıs yaklaşınca marketlerin rafları pembe kupalarla, “Canım Annem” yazılı yastıklarla doluyor. Mağaza vitrinleri çiçekleniyor. Reklam sesleri yumuşuyor. Mutfak robotları indirime giriyor. Reklamlarda anneler hep gülümsüyor. Ütü yaparken mutlu, kek çıkarırken huzurlu, cam silerken hayatının anlamını bulmuş gibiler. Sanki annelik; tarçın kokulu bir mutfak, beyaz tül perde ve fonda çalan hafif bir piyano müziğinden ibaretmiş gibi anlatılıyor... 

Sonra ne oluyor?
Ertesi sabah aynı anne yine herkesten önce uyanıp bayat ekmekleri ayıklıyor. Çünkü annelik, yılda bir gün kahvaltıyla kutlanan ama kalan üç yüz altmış dört gün boyunca fark edilmeyen bir meslek gibi yaşatılıyor bu ülkede. Hem de maaşsız. Çünkü annenin mesaisi resmî değildir. Sigortası yoktur, yıllık izni yoktur, performans primi yoktur. Anne olmak, bazen bir insanın bütün gün boyunca kendi adını bir kez bile duyamamasıdır: “Anne su!”, “Anne havlu!”, “Anne ödev!”, “Anne neredesin?”… 

Biz anneliği uzun zamandır yanlış yerden konuşuyoruz. Anneler Günü geldiğinde çiçek alıyoruz ama annemizin yıllardır ertelediği hayatını konuşmuyoruz. “Anne” dediğimiz insanın çoğu zaman kendi adını, heveslerini, gençliğini ve bedenini ikinci plana attığını görmezden geliyoruz. Çünkü bir anne kariyer yaparsa suçlu, yapmazsa başarısız sayılıyor. Çocuk doğurursa “Hayatı bitti.” deniyor, doğurmazsa “Eksik kadın.” ilan ediliyor… 

Bunlar da yetmiyormuş gibi bir kadın, doğum yaptıktan hemen sonra henüz kırkı çıkmadan şu cümleyi duyabiliyor:  “Eski haline ne zaman döneceksin?

Bir insan düşünün.
Dokuz ay boyunca içinde başka bir kalp taşıyor.
Kaburgaları genişliyor.
Uykusu parçalanıyor.
Vücudu değişiyor.
Hayatı değişiyor.
Sonra ona dönüp:
“Eski haline dönmelisin.” diyorlar.

Nereye dönsün? Hangi eskiye?
Bir insan başka bir insanı doğurduktan sonra nasıl “eski” kalabilir?

Bedeni değişiyor, ruhu değişiyor, korkuları değişiyor. Bir annenin artık sokakta yürürken refleksleri bile farklı çalışıyor. Kendi canından önce çocuğunkini düşünmeye başlıyor. Çünkü annelik sadece çocuk büyütmek değildir; sürekli diken üstünde yaşamaktır. Çocuk dışarı çıkınca camdan bakmak, geç kaldığında kalbinin ritmini kaybetmek, “Acaba üşüdü mü?” diye düşünmek, sofrada sevdiği yemek varsa kendine almadan önce ona ayırmaktır.

Hepimizin bildiği bu fedakarlıkları karşılıksız yapan bu kadınlarımız yine de toplumda ve ailede hak etmedikleri şekilde karşılanabilir: Bir kadın sabaha kadar şirkette çalışırsa “kariyer kadını” olabilir. Ancak üç çocuk büyütüp bir evi ayakta tutarsa arkasından  “Evde oturuyor.” denir.

Evde oturuyor… Ne tuhaf cümle.  Sanki oturulan ev kendi kendine dönüyor. Çamaşırlar kendi katlanıyor. Çocuklar kendi büyüyor. Buzdolabı kendi doluyor. Ateşlenen çocuğun alnına gece üçte soğuk bez koyan görünmez bir hayalet var…

İşte bu yüzden ‘Annelik’ görünmeyen emeğin en büyük adıdır.

Yarın, 10 Mayıs Anneler Günü’nde annesine kahvaltı hazırlayan insanları göreceğiz. Çok güzel. Gerçekten güzel. Ama keşke anneler yılda bir gün yataktan kaldırılmayan insanlar olmasa. Keşke annelik yalnızca bir pazar günü hediye verilip pazartesi unutulan bir şey olmasa. 

Belki bu Anneler Günü’nde annelerimize biraz daha dürüst davranmamız gerekiyordur. Onların da yorulabileceklerini, bunalıp ağlayabileceklerini, bazen hiçbir şey yapmak istemeyebileceklerini kabul etmemiz gerekiyordur. Çünkü annelerimiz birer robot değiller. Reklamlardaki gibi hiç yaşlanmayan, hep gülümseyen, mutfakta şiir okuyarak yemek yapan kutsal varlıklar da hiç olmadılar. Onlar; korkan, yıpranan, bazen kırılan ama yine de sabah kalkıp hayatı devam ettiren insanlar oldular hep.

Bu yüzden bu Anneler Günü’nde annemize sadece çiçek almakla yetinmeyelim: Çünkü bazı anneler yıllardır kendileri için tek bir çiçek bile seçemeden yaşadılar. Belki de bu yıl ilk kez ‘anne olmadan’ annelerimizi anlamamız gerekiyordur. 

Çünkü bazı kadınlar sadece çocuk doğurmaz; kendi hayallerini, heveslerini ve yıllarını sessizce toprağa gömüp oradan bir insan büyütürler. Ve hiçbir çiçek buketi, hiçbir indirim kampanyası ve hiçbir “Canım Annem” mesajı; bir annenin ömrü boyunca sessizce ödediği bedelin karşılığı olmaya yetmez. 

Çünkü annelik, dünyadaki en ağır fedakârlığın kimseye yük gibi hissettirilmeden taşınmasıdır.  

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı