Merhum Çiçekçilik

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
26 Kasım 2025 - 17:02
26 Kasım 2025 - 17:02 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 3  92
Merhum Çiçekçilik

Mustafa babaannesini kaybettiğinde on beş yaşındaydı. O yaş, insanın ne tam çocuk olduğu ne de acıyla baş etmeyi öğrendiği bir yaştı...

Cenaze günü köyün mezarlığına vardıklarında hava gibi insanlar da solgundu. Çıplak ağaçlar üşür gibi titriyor, kırık mezar taşları sanki yıllardır kimsenin adını duymadığı için içine kapanmış duruyordu. Kurumuş otların çıtırtıları bile sessizliğe ayak uydurmuştu. Ölümü insanoğluna unutturmak ister gibi bu mezarlık da şehrin epey uzağına yapılmıştı. Sanki mezarlıkları uzaklara yapınca ölüm de yaklaşamıyordu bize...

Oysa Fatma Hanım, toprağı bile renklendiren bir kadındı. Ömrü boyunca çiçeklerle konuşan, kırılan saksıları tek tek yamayan, “Boynunu bükme, senin de çiçeklerin açacak” diye çiçekleri bile teselli eden biriydi. Torunu Mustafaya da hep aynı cümleyi söylerdi:

“Evladım, insan öldükten sonra hatırlanmak istiyorsa ardında güzel bir şey bırakabilmeli. Bir çiçek mesela… Yapamıyorsan bile bir fidan dik. Toprak unutmaz, çiçek unutturmaz.

Cenaze tamamlandığında herkes mezarlığı yavaşça terk ediyordu. Ama Mustafa kıpırdamadı. O gün köylü evlerine dönüp cenaze yorgunluğunu üstünden atmaya çalışırken, Mustafa başka bir yere gitti: Köyün küçücük çiçekçisine. Bir saat sonra mezarlığa geri döndüğünde kucağı çiçek doluydu. Sarmaşıklar, güller, begonviller… 

Dayısı görünce şaşkınlıkla sordu:

“Mustafa! Burası mezarlık.. senin sevinin arka bahçesi değil!”

Mustafa başını kaldırdı, gözlerinin içi hem buğulu hem kararlıydı:

“Benim değil ama… babaannemin arka bahçesi artık.”

O günden sonra mezarlık, Mustafa’nın en sık uğradığı yer oldu. Boş toprağı kazdı, tohumları ekti. Kuru dallara sarmaşık sardı. Eski taşların gölgesine papatyalar bıraktı. Ve zamanla mezarlık, köyün en renkli yeri hâline geldi. İnsanlar önce garipseyerek baktı. Sonra alıştı. En sonunda da hayran kaldı.

Mezarlık bekçisi Haydar Amca bile karışmaya cesaret edemedi, sadece bir gün merakına yenik düşüp sordu:

“Evlat, onca zahmet neden? Ölü ne anlar çiçekten?”

Mustafa umursamadı ve kaldığı yerden devam etti. Bir yıl sonra mezarlığın girişine astığı tabelada şöyle yazıyordu:

Merhum Çiçekçilik – Ruhu Şad Eden Aranjmanlar”

  • “Siz zaten öldünüz, bari toprağınızda çiçekler yaşasın.”

  • “Kuru kuru Fatiha’yla olmaz, bir papatya al.”

  • “Ruhunuz sonsuz uykuda kapalıyken göz zevkiniz açılsın.”

Bu tabelaları görenler düğün çiçeği almaya bile mezarlığa uğrar olmuştu. Zamanla işler büyüdü. Köyün mezarlığı adeta bir anıt bahçeye dönüştü. Ama en çok ilgi gören hep aynı yerdi: Fatma Hanım’ın mezar taşı.

Mustafa mezar taşına bir QR kod koydurmuştu. Kod okutulduğunda ekranda şunlar çıkıyordu:

“Fatma Hanım’ın Çiçek Büyütme Sırları”

  1. Çiçeklere su verirken onlarla konuş. Tatlı söz, çiçeği toprağından çıkartır.

  2. Toprak çatlamışsa çiçek üşüyordur; biraz su, biraz da sevgi gerek.

  3. Bir çiçek soluyorsa suçlu sensin: Ya suyunu az verdin ya da ilgini."

Bir gece, mezarlığın sakinliğinde eski bir bankta oturmuş yıldızlara bakan Mustafa, elindeki küçük saksının toprağını okşadı ve kendi kendine gülümsedi:

“Büyükanne… Binlerce çiçeğe elin değdi. Hepsini büyüttün, hepsine nefes verdin. Ama umarım en çok çiçek açan tohumun ben olmuşumdur…”

Mezarlığın girişinde şimdi herkesin okuduğu bir yazı vardır:

“Sevdiklerinize çiçek almak için ölmelerini beklemeyin.”

Kaybın bıraktığı boşluk hiçbir şeyle dolmaz; ama insan o boşluğa bir avuç açar, bazen dua eder bazen de bir çiçek bırakır.
Belki de bu yüzden çiçekler hep mezarların başında daha güzel açar:

Çünkü en saf masumiyet, kalbin en kırık yerinde filizlenir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı