Bir Çınarın Gölgesinde; Babam ve Ben

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Sevginin gürültülü sözlerde değil, fedakar eylemlerde saklı olduğunu hatırlatan duru bir Babalar Günü öyküsü.

21 Haziran 2026 - 15:06
21 Haziran 2026 - 15:06 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 7  46
Bir Çınarın Gölgesinde; Babam ve Ben

Bir Çınarın Gölgesinde; Babam ve Ben

​Masanın üzerinde duran eski dolmakalem uzun zamandır mürekkepsizdi; Emel’e yazarlık yolculuğunun en başında babası hediye etmişti. İlk yayın sözleşmesini imzalarken ve kitap fuarlarında okurlarıyla buluşurken elinden düşürmediği bu hatıra, şimdi masanın bir kenarında sessizce duruyordu. Emel, açık laptop ekranının karşısında, yeni bir hikayenin eşiğindeydi. İçindeki o tanıdık, bitmek bilmeyen yazma arayışıyla birlikte başını kaldırıp pencereden dışarı, bahçedeki devasa çınar ağacına baktı. Çocukken ne zaman düşecek gibi olsa arkasında hep aynı sarsılmaz gücü bulurdu; o çınarın gölgesini ve babasını.

​Babası, kelimeleri tasarruflu kullanan bir adamdı. Sevgisini süslü cümlelerle ilan etmezdi. Emel onun şefkatini; sabaha karşı odasının kapısını sessizce aralayıp üzerini örten elinde, sınav gecelerinde mutfaktan gelen o demli çay kokusunda ve ilk gençlik karalamalarını cüzdanının en gizli bölmesinde özenle saklayışında hissederdi.

​Emel büyüyüp hayatı satırlara döken bir yazar olduğunda bile, yazdığı her hikayenin arkasında aslında hep babasının o sessiz onayını ve dingin rehberliğini hissetmişti. İnsanın, arkasında fırtınalara göğüs geren bir dağın varlığını hissederek yürümesi, hayattaki en büyük güven kaynağıydı.

​Odanın kapısı hafifçe vuruldu. Babası, şakaklarına düşen aklar ve yüzündeki o tanıdık, huzurlu tebessümle içeri girdi. Elinde, Emel’in çocukluğundan beri en sevdiği kurabiyelerin olduğu bir tabak vardı. Yine tek bir kelime etmedi. Tabağı masanın kenarına bırakıp kızının omzuna elini koydu.

​Bakışları bir an için masada duran o eski dolmakaleme kaydı. Emel’in başarılara attığı her imzada babasının sessiz gururu vardı. Kızının omzunu hafifçe sıktı; bu, “Yazmaya devam et, ben hep buradayım,” demenin onun dilindeki karşılığıydı. O elin güven veren ağırlığı, Emel için dünyadaki tüm övgü dolu cümlelerden daha derindi.

​Emel ayağa kalktı, babasının boynuna sarıldı: “Babalar Günün kutlu olsun.”

​Sarılmanın sıcaklığı henüz üzerlerindeyken, Emel masasına geri döndü. Sözcüklere ihtiyaç duymayan o derin Babalar Günü kutlaması, odadaki sessizliği daha da anlamlı kılmıştı. Emel ellerini klavyenin üzerine yerleştirirken, babası adım adım yanına yaklaştı ve elini sakin bir güvenle kızının omzuna koydu. Pencereden süzülen altın sarısı ışık laptop ekranına yansırken; Emel, yazacağı her hikayenin arkasında babasının o sessiz onayını ve dingin rehberliğini hissedeceğini artık çok iyi biliyordu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun 1969 Eskişehir doğumlu Yüksek maden mühendisiyim. 25 yıllık iş hayatımı sonlandırarak emekli oldum. Çocukluğumdan beri süre gelen kitap okuma alışkanlığımla hikayeler yazmaya da başladım.