EKMEĞİN DEĞERİ - TOPRAĞA DÖNÜŞ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Belki de ekmeğin gerçek değeri, onu soframıza gelene kadar taşıyan bütün nimetleri fark ettiğimiz gün anlaşılacaktır.

3 Temmuz 2026 - 11:32
3 Temmuz 2026 - 11:32 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 1  37
EKMEĞİN DEĞERİ - TOPRAĞA DÖNÜŞ

EKMEĞİN DEĞERİ – TOPRAĞA DÖNÜŞ

Ekmeğin değeri ne ile ölçülür?

Onu el üstünde tutmakla mı? Yüksek bir yere koymakla mı? Bayatlamasın, çöpe gitmesin diye gösterdiğimiz özenle mi?

Peki asıl hassasiyet göstermemiz gereken şey gerçekten ekmeğin kendisi midir? Bir nesnenin şekline bakıp onu kutsallaştırmak mı önemlidir, yoksa şekilden öze inerek hakikati görebilmek mi?

Örneğin ekmeğe duyduğumuz saygıyı una gösteriyor muyuz? Buğdaya? En önemlisi de o buğdayı bağrında büyüten toprağa?

Hiç bunu düşündük mü?

Ben uzun zamandır bu sorular üzerinde tefekkür ediyorum. Düşüncelerim zaman zaman yarım kalıyor, sonra hayat karşıma yeni bir pencere açıyor. Geçtiğimiz akşam aile dostlarımızdan kıymetli bir büyüğümüz tam da bu konuya değindi.

"Ekmeğe bu kadar değer verip de onun geldiği yeri; buğdayı, toprağı görmezden gelenlere şaşırıyorum." dedi. "Toprak işlenmeyi beklerken onu yok sayıyoruz. Neden sadece ekmeğe saygı duyuyoruz?"

Bu sözleri duyduğum anda zihnimde tek bir cümle yankılandı:

"Topraktan geldik, toprağa döneceğiz."

İnsan bile toprağa muhtaçken, toprağı nasıl görmezden gelebilir?

Toprak yalnızca bedenimizi besleyen bitkileri yetiştirmez. Suyu tutar, ağacı büyütür, oksijenin kaynağı olan yaşamı besler. Sayısız nimetin taşıyıcısıdır. Daha hayattayken insana şifa olur; vakti geldiğinde ise onu yine bağrına alır.

Yerde bir ekmek görsek üzerine basmayız. Eğilir, alır, yüksek bir yere koyarız. Bayatlayan ekmeği çöpe atmamaya çalışır, farklı şekillerde değerlendiririz. Bunların hepsi güzel davranışlardır.

Fakat çoğu zaman ekmeğin oluşum yolculuğunu unutuyoruz.

O küçücük buğday tanesini...

Onu yeşerten toprağı...

Can veren yağmuru...

Isıtan güneşi...

Emek veren çiftçiyi...

Bütün bunları mümkün kılan Rabbimizi...

Ben bu yazıyla "Ekmeğe saygı duymayın." demiyorum.

Aksine, ekmeğe duyduğumuz saygının özüne inmeyi öneriyorum. Çünkü ekmeği değerli kılan yalnızca soframıza gelmiş olması değildir; onun ardındaki ilahi düzen, emek ve berekettir.

Rab toprağa can vermiştir.

Toprak dünyaya hayat vermiştir.

İnsan ekmeğini yemiş, karnını doyurmuş; vakti geldiğinde yine o toprağa dönmüştür.

Peki insan, toprağın altına girmeden önce toprağa hayran olabilir mi?

Onun verdiklerine gerçekten saygı duyabilir mi?

Bir buğday tanesini eken, biçen, alın teri döken çiftçiye hak ettiği değeri verebilir mi?

Hatta toprağı işlemeye, üretmeye, emek vermeye cesaret edebilir mi?

Ne kadar da alışmışız hazır olana...

Emek verilmeden geleni istemeye...

Belki bu noktadan sonra insanoğlunun "armut piş, ağzıma düş" anlayışını da konuşabiliriz. Fakat bu, başlı başına başka bir yazının konusu.

Şimdilik yeniden kendime dönüyor ve şu soruları soruyorum:

Ekmeğe saygı duyalım diye büyütüldük.

Peki ya una? Buğdaya? Başağa? Toprağa? Suya? En önemlisi...

Bütün bu nimetleri bize lütfeden Yaradana aynı hassasiyetle saygı duyabiliyor muyuz?

Belki de ekmeğin gerçek değeri, onu soframıza gelene kadar taşıyan bütün nimetleri fark ettiğimiz gün anlaşılacaktır.

Son iki sorum daha var. Kendime ve eşlik eden okurum sana…

Toprak seni kabul edecek; peki sen, toprağın taşıdığı hakikati kabul ettin mi?

Bir gün bedenin toprağa karışacak; ruhun hangi hakikate tutunacak?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...