19. Bölüm (ARDA)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
7 Mayıs 2026 - 18:41
7 Mayıs 2026 - 18:41 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 9  55
19. Bölüm (ARDA)

19. ASKER ARDA

Arda’nın askerliği Erzincan’a çıkmıştı. Erzincan’a indiğinde etrafına bakındı kendi kendine mırıldandı : “Nereye geldim ben ya.”

İlk bir kaç gün asker elbisesi vverilmedi.Diğer askerler yemek yiyor, yatıyor giyiniyordu ;Arda ise hâlâ sivil kıyafetlerle bekliyordu. Koğuşta herkes birbirine göz ucuyla bakıyor, tanışmaya çalışıyordu

Derken elbiseler gelince tek tek dağıtıldı. Bütün askerler hamama gitti. Banyo yapıp traş oldular, saçlarını kestirdiler. Kimisi az önce konuştuğu arkadaşını tanıyamadı.

Arda telli muharebe bölüğüne katıldı.

Komutan askerleri topladı: “İki dakika içinde yatağınızı toplayıp dışarı çıkın.”

Askerler hızla yatağını topladı, dışarı çıktı.

Bazıları geç kalmıştı, komutan sertçe tokat attı: “Geç kaldınız.”

Acemi birliği dört aydı. Üçüncü ayda denetimler başladı ve Or General geldi.

Askerler sıraya dizildi. Üç yüz _üç yüz elli civarında asker vardı.

Or General yüksek bir sesle sordu: “Söyleyin bakalım muharebe nasıl yapılır?”

Bir asker konuştu: “Komutanım iki çift kablo çekiyoruz. Hatlardan birini karşı mevziye, diğerini yan mevziye bağlıyoruz. T2 santrale bir telefon diğer uca da ikinci telefonu takıyoruz. Böylece manyotolu sistem üzerinden karşılıklı haberleşme sağlıyoruz.”

Or General: “Peki tek kabloluyla muharebedesin ve savaşta bu haberleşmeyi yapmak zorundasın, ne yapacaksın?”

Askerlerin hepsi bir ağızdan : “Kablo ile muharebe olmaz! ”dedi.

Arda cesaretle tekmil verip: “Olur komutanım.”

Or General: “Haydi bakalım göreyim seni. Nasıl sağlanıyormuş anlat bakalım. İyi ki bir kişi çıktı koskoca taburda. Telefonu kabloları al yap bakalım.”

Arda kabloların birini telefona bağladı, diğerini de ikinci telefona. Otuz kırk santim kadar kablo kesti. Kasatura ile yeri kazdı, topraklama yaptı.

“Komutanım bu nemli olması lazım. “dedi Arda.

“Su yoksa nasıl nemli olacak?”diye sordu Or General.

“Komutanım affedersiniz ama ötekini de yapmamız lazım.”diye cevap verdi Arda.

Or General gülümsedi:

“Söyle söyle ne yapacağız?”

“Öteki işi yapacağız.”

Or General : “Oğlum söylesene.”diye ısrar etti Or General.

 “Afedersiniz ama işeyeceğiz, biraz ıslak olacak.”diye yanıtladı Arda.

Or General ciddileşti: “Bu askerin adını soyadını alın.”dedi.

Arda korktu, eli ayağı titremeye başladı.

Kendi kendine mırıldandı : “Ben elektrikçide öğrendiğimi söyledim ama keşke söylemeseydim….”

Or General gittiğinde Arda’nın kafasında bir sürü soru vardı . İsmini neden almıştı?

Şimdi ne olacaktı?

Ertesi gün komutan: “işte bu gördüğünüz asker koskoca elli dokuzuncu topçu tugayında Or Generalin sorduğu soruyu tek bilen kişi oldu.

Arkadaşınızı tebrik ediyorum. Bu kol saatini de kendisine hediye ediyorum.”

Askerler kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar.

Komutan sertçe bağırdı : “Susun konuşmayın.Hem ders çalışmıyorsunuz hem de susmuyor sunuz.Çavuşlar bu askeri yanınıza alın. Siz ne yapıyorsanız o da aynısını yapsın.”

Acemiliğin bitmesine yirmi beş gün kalmıştı. Arda er arkadaşlarının yanında yemek yiyordu.

Çavuşlar ona seslendi: “Sen niye orda oturuyorsun. Bundan sonra bizim yanımızda bizimle yemek yiyeceksin.”

Arda artık içtimaya gitmiyor çavuşlarla kalıyordu.

Dağıtımdan önce Arda’nın saati çalındı. Askerler arama yaptı.

Komutan: “Bu saat bulunacak, kim aldıysa çıkacak. “diye bağırdı. Koğuşta bütün çantalar arandı, yatakların altlarına dahi bakıldı.

Askerlerden biri ürkekçe : “Komutanım günahını almak istemiyorum ama içimizde bir firari var o çalmış olabilir mi acaba?”

Komutan kısa bir cevap verdi : “Olabilir.”

Firari iki hafta sonra yakalandı. Saati satmıştı.

Dağıtım günü geldiğinde askerler Arda’ya : “Sen başarılı bir askersin. Or General tarafından da ödüllendirdin. Kesin sana kıyak yaparlar. İyi bir yere gidersin.”dediler.

Dağıtım yerleri bir bir okunuyordu.

Herkesin yüreği ağzında…

Arda’nın ismi geldiğinde komutan yüksek sesle okudu.

“Kandilli”

Koğuş sessizleşti.

Herkes birbirine baktı.

Askerlerden biri omzuna vurdu :

“Kandilli’mi dedi. O zaman yaşadın kardeşim kesin İstanbul’u!”

Bir diğeri ekledi: “Deniz kenarıdır oğlum orası, boğazı görürsün. Paşalar gibi askerlik yaparsın.”

Arda tereddütle başını kaldırdı : “Komutanım bu İstanbul mu? Erzurum mu?”

Komutan yüzüne bakmadan kısa cevap verdi : “Erzurum.”

O an koğuşun havası bir anda değişti.

Arda’nın içi burkuldu, yüzü düştü.

Soğuğu hiç sevmezdi ama ülkesine hizmet etmek onun için en büyük gururdu.

Kendi kendine mırıldandı: “Ne yapalım. Vatan neredeyse görev oradadır.”

Tren sabahın ilk ışıklarıyla Erzurum Kandilli’ye indiğinde şafak yeni söküyordu. İstasyonun çevresinde bembeyaz karlar, dondurucu bir rüzgar vardı.

Arda nefes aldıkça ağzından buhar çıkıyor, burnu kıpkırmızı oluyordu.

Yanında iki arkadaşıyla birlikte, ellerinde valizlerle yürürken bir inzibat seslendi : “Yeni gelenler siz misiniz? Hadi bakalım bölüklerinize teslim olacaksınız.”

Arda’yı uçaksavar bölüğüne arkadaşlarını da başka bölüğe verdiler. Ayrılırken çocuklar birbirine sarıldı.

Acemi birliğindeki başarısından dolayı daha ilk günden onbaşı olarak ödüllendirildi.

Sabah bölük astsubayı geldi, yüksek sesle bağırdı : “Aranızda muharebeci kim var?”

Arda o sırada sessizdi. Yeni geldiği için konunun kendisi ile ilgili olduğunu düşünmemişti.

Astsubay ikinci kez bağırdı : “Nerde yeni gelen muharebeci?”

Arda öne çıktı: “Benim komutanım, sabah geldim o yüzden ben olacağımı tahmin etmedim.”

Astsubay başını salladı : “Tamam. Bundan sonra seni nöbetlere yazmayacağız. Emir bekle..”

Ertesi gün bölükte bir hareketlilik vardı. Yüzbaşı gelmişti Sert ama adil bir adamdı. Arda’yı yanına çağırdı: “Yeni gelen asker sen misin?”

“Emredersiniz komutanım.”

“ Şimdi yanına iki tane adam al. Seçim sana kalmış. Onları sen eğiteceksin, muharebeci yapacaksın.Bundan sonra onlar senin emrinde.”

Arda tekmil verip : “Emredersiniz komutanım.”dedi.

Mersin’li Ali yanaştı.

“Komutanım beni de alın yanyanınıza.”

Hemen arkasından Mersin Mut’lu Ahmet atıldı : “Ben de varım komutanım!”

Arda gülümsedi “Tamam, siz ikiniz varsınız ama on iki kişi olacağız. Her memleketten birini seçelim.”

Mersin, Çanakkale, Ankara, İzmir, Sakarya, Sivas, Erzurum…

Böylece Arda timini tamamladı.

O artık sadece bir onbaşı değil aynı zamanda bir öğretmendi.

Arda askerlerine sabırla eğitim verdi.

Kablo çekmeyi, santral bağlantısını, haberleşmeyi birebir uygulamalı gösteriyordu.

Yüzbaşı onları uzaktan izliyordu. Bir akşam Arda’yı yanına çağırdı: “Aferin Arda. Askerler senden iyi bir şeyler öğrenmiş. Sen sadece emir alan değil aynı zamanda emir de verebilen bir askersin.”

Arda gururla tekmil verdi: “Emredersiniz komutanım.”

Askerliğin bitmesine bir hafta kala yüzbaşı yine Arda’yı çağırdı: “Çalışmalarına çok iyiydi. Sana hediye olarak bir hafta erken tezkere veriyorum. Hazırlan öğleden sonra gideceksin.”

Arda şaşkındı, hem sevinçli hem hüzünlü.

Erzurum’un sert soğuğunda, nöbetlerde geçen günleri bir an gözünün önünden geçti.

Valizini hazırlayıp çıkmak üzereyken Yüzbaşı seslendi : “Arda artık burda kalamazsın, hemen nizamiyeden çık ve kahveye git. Sabahda ilk trene bin.”

Hava çoktan kararmıştı.

Arda dışarı çıktı bir kahveye gitti.

Kahveci: “ Bu saatte araba bulamazsın ama Mehmet Ağanın cipi var. Onu kiralarsan seni Erzurum’a kadar götürür.”

Az sonra sakallı, şapkalı bir adam geldi.

“Ben Mehmet Ağa. Erzurum’a kadar götürürüm . Ordan trenle Ankara sonra Mersin’e kadar yolun düz.”

Arda teşekkür etti, cipe bindi.

Kandilli’nin beyaz karları arkasında kalırken, pencereden dışarı baktı.

Soğuk rüzgarın uğultusu arasında mırıldandı :

“Askerlik bitti ama içimde sanki yeni bir yolculuk başlıyor.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.