YAZAR KATLEDİLDİ!

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
26 Temmuz 2025 - 02:05
26 Temmuz 2025 - 02:05 ⏱ 10 dk Okuma Süresi
 0  684
YAZAR KATLEDİLDİ!
YAZAR KATLEDİLDİ!

        * Çellist Vesislava Todorova'nın Çellosundan,

                                                "The  Godfather" parçası... *

                                      

                                              ... 

"Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim." 

                                                                       İncil

Continental kilisede derin bir sessizlik hakimdi... Başpiskopos Richard JEREMY kürsüye çıktı ve kırışmaya yüz tutmuş çehresinden, masmavi gözbebeklerindeki derin üzüntüyle, elindeki methiyeyi okumaya başladı:

(Dudakları çok fazla kurumuştu, ses tonunu ayarlamak için kısık sesle bir buçuk kez öksürdü. Yutkunmaya çalıştı ama yutkunamadı.) 

-Sayın Konsil, değerli Continental üyeleri ve aşağılık akrabalarım! 

diye yankılandı kısık ve bitkin sesi... (Ancak çok sevdiği bir yakınını kaybedenler böyle bir suçlama duygusuna kapılabilirler ve ilk suçlamaya maktulün yakınlarından başlarlar.) Kilisedeki ölüm soğukluğu hissiyatı, daha da derin bir boyuta ulaştı ve herkesin burun kemiği sızlamaya, her birinin gözleri daha fazla dolmaya başladı. Biraz sonra gözyaşlarının frenleri boşalanlar için artık onları durdurmak hiç kolay olmayacaktı ve hepsi birden hıçkıra hıçkıra ağlayacaklardı. 

-Sevgili kuzenim, çocukluk arkadaşım ve can dostum Mr. Hamilton Jeremy 'nin ölüm acısı ve de intikam duygusu yüzünden bu haldeyim... 

(Yüzü tamamen solgundu... Derinden bir iç çekti ve artık tutamadığı gözyaşlarına rağmen devam edebildi. ) 

-Onu bu kutsal yerde son yolcuğuna uğurlarken, burada herkesin bilmesini istediğim: Sizi temin ederim ki bayanlar ve baylar, can dostumun ölümüne sebep olanları bulana kadar, hiç uyumayacağım! Dinlenmeyeceğim! Sakalımı kesmeyeceğim! ve Tanrıya... Dua etmeyeceğim! 

Mahzun bakışları öfke ile harmanlanmış olduğu sırada; gözleriyle onlara "hemen gel" işareti yaptı, aziz Petrus Nikola ve aziz Peter D'Artagnan tarafından iki kişi kollarına girilerek, böylelikle aşağı inebildi çünkü dizleri hiç tutmuyordu, ayakta durmakta çok zorlanıyordu. Başpiskopos Richard, geçmişte müthiş bir hukukçuydu ve uluslararası alanlardaki yüksek mahkemelerde, yargının en üst düzey makamlarında bile şöhretinden sıkça bahsedilirdi. Geçmişte politik sebeplerden dolayı avukatlık ofisini kapatmış ve artık bir din adamı olarak hayatına devam etmeyi seçmişti...

                                              ... 

Katolik mezarlığında, yağmurun şırıltısından başka çıt ses yoktu. Simsiyah takım elbiseler jilet gibi ütülenmiş; kadın, erkek, genç, yaşlı demeden, siyah güneş gözlüklerinin saklamaya çalıştığı gözyaşları, sessiz birer çığlık gibi yağmura karışıp süzülüyordu... Bu çok derin bir acıydı ve yıllar boyunca hatırlanacaktı. Henüz çok genç yaştaki büyük bir usta yazar, müthiş bir edebiyatçı, dev kaleminden yazdığı şaheser niteliğinde sanat eserleri ile, yüzyıllar boyunca topluma ayna tutacak, öldükten sonra bile halen birilerinin gönüllerini kazanmaya devam edecek ve asla onun üstün perspektifi, derinlemesine yüksek maneviyatı, güzel kalbi asla unutulmayacaktı. Öldükten yıllar yılar sonra bile o, her daim saygı ve rahmetle anılacak, kendinden sonraki nesillerin bile gönüllerini fethetmeye devam edecekti. 

                                        ... 

Üç ay öncesinde Mr. Hamilton Jeremy evinde sabah kahvesini yudumlarken, beklenmedik bir misafir kapısını çaldı. Ayağa kalktığında; cam motifli ahşap kapıdan, her zamanki mütevazi, güler yüzlü William'ın silüeti göründü. Hemen gidip kapıyı açtı. William devlet görevlisiydi ve ona bir telgraf getirmişti. 

-Hoş geldin William, kaç para ödemem gerekiyor? 

-Teşekkürler Mr. Jeremy. İki sterlin on pound efendim. 

-Bugün harika görünüyorsun, gülümsemeye devam et! 

-Sizi görmek güzeldi Mr. Jeremy, iyi sabahlar efendim. 

Sabah sabah bu gizemli telgraf, New York'tan yazar arkadaşı Ms.Josephen tarafından gönderilmişti. Ms.Josephen, çok çekici bir kadın olduğu kadar üst düzeyde, saygın ve büyük bir usta yazardı...

-Sevgili meslektaşım Mr. Jeremy, eserlerinizi okurken kaleminize hayran kaldığımı sizden gizlemek haksızlık olurdu. Benim de yakın zaman önce katılmış olduğum Continental Yazar Topluluğu, bizler gibi usta yazarları bir araya getirmek için kurulmuş. Bilim kurgu, fantastik, macera, şiir, dram, gündem... Birçok farklı türde yazan büyük kalemler ve usta yazarların olduğu harika bir topluluk. Yazarlar olarak, her birimiz burada fikir alışverişleri yapabilir, birbirimize haber verebilir, birlikte toplumu aydınlatabiliriz ve böylelikle çok daha fazla okuyucu kitlesine eserlerimizi ulaştırabiliriz. Bu güzel toplulukta gerçek edebiyat tutkunlarına, bizlere katılmayı düşünürseniz, çok büyük sevinç ve onur duyarız. 

Saygılarımla... 

Araştırmacı Yazar Ms. Josephen OXFORD 

  Mr. Jeremy; bir seksen boylarında, atletik yapılı, esmer tenli ve kelimenin tam anlamıyla çok yakışıklı bir İngilizdi. Gözleri aşırı keskin oluşuna rağmen, entelektüel bir hissiyat için nadiren numarasız gözlük takardı. Kimsenin sözünü kesmezdi, iyi bir dinleyiciydi. Ses tonu, konuşması ve diksiyonu o kadar düzgündü ki o kunuştuğu zaman çevresindekiler pür dikkat odaklanır, çıt ses çıkarmadan can kulağıyla herkes onu dinlerdi. Bir yazara da bu yakışırdı zaten. Onun oturuşunda ya da ayağa kalkarken kıyafetini düzelttiği sırada, yüksek seviyede bir karizma hissedilir, tüm hayran bakışlar kaçamak şekilde onun üzerine çevrilirdi. Hayranları sadece karşı cinsten ya da onun yaş grubundakilerden oluşmaz; kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar herkes onu, yüzüne karşı açıkça överdi ve Mr. Jeremy bu durumdan çok utanırdı, burnunun tam ucu, boncuk boncuk terlerdi. O; yapay kokuları pek haz etmez, zira onun teni asla kötü kokmazdı. Birlikte oturduğu tüm kadınlar; onun kendine has, eşsiz ten kokusuna özellikle hayran kalırlar ve bunu çokça dile getirirlerdi. Bu genetik bir durumdu çünkü annesi, rahmetli babasının da Mr. Jeremy ile aynı ten kokusu olduğunu söylerdi. Simsiyah; uzun kaşlarının altındaki anlamlı, derin ve oldukça zeki, kurdumsu bakışları ve gözleri ile gözbebeklerinin aynı tonda koyu parlak siyah rengi sayesinde, onun gözbebekleri doğuştan kamufle olmuş gibiydi, gözlerine yakından bakınca bile gözbebeklerini görebilmek pek mümkün değildi. Bu sebepten bakışları çok canlı, çok çarpıcıydı. Yüzüne baktığı insanların adeta ruhlarına dokunur, bakışlarıyla onları övebilir, sevebilir, hatta kimilerini sadece bakışlarıyla dövebilirdi. İlk intibada sert ve keskin mizacının derinliklerinde yatan sessiz fırtınaları, saklı çölleri ve onun dışarı değil de içeri doğru ağlayabildiğini sadece ve sadece onun gibiler anlayabilirdi, gerisi fasa fisoydu. 

                                       ...

Bu tatlı davet üzerine iyi veya kötü kendisine her telden arkadaş edinebilen, belki yüzlerce arkadaşı bulunmasına rağmen yalnızca birkaç sadık dostu olan Mr. Jeremy, hızlıca hazırlandı ve meşhur İngiliz klasiği Rolls-Royce arabasına atlayıp kendisini beklemekte olan arkadaşının yanına doğru efendice sürmeye başladı. Bu arkadaş; erken yaşına rağmen yedi büyük günahın tamamını işlemiş ve hatta dokuzuncuyu ve onuncuyu bile türevlemeyi başarmış, genç bir yetenekti! Korkutucu derecede zeki; bazen çocuksu ruhlu, komik espriler yapan ve genellikle de soğukkanlı, sakin ve uykusuz biri olan bu adam, Mr. Jonathan'dan başkası değildi. Mr. Jonathan, yanında oturan dokuz yaşındaki yeğeni Mr. Wilfred Matthew ile birlikte Mr. Jeremy'i Londra'da her zamanki buluştukları Sam's Riverside restaurant bahçesindeki denize bakan tarafta, asma köprüye yakın her zamanki masada karşıladı. Her ikisi de çok birikmişlerdi fakat çocuğun yanında her şeyi konuşamazlardı. 

-Aziz dostum, seni görmek ne kadar güzel. 

-Seni de öyle Jonathan. 

-Heyy kimler var burada! Mr. Wilfred Matthew! Bu sürpriz ne kadar da hoş. Nasılsınız Bayım? 

-Teşekkürler Mr. Jeremy. Gelmenize çok sevindik efendim. Ayrıca, arabanız çok güzelmiş. 

Mr. Jeremy, Wilfred Matthew'ın vaftiz babasıydı. 

 Papa Aziz Gregorius, ağır günahkar olduğu için amcası Jonathan'ı vaftiz babası olarak uygun bulmamış, onun yerine yakın arkadaşı Mr. Jeremy'i vaftiz babası olarak seçmişti. Kırmızı şarapla kutsanmış, kutsal ekmekten çiğnemişlerdi... 

Öğleden sonra saat 14:00 civarında, yumurta, pastırma, sosis, pişmiş fasulye, mantar, domates, puding ve kızarmış ekmek içeren bir menü sipariş ettiler. Bu tür modern kahvaltıların saati bazen 15:00'e kadar bile sürebilirdi. İngiltere'de bu durum, güneşli bir gün ortasında aniden yağmur başlaması gibi gayet normal kabul edilirdi. İki sağlam dost epey arayı açtıktan sonra tekrar bir araya gelmiş ve çocuğun yanında konuşulabilecek konular kısıtlıdır. Biraz düşündükten sonra Mr. Jonathan alnından; kaşlarının üzerine doğru dökülen kumral, kıvırcık saçlarının arasından zeki, sempatik, delici bakışlarıyla ve emaneten yüzüne takındığı muzip gülümseme ile:

-Eevett, lütfen önce sen başla Jeremy! 

(Cevap gecikmedi) 

-Pekala, Sayın Centilmen! 

(Kısa bir gülüşme, kısık seslerle)

-Bugün bir telgraf aldım, dünya çapında bir arkadaş grubuna beni davet ettiler ve hepsi de benim meslektaşım. Continental Yazar Topluluğu... Sanırım onlara katılacağım ve bunun için heyecanlıyım, ayrıca sevinçli olduğum kadar da tedirginim. Umarım içlerinde kibirli insanlar yoktur. 

-Tebrikler Mr. Jeremy. Yazar meslektaşlarınızla birlikte olmanız eminim size kendinizi çok daha iyi hissettirecek, müthiş arkadaşlar listenize birkaç yeni birey daha ekleyeceksiniz, bu harika bir duygu, heyecanlanmakta haklısınız. Ayrıca lütfen endişelenmeyin, Continental Yazar Topluluğu'nda kendinizden daha ukala birine rastlayacağınızı sanmıyorum, bu konuda kimse sizinle yarışamaz!

(Aynı anda sesli gülüşme) 

Gülümsemenin getirdiği bir iç çekme ardından ve halen yüzünde yapışılı kalan gülümseme ile arkasına yaslanarak:

-Eevett Mr. Jonathan! Eşsiz bir sohbetiniz var, sizi dinlemeye devam etmeliyiz. Pekala sizde haberler nasıl, umarım her şey yolundadır? 

-Elbette yolunda, Ms. Martha Matthew iş görüşmesine Chicago'ya giderken bana da sevgili yeğenim Wilfred'i bıraktı. Tam bir hafta boyunca Wilfred ile beraber piyasanın içinden geçeceğiz, düşünebiliyor musun! 

(...) 

-Harika bir amcasın Jonathan, eminim Mr. Wilfred senin yanında harika vakit geçirecektir. Siz ne düşünüyorsunuz Bayım? 

-Eğlenceli görünüyor efendim. Sizlerle olmak güzel. 

-Sen ne akıllı bir çocuksun böyle! Jonathan, istediği her zaman lütfen onu benim yanıma getir. Seni bu arabayla gezdiririm, ayrıca atıştırmalıklarda ve pastalarda hiç sınır yok. 

                                              ... 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Kerem DEMİR Okudum kainat kitabını beş bin nefeste, parmaklarımın ucunda cümle alem vardır... Ben ki anamın kurt bakışlı oğlu, atamın arel yadigarıyım. İki nefes arasında öldüm de uyandım.