Kanlı Yılbaşı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
30 Ocak 2025 - 23:20
30 Ocak 2025 - 23:20 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 0  758
Kanlı Yılbaşı

Saçını okşayan rüzgar ile gözlerini aralarken yoğun beyaz ışık gözlerini kamaştırdı. Göğsüne saplanan ağrıyla yüzünü buruşturup görüş açısına giren bir hemşireyi gördüğünde odanın içinde gözlerini gezdirdi.

Sol tarafta pencerenin önünde deri bir koltuk, karşısında duvara sabit TV, sağ çaprazında boydan boya bir gömme  dolap ve iki yanında büyük komidinler vardı. 

Baş ucunda duran serumu kontrol eden hemşire, kıvrılan dudaklarıyla büyükçe gülümsedi. 

"Günaydın Bay Marcus, nasıl hissediyorsunuz?"

Marcus yüzünü tekrar buruşturup meraklı bakışlarını hemşireye dikti.

"B-Ben bilmiyorum. Ben neredeyim?" 

"Sakin olun bay Marcus, küçük bir kaza geçirdiniz ama durumunuz gayet iyi."

"B-Ben Ben hiçbir şey hatırlamıyorum! Adımı bile bilmiyorum ama siz nasıl..?"

"Günlerdir eşiniz sizi arıyormuş, bütün hastanelere, karakollara bakmış. Kaza geçiripte hastanemize giriş yaptığınız da bir fotoğrafınızı gönderdik. Eşiniz de onayladı. Her an burada olacaktır."

Hemşirenin anlayışlı bir dille konuşması içindeki korkuyu silememişti.

Zira eli kan içinde bir evden çıktığını net bir şekilde hâlâ hatırlıyordu.

"Peki, ben neden hiçbir şey hatırlamıyorum?" Diye sordu merakla.

"Çok doğal bir durum bay Marcus. Geçirdiğiniz kaza sonucunda bir hasar bekliyorduk. Geçici bir hafıza kaybı olduğu konusunda sizi temin ederim. Doktor beyi de bu konuda bilgilendireceğim mutlaka"

"Anlamıyorsunuz! Ben kazadan önce.."

Diyerek duraksayan Marcus söyleyip söylememekte kararsız kaldı. 

Ama böyle de hiçbir şey görmemiş gibi de hayatına devam edemezdi.

Söylemek için dudaklarını araladığında kapı aniden aralanmış, aralanan kapıdan sarı uzun düz saçları, yeşil gözleri olan genç ve güzel bir kadın telaşla girmişti.

"Sevgilim!" Yüzünde ki korku sesine de sinmiş olan kadın, kollarını açarak sıkıca adamın boynuna sarıldı. 

Hem ağlıyor hem de ne kadar korktuğunu anlatıyordu.

Ama Marcus'un bu umrunda değildi, çünkü onun kafasını kurcalayan başka büyük bir soru vardı. 

Aşk varsa ve bu kadın gerçekten eşiyse hafızasını kaybetmiş olsa da onu hatırlaması gerekirdi. Beyni değilse bile kalbi göğsünü delip geçecek kadar güçlü atmalıydı.

Ama bir milim bile yerinden oynamamış, aksine bedenini büyük bir ürperti sarmıştı.

Kadın ağlamaktan kızarmış gözlerini kocasına çevirdiğinde gözlerinin içine baktı. Lâkin yine de hiçbir şey göremedi. Sanki koca bir boşluğa bakıyordu ve bu kadın da tıpkı onun gibi hafızasını yitirmişti belki de..

Hemen arkasından siyahi bir doktor içeriye girdiğinde onunda yüzünde benzer bir soğukluk vardı. Ve soğuk ifadeye tezat bir biçimde gülümseyerek bakıyordu.

"Geçmiş olsun Bay Marcus, ben doktorunuz Jack Rebul. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"

" Kayıp?" Dedi bir anda. 

Karısı şaşkınlıkla ona bakarken doktoru kaşlarını çatmıştı.

"Doktor bey küçük bir hafıza sorunumuz var." 

Diyen hemşire ile karısı bu defa elini şokla ağzına götürüp acıyla inledi.

"Hemen bir Emar çekelim. Muhtemelen geçici bir hafıza kaybıdır. Uyku hali var mı? Ya da mide bulantısı baş ağrısı?" 

"Hayır, sadece biraz yorgunum. Bacaklarım.." diyerek duraksadı. 

Aynı o evdeki gibi bacakları uyuşuk ve titriyordu. Sanki saatlerce koşmuş gibi..

Buna bir türlü anlam veremedi.

Ve ne hissetti ise aynen doktoruna anlattı. Doktoru elinde ki deftere not alırken bir taraftan olabilecek yan etkileri anlatıyordu.

Böyle bir kazanın sonuçları olacaktı elbette. Öyle diyordu..

Bakışlarını pencereye çevirip derin bir nefes alırken eşi olduğunu iddia eden kadın, doktoru ile konuşuyordu.

Rüzgarın şiddeti ile pencereye çarpıp duran ağaç dalına baktı.

Neredeyse kıracak kadar şiddetli ve güçlüydü. 

İşte o zaman onu gördü, bir an da kararan havayla cama yansıyan bir kadın hemen yanında ensesine kadar yaklaşmıştı.

Derin nefesler alıp veren Marcus bir türlü kıpırdayamadan camın ayna görevi gören yansımasına baktı.

Bağırıp çığlık atmak istiyor ama bir türlü sesini çıkaramıyordu.

Kadının yüzünü kapatan siyah saçları ürkütücü bir hava katmış, hayal olamayacak kadar gerçek olan nefesi kulağına değiyordu.

Elinin altındaki yorganı sertçe sıkıp hızla atan kalbini gürültüsünü dinleyerek gözlerini kapattı.

O sıcak nefes konuşmaya başladığında büyük bir çığlık atıp yatağında doğruldu.

Korkuyorum..

"Sevgilim iyi misin?" Diye sordu eşi olduğunu iddia eden yabancı ama güzel kadın. Kadının sesi kulağında eko yaparken

Korkuyorum..

Korku ile bakışlarını odada gezdirdi.

Ne zaman uyumuştu? Az önce gördükleri kâbus muydu? En son karısının doktor ile konuştuğunu kendisinin de camdan dışarıya baktığını hatırladı. Geri kalan her şey kâbus ise kendisi ne zaman uyumuştu?

Endişeli bakışlara karşılık verip kendisini tebessüme zorladı.

"İyiyim. Sadece bir kâbus..  Şey ben ne zaman uyudum?" Diye sordu çekinerek.

Zira pek de doğal bir soru değildi lâkin karısı normal karşılamış olacak, hiç şaşırmadan ya da sorgulamadan cevap verdi.

"Yorgunum demiştin ya, saatlerce koşmuş gibi yorgun olduğunu söyleyip yattın" dediğinde başını yastığa koyduğumu hiç hatırlamadığını fark etmişti.

Sahi ona neler oluyordu? 

Kaza ile ilgili olsa bir nebze rahat edebilirdi lâkin kimse kazadan öncesini sorgulamıyor ya da kaza ile ilgili detaylı bilgi vermiyordu.

Düşünmesi ve korkması gereken çok şey vardı ama neyden ya da kimden bilmiyordu. Belki de kendisinden...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hanife Demir Merhaba! Ben Hanife , üç çocuklu bir anne, eş ve aynı zamanda geniş hayal dünyasını kaybetmeyi asla başaramamış bir polisiye yazarıyım. Çocukluğumdan beri hayal gücüm o kadar genişti ki, bazen gerçek dünyaya geri dönmekte zorlanıyordum. Neyse ki o dönemin izlerini hâlâ taşıyorum ve bu, polisiye yazarken fazlasıyla işime yarıyor. Tabii, geniş bir hayal dünyasına sahip olmak kadar, evde geniş bir sorumluluk alanına da sahibim: Üç çocuk! Çocuk yetiştirmek başlı başına bir dedektiflik işi zaten. Kayıp oyuncakların izini sürmek, kim odaya gizlice kurabiye götürdü gibi gizemleri çözmek derken kendimi doğal bir dedektif gibi hissetmeye başladım. Bu da beni polisiye yazmaya teşvik etti! Evde sürekli suç mahali var ama endişelenmeyin, en kötü suçluların ellerinde bir kutu boya ve masum gülümsemeleri oluyor. Eğitim hayatım boyunca hayal gücüm sınır tanımadı ve gerilim dolu hikayeler kafamın içinde bir yerde kendi hikâyesini yazdı. İlk başta gerçek dünyada suçları çözmek için dedektif olmayı düşünsem de, daha sonra kağıt üzerinde suç işlemeyi daha cazip buldum. Polisiye romanlarımda, karakterlerim sürekli karanlık sokaklarda, gizemli olayların peşinde koşarken ben de okuyucularıma hep en iyisini sunmaya çalışıyorum. Başarılarıma gelirsek, henüz Nobel almadım ama üç çocuğu aynı anda ilgilenip bir bölüm yazmak, bence takdir edilmesi gereken bir başarı. Her kitabımda biraz daha derinlere inerek okurlarıma, her sayfada “katil kim?” dedirtmeyi seviyorum. Boş zamanlarımda (ki gerçekten var mı, emin değilim), hayal gücümdeki sınırsız dünyalarda dolaşmayı ve yeni hikayeler yaratmayı sürdürüyorum. Polisiye yazarlık benim için sadece suçları çözmek değil, aynı zamanda okurlarımı beklenmedik sürprizlerle şaşırtmak demek. Başa dönecek olursak; İlk kitabım biraz sürpriz oldu. Sadece kafamın içinde dönüp duran olayları kağıda döktüğümde farkına vardım kalemimdeki cevheri. Sonunda amacımı ve beni ben yapan o hayali bulmuştum. İlk kitabım (Konuşan Gözler )2023 yılının Mart ayında Flora yayınlarında ücretsiz olarak basıldı. Konuşan Gözler hikâyesi olan bir roman. Yazılırken çok büyük bir yol kat etti diyebiliriz. O yüzden ben de yeri bambaşkadır. Zaten beni yazar yapan kitaptır, ötesi yok. İçindeki karakterleri de hâlâ yaşatıyorum. En son, Dark Polisiye’nin altıncı kitabında “Galata Canavarı” adlı bir öyküde yeniden yazıldı. Şimdi de Dark Kadın adlı kitapta “Sinderalla’nın kayıp ayakkabısı “ ismiyle anıldı. Her geçen gün yazdıklarım ile büyüyorum. Yazabilir miyim, merakıyla başladığım bir aşk romanı da ücretsiz onay alınca ve basılınca daha büyük beklentiler içine girdim. Şimdilerde Kâbus adlı romanımı yayınevine göndermiş onay bekliyorum. Poyabir gibi büyük bir suç örgütüne üye olduğumu da unutmamak lazım. Ama aramızda kalsın. Gelecekteki planım mı? Suç dünyası durmuyor, benim de yazacak daha çok cinayetim ve çözecek daha çok gizemim var. Eşim ve çocuklarım bu maceraya biraz şaşkın, biraz da sabırla eşlik ederken, ben kapalı bir perdenin arkasında, başka suçlarımı hikayeleştirip yazmaya devam edeceğim. Ve kim bilir, belki bir gün dünya literatürüne adımı kazıyacağım... Hayaller büyük ama imkansız değil!