Ölümü Kabul Etmek

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Ölüm, hayatın göğsüne saplanmış suskun bir hançer gibi. Ne çekip çıkarabiliyoruz ne de görmezden geldiğimizde varlığını yitiriyor. O, orada. Derinlerde bir yerde bekliyor. Bize düşen ise bu sessizliğe anlam yükleyebilmek.

18 Şubat 2025 - 21:50
18 Şubat 2025 - 21:50 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 2  773
Ölümü Kabul Etmek

Ölümü Kabul Etmek

Ölüm, hayatın göğsüne saplanmış suskun bir hançer gibi. Ne çekip çıkarabiliyoruz ne de görmezden geldiğimizde varlığını yitiriyor. O, orada. Derinlerde bir yerde bekliyor. Bize düşen ise bu sessizliğe anlam yükleyebilmek.

Kimileri ölümden kaçarak yaşar. Gündelik hayatın hengâmesinde, alışveriş listelerinin, kahve kupalarının, sonu gelmeyen iş toplantılarının arasında ölümün ayak seslerini bastırmaya çalışır. Oysa bastırılan her şey gibi ölüm de bir gün daha büyük bir patlamayla gelir. Görmezden gelinen ölüm, hazırlıksız bir zihin için felakettir. İki kere ölür insan: Biri bedeni sustuğunda, diğeri hayalleri yarım kaldığında.

Oysa kabul etmek… işte asıl sağlık orada başlar. Kabul, baş eğmek değildir; teslimiyetin akıllıca bir cesaret hâlidir. Ölümü bir yok oluş değil, bir mekân değişikliği, bir yolculuk bileti, bir kapı olarak görmek, yaşama yeni bir derinlik kazandırır. Hayat, geçici bir misafirlikse, ölüm evimize dönüşümüzdür belki de.

Tıpkı bir gemi yolcusu gibi… Kaptana güvenmeyip eşyalarını sırtında taşıyan bir yolcu nasıl yorulursa, ölümü reddeden zihin de hayat yükünü iki kat taşır. Oysa kaptana, yani hayata ve yazgısına güvenen, yükünü teslim eder ve yolculuktan keyif alır. Omzundaki yük değil, kalbindeki huzur belirler o yolculuğun kıymetini.

Ölüm fikri, insanı sağaltan bir aynadır. Hedef koyarız çünkü sınırlı bir zamanımız vardır. Anlam ararız çünkü yok olmayı değil, dönüşmeyi umut ederiz. Ve sevmeyi öğreniriz çünkü bir gün vedalaşmayı kabullenmişizdir.

Belki de tüm mesele şuradadır: Ölümün kendisinden değil, anlamsız bir hayattan korkmalıyız. Çünkü ölüm, anlamla buluşmuş bir hayatın damgasıdır. Ölümü göğsüne yaslayabilen insan, daha az bağlanır eşyaya, hırsa, öfkeye. Daha çok bağlanır öz’e, bütüne, manaya.

Kabul etmek sağlıklıdır, çünkü bu dünyada sonsuzmuş gibi yaşamaya çalışmak, sınırlı bir bedene sonsuzluk yükü bindirmektir. Oysa kelebek bile bir günlüğüne yaşar ama sonsuz bir anlam bırakır ardında. Biz de işte o günü anlamla doldurmayı öğrendiğimizde, ölüm artık bir düşman değil, bir tamamlayıcı olur.

Ve o geldiğinde, “baş göz üstüne” diyebilen bir ruh için, ölüm bile zarifleşir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ramazan Turhan Yazar | Oyuncu | İçerik Üreticisi “Gerçekten Ne İstediğini Biliyor Musun?” kitabının yazarı Instagram üzerinden kitap ve düşünce içerikleri üreticisi Okuma kültürü ve bireysel gelişim üzerine çalışmalar yapan biri Tiyatro Oyuncusu 1994 doğumluyum, evli ve 3 çocuk babasıyım. Denizli’de yaşıyorum. Radyo Televizyon Programcılığı okudum, bir dönem medya sektöründe çalıştım ama hayat beni başka yerlere de götürdü. Bazen elimde kamera vardı, bazen çekiç. Kimi zaman masa başında, kimi zaman beden gücüyle çalıştım. Ama içimde hep bir şeyler yazma isteği vardı. Yazmak bana iyi geliyor… İlk kitabımı yazdım, şimdi yeni cümlelerin peşindeyim. Burada hissettiklerimi, düşündüklerimi, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum. Kimi zaman bir deneme, kimi zaman bir hikâye, bazen de sadece bir cümle… Okursan ne mutlu, okurken kendinden bir şey bulursan daha da güzel. Ben yazarken iyileşiyorum, belki sen de okurken rahat bir nefes alırsın. İLGİ ALANLARIM * Kitap ve edebiyat * Yazarlık ve düşünce üretimi * Kültür ve insan psikolojisi * Tiyatro ve sahne çalışmaları