Cam Balkonun Misafirleri

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gecenin soluğu uzundu bu defa. Temmuz sıcağının taşladığı çatılar yavaş yavaş susuyor, sokak lambası, sinekleri birer birer yakıp söndürüyor, balkonun camı buğulanmıyordu ama içerideki adamın alnında ter, içli bir bekleyişin tuzuydu.

18 Şubat 2025 - 21:40
18 Şubat 2025 - 21:40 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 1  764
Cam Balkonun Misafirleri
Cam Balkonun Misafirleri
Cam Balkonun Misafirleri
Cam Balkonun Misafirleri
Cam Balkonun Misafirleri
Cam Balkonun Misafirleri

Cam Balkonun Misafirleri

Gecenin soluğu uzundu bu defa. Temmuz sıcağının taşladığı çatılar yavaş yavaş susuyor, sokak lambası, sinekleri birer birer yakıp söndürüyor, balkonun camı buğulanmıyordu ama içerideki adamın alnında ter, içli bir bekleyişin tuzuydu.

İçerideydi.
Elinde defteri. Başucunda ince belli. Kalemin ucu, geçmişin kömür gibi kara tortusuna değiyordu. Gecenin en sessiz saatinde, ses çağırmadan geldi konuklar. Kapı çalmadı. Çalmaya ihtiyaç duymadılar. Çünkü bu eve çağrılmıştılar. Çünkü bu evin bir yerinde hâlâ yaşadıklarını sanıyorlardı.

Ama bu gece, o evi yalnız bir adam sahiplenmişti.

Adam balkondaydı.
Balkon dışarı açılıyordu ama içeri dönüktü. Camın ardından bakıyordu hepsine. Gelmişlerdi. Her biri geçmişin başka bir rüzgârı gibi içeri dolmuştu.

İlk gelenin gözleri çerçeveydi. İçinden anılar geçiyor, objektifin ardında saklanmış yarım gülümsemeler taşıyordu. Ceketinin cebinde kalem yoktu artık. Sustu. Çünkü bir dönem zaten çok konuşmuştu.

İkincisi, dimdik duruyordu ama dizleri sarsaktı. İçeri girerken ayak sesini duymadın, ama varlığını hissettin. Bozkır gibi kokuyordu. Soğuk sabah nöbetleri, yemekhane uğultusu, emir gibi iç çekişler…

Üçüncü gelen telaşlıydı. Elinde bir hesap defteri, cebinde yarım kalmış kartvizitler. Tabelasını taşıyordu sırtında. Üzerinde soyadı silinmişti. Hırsı çoktan soyunmuştu. O da susuyordu. Çünkü içinden geçen iflas, dışarı dökülecek kadar diri değildi artık.

Dördüncü... o karanlığın içinden gelmişti. Hiç konuşmadı. Zaten ona göre bir kelime yoktu. Boynunda bir dikiş izi gibi, yaşanmışlığın gırtlağına çökmüş bir sızı. Oturdu. Elini dizine koydu. Bakmadı, dinlemedi. Ama her şeyi duyuyordu.

Ve en sonuncusu, isimsizdi. Bir çöküntüydü belki, bir yıkım sonrası kalan kolon. İçeri girerken karanlık da peşinden süzüldü. O da sustu. Çünkü bazı acılar konuşulmazdı; dururdu sadece.

Sen ayağa kalktın. Cam balkonda, baş köşende, kalemin ucu hâlâ sayfada titreyerek dururken, gözlerini onlara değil, içindeki bir dağa diktin sanki. Konuşmadan başlamadın. Ama konuşman da bağırmadı. Toprağa düşen bir taş gibiydi her kelime.

Siz, yaşadığım gecelerin gölgeleri. Hepiniz bir sabaha uyanamadınız. Kiminiz bir anda bırakıldınız, kiminiz uğruna savaştığım bir şeyin içinde kaldınız. Ama hepinizi ben çağırdım bu gece. Çünkü artık bir şey söylemek zorundaydım. Sessiz kalmak, sizi hâlâ içeride barındırmak olurdu.
İlkine döndün.
Sen, kameranın arkasındaki ben. Gözünle değil yüreğinle çeken… Sana kızmadım. Ama seni artık arkamda bırakıyorum. Görmek başka bir şey artık.
İkinciye:
Bozkırın adamı. Emirle değil, yeminle yürüyen. Seninle gurur duydum. Ama şimdi disiplin değil, denge lazım bana. Gittiğin yerde kal. Geriye ancak izin verirsem gel.
Üçüncüye:
Tabelanı astın, sonra kendini söktün. Hatalarını bağırmadan yaşadın. Artık seninle barıştım. Ama bu evde hesap defterine yer yok.
Dördüncüye:
Bana ölümle tanıştırdın hayatı. Korkuyu, sindire sindire içime yerleştirdin. Ama şimdi nefes almak istiyorum. Korkusuz değil; ama senin yanında değil artık.
Ve sonuncuya:
Senin adın bile yoktu. Ama beni en çok susturan sendin. Artık ismimle varım. Ve sesimle. Sen kalabilirsin, ama köşede... sessiz kalmaya devam etmek şartıyla.
Kapıya yöneldiler. Hepsi birer gölge gibi geçti balkondan. Ayakkabılar yine çıkmadı. Ama bu defa ayak sesleri vardı. Çünkü bu defa sen duydun. İlk kez.
Ve sen, çayından bir yudum aldın. Defterin yeni bir sayfasına geçtin. Kalem, artık başkasının izini değil, sadece kendi yazını taşıyacaktı.

Bir adam, geçmişiyle aynı masaya oturduğunda, ya geçmişini affetmiştir ya da artık ona ihtiyacı yoktur. O, ikisini birden yaptı bu gece

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ramazan Turhan Yazar | Oyuncu | İçerik Üreticisi “Gerçekten Ne İstediğini Biliyor Musun?” kitabının yazarı Instagram üzerinden kitap ve düşünce içerikleri üreticisi Okuma kültürü ve bireysel gelişim üzerine çalışmalar yapan biri Tiyatro Oyuncusu 1994 doğumluyum, evli ve 3 çocuk babasıyım. Denizli’de yaşıyorum. Radyo Televizyon Programcılığı okudum, bir dönem medya sektöründe çalıştım ama hayat beni başka yerlere de götürdü. Bazen elimde kamera vardı, bazen çekiç. Kimi zaman masa başında, kimi zaman beden gücüyle çalıştım. Ama içimde hep bir şeyler yazma isteği vardı. Yazmak bana iyi geliyor… İlk kitabımı yazdım, şimdi yeni cümlelerin peşindeyim. Burada hissettiklerimi, düşündüklerimi, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum. Kimi zaman bir deneme, kimi zaman bir hikâye, bazen de sadece bir cümle… Okursan ne mutlu, okurken kendinden bir şey bulursan daha da güzel. Ben yazarken iyileşiyorum, belki sen de okurken rahat bir nefes alırsın. İLGİ ALANLARIM * Kitap ve edebiyat * Yazarlık ve düşünce üretimi * Kültür ve insan psikolojisi * Tiyatro ve sahne çalışmaları