KADRAJINIZ HAZIR MI MEZARLIKLAR İÇİN?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
1 Haziran 2026 - 11:23
1 Haziran 2026 - 11:23 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  16
KADRAJINIZ HAZIR MI MEZARLIKLAR İÇİN?

Mezar ziyareti yapmıyorum diye başlayacağım sözlerime dostlar. Malum yarın bayram…

Bu bir ihmal cümlesi değil, bir tercih. Bir uzaklık değil, başka bir yakınlık biçimi. Çünkü bazıları mezara gider, bazıları ise ölümü hayatın içine taşır. Ben ikincisine daha yakın hissediyorum kendimi.

Ölüm dediğimiz şey, sanıldığı gibi bitiş değil aslında. Daha çok bir yer değiştirme hali. Form değiştiriyoruz sadece. Bir beden toprağa karışıyor ama bir fikir, bir his, ölenden kanlanlar başka bir yerde yeniden doğuyor. İnsan bunu gerçekten idrak ettiğinde mezarlıklar sadece taşlardan ibaret kalıyor; böyle bakınca konuya asıl ziyaret edilmesi gereken yer insanın kendi içi oluyor.

Ama biz bunu unutmuş durumdayız.

Şimdi mezar ziyaretleri bile bir “paylaşım” meselesi. Kamera açılıyor, çiçekler kadraja giriyor, dua eder gibi yapılmış bir sessizlik… Sonra bir story…Bir kalp emojisi, acıklı bir şarkı ve sanki ölüm bile artık içerik üretim zincirinin bir halkası.

Burada sert bir şey söyleyeceğim, alınan alınabilir; Ölümü görünür kılmakla, ölümü anlamak aynı şey değildir.

Hatta çoğu zaman tam tersi. Görünür oldukça anlamı azalıyor. Çünkü ekran, duyguyu büyütmüyor; öldürüyor. Hem de farkettirmeden azar azar eksilerek öldürüyor.

Mezar başında çekilen bir video bazen yas değil, sadece gösteri oluyor. İnsan “hissetmek” için değil, “görülmek” için orada duruyor gibi. Ve bu noktada ölüm, insanı dönüştüren bir hakikat olmaktan çıkıp, algoritmaya uygun bir sahneye dönüşüyor.

İşin tuhaf yanına bakar mısınız…

Ölüm en eski gerçek, ama biz onu en yeni teknolojiyle tüketiyoruz.

O yüzden ben mezara gitmiyorum derken aslında şunu söylüyorum:

Ben ölümü taşın üstünde aramıyorum. Yaşarken karşıma çıkan küçük ölümlerde arıyorum. Bitmiş bir konuşmada, yarım kalmış bir insanda, geri dönmeyen bir mesajda, içimde kapanan bir kapıda…

Çünkü asıl ölüm orada ve asıl ziyaret de oraya.Belki de mesele mezarlığa gitmek değil; hayattayken ölümü görebilmek. Çünkü onu görebilen insan, neyi kaybettiğini değil, neyin hâlâ canlı kalabileceğini anlıyor.

Ama sosyal medya bize başka bir şey öğretti:

Her şeyi göster, hiçbir şeyi yaşama.

İşte tam burada kopuyoruz.

Bir insan mezar başında fotoğraf paylaştığında belki iyi niyetli. Bunu tamamen kötü bir yere çekmek kolaycılık olur. Ama şunu da görmezden gelemeyiz:

Artık bazı duygular bile paylaşılmadan tamamlanmış sayılmıyor.

Oysa bazı şeyler tamamlanmak için değil, sessizce taşınmak için vardır. Ölüm de onlardan biri.

Ve belki en büyüğü.

Sonuç olarak…

Ben mezar ziyareti yapmıyorum diye başlayıp buraya kadar geldim ama mesele mezar değil. Mesele, hayatta olan her şeyin ekran karşısında anlam kaybına uğraması.

Bazen bir çiçek, kadraja girmediğinde daha çok yas tutar.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Özge Güneş 1976 Konya-Akşehir doğumludur. Yazarlık ve köşe yazarlığı alanında çalışmalarını sürdürmektedir. İnsan psikolojisi, gündelik hayatın görünmeyen yönleri ve bireyin iç dünyası üzerine yazılar kaleme almaktadır. “Şirret Ajans” adlı romanı yayımlanmıştır. Yazılarında sade bir dil ile derinlik kurmayı ve okuru düşünsel bir sorgulamaya davet etmeyi amaçlar. Roman, hikâye, metin ve monolog türlerinde; olaydan çok insanın iç sesine, düşüncenin kırılma anlarına ve görünmeyen hikâyelere odaklanır.