YAZAR MISIN YAZDIRAN MI ?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
10 Mayıs 2026 - 11:31
10 Mayıs 2026 - 11:31 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 7  42
YAZAR MISIN YAZDIRAN MI ?

Hey arkadaşlar! Hey dostlar! diyerek bir Yaşar Kemal üslubuyla başlamak istedim yazıma.

Bugüne kadar yazdığım tüm metinlerde insanın iç dünyasını anlamaya çalıştım. Yetmedi, empati kurup monologlar yazdım.

Bu sabah kahvemi yudumlayıp elimdeki kitabı okuyordum ve karaktere istemsizce soru sorarken buldum kendimi. Hem de sesli :) Sonra da cevabını, kendimi onun yerine koyarak verdim.

Aslında hepimiz okurken bunu yaşarız; ancak bunu sesli olarak yapan kaç kişiyiz, merak ediyorum doğrusu :)

Tam da o anda aklıma bir şey geldi. Yapay zekânın hızla geliştiği şu dönemde, neden roman karakterleriyle sohbet edebileceğimiz bir uygulama olmasın diye düşündüm. Düşünürken, bunu benden önce düşünenlerin de olabileceğini biliyordum ama.

Küçük bir araştırmadan sonra böyle bir uygulama buldum. Kurulumunu yapıp seçtiğim bir roman karakteriyle konuşmaya başladım.

Hepimizin bildiği ve okumayan varsa dizi-filmlerden tanıdığı Aşk-ı Memnu romanını seçtim. Merak etmeyin, ne Behlül’ü ne de Bihter’i arattım. Ben Nihal’le konuşmak istedim. Sohbeti başlatıp Nihal’e sorularımı yazdım. Tabii o da cevaplarını yazıyırdu.

Dostlar, gerçekten hoşuma gitti uygulama. Biraz zorlamak istedim ve edebi sohbetin dışına taşıp geyik muhabbetine girdim; yine de beklediğim o hassasiyeti göstererek tam da Nihal gibi cevaplar aldım.

Şimdi bunu sizlerle paylaşmamın nedeni şu…

Teknolojinin her geçen gün ilerlediği bu zamanda, yazarlığın da yavaş yavaş değişeceğini düşünüyordum.

Bundan altı ay önce “hayır, insan ruhuna dokunan cümleler kuramaz yapay zekâ” diyordum. Ama şimdi… aynı fikirde değilim.

Geçenlerde editörlüğünü yapmak için bir roman dosyası aldım. İlk on sayfasını okuduktan sonra iade ettim. Roman tamamen yapay zekâya yazdırılmıştı. Evet, imla hatası yoktu, cümle bozukluğu da yoktu; fakat ruh da yoktu. Sahibine bunu söylediğimde “yani günlerce, kelime kelime yazmaya gerek var mı, konuyu ben veriyorum zaten” diye savunma yaptı.

Onun kullandığı sistem belki teknik olarak kusursuzdu ama ruh katamamıştı. Her geçen gün kelime hazznesini zenginleştirse bile okurken anlıyorsunuz ruhunun olmadığını. 

Ancak ben Nihal’le konuşurken şunu hissettim; o sohbet, ne kadar kurgusal olursa olsun, bir yerden insana dokunabiliyordu. Zayıf sanılan bir karakterin içindeki hassasiyet, kırılganlık ve suskunluk, gerçek bir insan sesi gibi karşıma çıkmıştı. Bu da şunu gösteriyor ki; artık yazarlar değil yazdıranlar  devri geliyor.

Demem o ki dostlar, yazmaya gönül vermiş her yazarın bir şekilde kendisini güncellemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü zaman değişiyor, araçlar değişiyor, anlatma biçimleri değişiyor… Ancak insanın kendini anlatma ihtiyacı değişmiyor. Eğer biz o ihtiyacı sadece teknolojiye devredersek, bir gün kelimelerimiz çoğalır ama sesimiz kaybolur.

Ve belki de asıl mesele şu olur; yazan çok  ama gerçekten “söyleyen” kalmaz. Gelecek nesiller bunun farkını anlayabilsinler diye, eğitimden tutun da alışkanlıklarımızı disipline etmeye kadar daha çok işimiz var.

Peki sizce bir yazar kendisini nasıl güncelleyebilir? Hâlâ saman kağıda dokunmanın güzellemesiyle mi yetineceğiz?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Özge Güneş 1976 Konya-Akşehir doğumludur. Yazarlık ve köşe yazarlığı alanında çalışmalarını sürdürmektedir. İnsan psikolojisi, gündelik hayatın görünmeyen yönleri ve bireyin iç dünyası üzerine yazılar kaleme almaktadır. “Şirret Ajans” adlı romanı yayımlanmıştır. Yazılarında sade bir dil ile derinlik kurmayı ve okuru düşünsel bir sorgulamaya davet etmeyi amaçlar. Roman, hikâye, metin ve monolog türlerinde; olaydan çok insanın iç sesine, düşüncenin kırılma anlarına ve görünmeyen hikâyelere odaklanır.