BÖLÜM 4: KORİDORDAKİ HESAPLAŞMA VE AYNADAKİ SURET

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gecenin yarısı koridorda Hüseyin Enişte'nin sakladığı sırla yüzleşen Melis, aynadaki yabancı suret ve yastığının altındaki gümüş madalyonla birlikte geri dönüşü olmayan bir yola girer

14 Ağustos 2026 - 07:34
14 Ağustos 2026 - 07:34 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 1  29
BÖLÜM 4: KORİDORDAKİ HESAPLAŞMA VE AYNADAKİ SURET

​Gecenin bir yarısı mutfağa su içmeye kalktığımda, evin içindeki sessizliğin her zamankinden daha ağır, daha yoğun olduğunu fark ettim. Hava sanki asılı kalmış, saatlerin tik takları bile yorulmuştu. Evin zifiri karanlığında ürkek adımlarla ilerlerken, pencerenin önünde tekinsiz bir gölgeyle burun buruna geldim. Önce bir an nefesim kesildi; zamansız bir hayaletle karşılaştığımı sandım. Ama geniş omuzlar ve sarsılmaz duruş Hüseyin Enişteme aitti.​ Pencerenin ahşap pervazına nasırlı ellerini dayamış, dışarıdaki karanlığa değil; koyu karanlığın içindeki bir hayalete bakar gibi fısıldıyordu: "Sonunda döndü işte... Toprak bile kabul etmedi yapılan günahı, geri getirdi kapımıza."

​Bu sözler, boşlukta savrulan kuru bir yaprak gibi değil; namludan çıkmış bir kurşun kadar ağır ve soğuk bir şekilde koridorun parkelerine düştü. Nefesimi tuttum, sırtımı buz gibi duvara yasladım. Anladım ki, eniştem sadece karanlığa bakmıyordu; o dehlizin içinden birinin çıkıp gelmesini bekliyor ya da giden birinin hayaliyle sessiz, kanlı canlı bir hesaplaşma yaşıyordu. Mahallede herkesin çekindiği o dik omuzları, şimdi Rovinda isminin altında acıyla iki büklüm olmuştu. Otoriter bir aile reisinden, suçlu bir çocuğa dönüşmüştü sanki. Vicdan azabı öyle bir yüktür ki; dışarıdan dağ gibi duran adamları, kendi evlerinin koridorlarında bir gölge gibi iki büklüm eder.

​Yavaşça geri çekilmek istedim ama ayaklarım eski döşemelere çivilenmiş gibiydi. Ay ışığı, koridorun sonundaki kenarları nemden kararmış boy aynasına vurduğunda, aynadaki yansımam bana yabancı birinin sureti gibi göründü. Sanki tozlu, sırları dökülmüş camın arkasında başka bir hayat, başka bir Melis vardı. Bahsedilen Melis, evin duvarlarına sinmiş küf kokulu sırları benden çok daha iyi biliyordu. Aynadaki soluk gölgem, evin duvarlarına yüzyıllardır sinmiş olan eski acılara, yarım kalmış sevdalara karışıp kayboluyordu.

​Eniştem, elindeki buruşmuş bir kâğıdı hırkasının iç cebine, tam kalbinin üzerine yerleştirdi. Kâğıt parçası sanki onun son nefesiyse, onu kaybederse ruhu gövdesinden ayrılacakmış gibi elini bir süre cebinin üzerinde tuttu. Bir saniye önce gördüğüm o yıkılmış adam, kâğıdı sakladığı an yeniden sert maskesini takınmaya çalıştı. Ama otoriter adımlarının yerini artık suçluluk duygusunun verdiği ürkek bir yürüyüş almıştı. Odasına doğru ilerlerken, geçtiği her ahşap basamak acıyla inledi. Sanki koca ev, üzerinde taşıdığı bu yeni yükü, günahkâr geçmişi artık kaldıramıyordu.

​Mutfağa girdiğimde elimdeki bardağı doldurmayı bile unuttum, öylece tezgâha yaslanıp kaldım. Gözüm, az önce eniştemin bakışlarının bir mıknatıs gibi çekildiği dilsiz taş eve takıldı. Rafael’in gündüz vakti evin bahçesinde gördüğü, mahallenin toprağına yabancı mor çiçekleri düşündüm. Kültürlerin, dillerin, dinlerin ve inançların arasına örülen aşılmaz duvarların, meğer Hüseyin Eniştemin kalbinde de yıllar önce, bir yangın gibi yükseldiğini o gece anladım. Bizim evin derin sessizliği, aslında Rovinda'nın evindeki o büyük gürültüyle aynı kaynaktan besleniyordu.

 ​Herkesin sustuğu, her kapının ardında bir fısıltının, bir gümüş madalyonun saklandığı bu mahallede, aynalar bile gerçeği söylemekten korkuyordu artık. Ama eniştemin omuzlarındaki o ani çöküş, saklanan her neyse onun artık sığınağına sığmadığının en büyük kanıtıydı. O gece anladım ki, Eylül sadece dökülmüş yaprakların değil; sökülmüş maskelerin, çıplak kalmış gerçeklerin mevsimiydi.

​Yatağıma döndüğümde, tavanın loşluğunda dans eden gölgeleri izlerken fısıldadım: "Peki ya o hikâye yeniden başladığında, biz neresinde duracağız? Birer kurban mı, yoksa birer şahit mi?"

​Yastığımın altındaki gümüş madalyonun varlığı, tenimi bir kor gibi yakıyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla paslı kapıya gideceğimi, Rafael'in gözlerindeki gizemli davete ne pahasına olursa olsun cevap vereceğimi biliyordum. Tozlu aynanın bana daha ne acı gerçekler göstereceğini henüz bilmiyordum ama artık geri dönüşü olmayan o patikaya girmiştim.

(Devam edecek)

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

İlkim MK Mısralarda huzur, hikâyelerde hakikat arayan; kalemini vicdanın ve özlemin emrine vermiş bir yazar. Geçmişin izlerini geleceğin satırlarına taşıma gayretinde bir edebiyatsever.