İhanetin Anatomisi

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İhanet bir insanı değil, onun güvenini kaybetmektir. Geriye, sessizce yıkılan bağların hiç susmayan yankıları kalır.

27 Haziran 2026 - 11:49
27 Haziran 2026 - 11:49 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 2  143
İhanetin Anatomisi

İnsan, hayatta en çok düşmanlarından yara alacağını sanıyor.

Oysa en derin yaralar, adını güven koyduğumuz yerlerden geliyor.

Bir yabancının ihaneti can yakar ama geçer. Çünkü ondan zaten bir şey beklememişizdir.
Asıl yıkan, omzuna başını koyabildiğin birinin sessizce omzunun altından zemini çekmesidir.
İhanetin en ağır tarafı da budur. İnsan, kaybettiği kişiye değil; ona duyduğu güvene yas tutar.

Hayatım boyunca bunu defalarca öğrendim.

İlk kez çocukluk yıllarımda, kalbimin cesaret edemediği bir duyguyu en yakın bildiğim insana emanet ettiğimde...
Söylenmesi gereken birkaç kelime, hiç söylenmedi.
Yerine söylenen tek bir yalan ise yıllarca taşıyacağım bir ihtimali benden aldı.
O gün anladım ki bazen insanın kaderini büyük felaketler değil, küçük ihanetler değiştiriyor.

Yıllar sonra aynı ders, bu kez daha ağır bir yüzle karşıma çıktı.
"Kardeşim" dediğim bir insanın, arkamı döndüğüm anda bana değil,
sevdiğim kadına yaklaşmaya çalıştığını öğrendiğimde yalnızca bir dostluğu kaybetmedim.
Bir kelimenin anlamını da kaybettim. O günden sonra "kardeşim" demek kolay olmadı.
Çünkü bazı insanlar, yalnızca güveninizi değil; kelimelerin içini de boşaltıyor.

Zamanla şunu fark ettim: İhanet, gürültülü bir yıkım değildir.
Kapılar çarpılmaz, gökyüzü kararmaz, şehirler susmaz.
Her şey olduğu gibi görünmeye devam eder. Ama insanın içinde bir şey sessizce yerinden sökülür.
O saatten sonra aynı gözlerle bakamaz, aynı rahatlıkla inanamaz, aynı saflıkla güvenemez.

Belki de ihanetin gerçek anatomisi burada saklıdır.
O, bir ilişkiyi bitirmez sadece; insanın dünyayı algılayış biçimini değiştirir.
Bir süre sonra herkese mesafeli durmaya, her güzel sözün ardında bir ihtimal aramaya başlarsın.
Çünkü kırılan şey kalbin değil, güven duygundur.

Yine de bütün bunlara rağmen yazmaya devam ettim.

Çünkü sustuğum yerde içimde büyüyen sessizliği ancak kelimeler taşıyabiliyordu.
Yazmak benim için yaşananları unutturmadı ama onların beni tanımlamasına da izin vermedi.
Her cümle, içimde yıkılan bir duvarın yerine ördüğüm yeni bir tuğla oldu.

Bugün geriye dönüp baktığımda, bana en büyük acıyı yaşatan insanların adlarını tek tek hatırlamıyorum belki.
Ama onların bana öğrettiği şeyi hiç unutmuyorum:

İnsan bazen en büyük ihaneti başkasından değil, güvenin sonsuza kadar süreceğine inanmasından görür.

Ve belki de bu yüzden, ihanetin sesi hiç çıkmaz.

Çünkü onun yankısı, yalnızca insanın içinde duyulur.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ümit Oklu Ümit Oklu, 1 Ağustos 1995 tarihinde Adana’da doğdu. Kamu personeli olarak aktif iş hayatını sürdürürken, hayatının merkezinde her zaman kelimeler, duygular ve insanın iç dünyasına duyduğu merak yer aldı. İnsanların içinde sakladığı duyguları, sustuğu cümleleri ve geceye bıraktığı düşünceleri yazıya dönüştüren Oklu; yazılarında modern insanın yalnızlığını, içsel kırılmalarını, umut arayışını ve kendini bulma çabasını sade ama derin bir anlatımla ele almaktadır. Melankolik ve sinematik bir üslubu benimseyen yazar, çoğu zaman sessizlikte büyüyen duygulara, insan ruhunun görünmeyen yaralarına ve insanın kendisiyle yüzleştiği anlara odaklanır. “Bir Ümit” ve “Bir Tesadüf” adlı eserleriyle edebiyat dünyasında yer alan Oklu için yazmak; bazen anlaşılmak, bazen susulan şeyleri duyurmak, bazen de insanın kendi kalbine bakabilmesidir.