ALMANYA TRENİ 13.CÜ BÖLÜM - BABANIN DÖNÜŞÜ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Sen… babam mısın?”

8 Ağustos 2026 - 15:07
8 Ağustos 2026 - 15:07 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 4  39
ALMANYA TRENİ 13.CÜ BÖLÜM - BABANIN DÖNÜŞÜ

ALMANYA TRENİ

13. BÖLÜM – BABANIN DÖNÜŞÜ

İki yıl…

Dile kolaydı.

Ama hasret çeken için iki yıl, bazen bir ömür kadar uzundu.

Memduh, askerlik görevini tamamlamış, terhis belgesini almıştı. Elinde teneke bavulu, omzunda asker çantası ve sırtında hâlâ asker üniformasıyla köy yolunda yürüyordu.

Yol boyunca her şey tanıdıktı.

Dağlar aynı dağlardı…

Rüzgâr aynı kokuyu taşıyordu…

Toprak yine çocukluğundaki gibi ayaklarının altındaydı.

Değişen tek şey, Memduh’un kendisiydi.

İki yıl önce köyden ayrılan toy delikanlı gitmiş, yerine omuzlarına hayatın ağırlığını yüklenmiş genç bir adam dönmüştü.

Elinde, askerlik boyunca yanından ayırmadığı asker defteri vardı.

Sayfaları zamanla yıpranmış, kenarları kıvrılmıştı.

O defter, geçirdiği iki yılın sessiz şahidiydi.

Bağ evine yaklaştığında kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, sanki göğsünden çıkacak gibiydi.

Avludaki dut ağacı yine yerindeydi.

Tandırdan ince bir duman yükseliyor, tavuklar avluda yemleniyordu.

Kapının önünde bekleyen ilk kişi Şakire oldu.

İki yıl önce gözyaşlarıyla uğurladığı eşi…

Şimdi karşısındaydı.

Yüzü olgunlaşmış, bakışları derinleşmişti.

Kucağında ise iki yaşına yaklaşan küçük bir kız vardı.

Gülfem…

Memduh’un yalnızca mektuplardan tanıdığı, hiç koklayamadığı, hiç kucağına alamadığı kızı…

Şakire’nin gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Hoş geldin, Memduh…”

Memduh cevap veremedi.

Boğazındaki düğüm kelimeleri susturmuştu.

Yavaş adımlarla onlara yaklaştı.

Fatma Ana oğlunu görünce tülbendinin ucuyla gözlerini sildi.

“Şükürler olsun Rabb’ime…”

Yusuf Baba ise oğlunun omzuna güçlüce vurdu.

“Hoş geldin oğlum.”

Memduh, önce anne ve babasının ellerini öptü.

Sonra yeniden gözlerini Gülfem’e çevirdi.

İşte o anda zaman durmuş gibiydi.

Memduh dizlerinin üzerine çöktü.

Yavaşça elini küçük kıza uzattı.

“Gülfem…”

“Kızım…”

Küçük kız önce şaşkınlıkla ona baktı.

Sonra ürkerek annesinin eteğine saklandı.

Küçük elleri Şakire’nin entarisini sımsıkı kavradı.

Çünkü karşısındaki adam onun babasıydı…

Ama o bunu henüz bilmiyordu.

Memduh’un uzattığı eli havada kaldı.

İki yıl boyunca kurduğu bütün hayaller, o küçücük sessizliğin içine sığmıştı.

Şakire eğildi.

Kızının saçlarını okşadı.

“Korkma Gülfem…”

“Bu senin baban.”

Gülfem annesine baktı.

Sonra yeniden Memduh’a…

Bu kez biraz daha uzun…

Biraz daha merakla…

Memduh hiç kıpırdamadı.

Onu korkutmak istemiyordu.

Sadece bekledi.

Çünkü babalık bazen sabırla beklemekti.

Gülfem, küçük adımlarla annesinin yanından ayrıldı.

Yavaşça Memduh’un yanına geldi.

Önce üniformasına baktı.

Sonra elindeki asker defterini fark etti.

Minik parmaklarıyla deftere dokundu.

Memduh gülümsedi.

“Bak kızım…”

“Bunu askerden getirdim.”

Belki söylediklerini anlamıyordu.

Ama sesindeki sıcaklığı hissediyordu.

Bir an durdu.

Sonra küçücük elini Memduh’un avucuna bıraktı.

O dokunuşla birlikte iki yıllık hasret çözülüverdi.

Memduh titreyen elleriyle kızını usulca kucağına aldı.

Sanki dünyanın en kıymetli emanetini tutuyordu.

Gülfem önce etrafına baktı.

Sonra yavaşça başını babasının omzuna yasladı.

Memduh gözlerini kapattı.

Derin bir nefes aldı.

İlk kez kızının saçlarının kokusunu içine çekti.

Mektuplarda anlatılamayan…

Hayallerde eksik kalan…

Hiçbir kelimenin tarif edemeyeceği o kokuyu…

İki yıl gecikmeyle yüreğine çekiyordu.

Gözlerinden süzülen yaşlar, Gülfem’in saçlarına damladı.

Şakire onları sessizce izliyordu.

İki yılın bütün acısı…

O küçücük kucaklaşmanın içinde eriyip gidiyordu.

Bir süre sonra Gülfem, babasının yüzüne dikkatle baktı.

Masum sesi avlunun sessizliğini bozdu.

“Sen… babam mısın?”

Memduh’un boğazı düğümlendi.

Gülümsemeye çalıştı.

“Evet kızım…”

“Ben senin babanım.”

O sırada Hatice de kapıya çıkmıştı.

Ağabeyini görünce koşarak boynuna sarıldı.

“Abi…”

“Çok özledik seni.”

Memduh kardeşini de sımsıkı kucakladı.

Yıllar sonra aynı avluda yeniden aile olmuşlardı.

Asker defteri o gün evin başköşesine kaldırıldı.

Yıllar boyunca her açıldığında yalnızca askerlik hatıraları değil…

Bir babanın, ilk kez kızını kucağına aldığı o unutulmaz gün de hatırlanacaktı.

Ve o gün…

Bağ evine yalnızca bir asker dönmemişti.

Bir eş…

Bir evlat…

Ve ilk kez kızına kavuşan bir baba dönmüştü.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.