ALMANYA TRENİ 2 BÖLÜM - ŞAKİRE’NİN YARIM KALAN HAYALİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

O gün yalnızca bir okulun kapısı kapanmadı. Bir genç kızın geleceği de bambaşka bir yöne döndü. Şakire henüz bilmiyordu; yarım kalan hayali, onu yıllar sonra hiç tanımadığı bir ülkeye götürecek yolun ilk adımı olacaktı.

26 Temmuz 2026 - 19:20
26 Temmuz 2026 - 19:20 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 21  92
ALMANYA TRENİ 2 BÖLÜM    -   ŞAKİRE’NİN YARIM KALAN HAYALİ

ŞAKİRE’NİN YARIM KALAN HAYALİ

Şakire küçüklüğünden beri akıllı, çalışkan ve her gördüğünü merakla öğrenen bir kızdı. İlkokuldan sonra hemşirelik okulunu kazanmıştı. O yıllarda ilkokuldan sonra  hemşire olunabiliyordu.

O gün avluda garip bir sessizlik vardı. Güneş tepede parlıyor ama hava sanki ağır ve kasvetliydi. Şakire, annesinin verdiği iplikleri toplayıp içeri götürmeye hazırlanıyordu. Tam mutfağın kapısına varmıştı ki dış kapının gürültüyle açıldığını duydu.

Amcası, avluya sert adımlarla girdi. Üzerinde tozlu bir ceket, yüzünde önceki günlerden kalma öfke vardı. Babası ise duvar kenarında tütün sarıyordu; amcasının gelişini görünce hafifçe doğruldu.

Şakire, kapının aralığından onları izlemeye başladı. İçinde sebebini bilmediği bir sıkıntı yükseliyordu.

Amcası, babasına bir adım yaklaşarak tok bir sesle konuştu:

“Duydum ki kızını hemşire okuluna gönderecekmişsin.”

Babasının eli titredi. Tütün yaprağı avucunun içinde buruştu.

“Evet,” dedi kısık bir sesle. “Kazanmış… İstekli de.”

Amcanın yüzü bir anda karardı.

“Sen aklını mı yitirdin? Şehre giden kız elin kızı olur! Sonra da geri dönüp sana bakmaz. Millet de arkandan konuşur.”

Bu cümle avlunun ortasına bir taş gibi düştü.

Şakire’nin içi buz kesti. Çünkü o cümleyi köyde herkes fısıltıyla söylerdi ama amcasının ağzından böyle açık duyunca yüreği daraldı.

Babası, sessiz kaldıkça amca daha da cesaretlendi:

“Kız tek başına şehirde ne yapacak? Kimlerle düşüp kalkacak? Sen sonra millete ne diyeceksin? ‘Kızım okudu’ mu? Yok öyle şey! Elin kızı gibi olur çıkar, bu eve de bağlanmaz artık.”

Şakire’nin annesi o sırada kapının önüne çıkmış Ne oluyor diye merakla bakıyordu. Amcanın bu sözlerini duyunca yüzü önce kızardı, sonra bembeyaz oldu. Yavaşça annelik içgüdüsüyle araya girdi:

“Ağabey, biraz yavaş konuş. Kızın emeği, hevesi var. Okumayı çok istiyor.”

Amca elini havaya kaldırıp susturdu:

“Sen annesin diye gönlün kayar. Ama gerçek başka! Şehre giden kızın namusu tehlikededir. Elalemin lafı bir başlar mı, işte o zaman asıl siz utanırsınız!”

Annenin dudakları titredi, geri çekildi ama gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.

Babasının yüzündeki kararsızlık gittikçe derinleşiyordu. Kaşları çatık, gözleri dolu doluydu. Tütün torbasını kapattı, sanki içine bir yük çökmüş gibi bir taşın üzerine oturdu.

Babası uzun süre konuşamadı. Avluyu ağır bir sessizlik kapladı. Bir yanda kızının hayalleri, diğer yanda yıllardır kulağına kazınan “El âlem ne der?” korkusu vardı. Sonunda derin bir iç çekti ve kararını verdi.

“Şehre gitmeyecek… Kızımı göndermeyeceğim.”

O karar verildiği anda, Şakire’nin içinde bir şey sessizce kırıldı.

Babasının verdiği kararın ardından hemşirelik hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.

O gün, yalnızca bir okulun kapısı kapanmamıştı; çocukluğundan beri içinde büyüttüğü en büyük hayal de sessizce yarım kalmıştı.

İlk günler kimseyle konuşmadı.

Annesi onu teselli etmeye çalışıyor, babası ise gözlerinin içine bakmaya utanıyordu.

Ama zaman, acıyı tamamen silmese de insanı yeniden ayağa kalkmayı öğretiyordu.

Şakire, evde boş durmayı hiç sevmedi.

Annesinden dikiş dikmeyi öğrendi.

Kanaviçe işlemeyi, dantel örmeyi, el işi yapmayı büyük bir merakla geliştirdi.

Köyün yaşlı kadınlarından yöresel nakışları öğrendi; gördüğü her yeni motifi hafızasına kazıdı.

Okuma sevgisini de hiç bırakmadı.

Eline geçen her kitabı, gazeteyi ve dergiyi dikkatle okuyor, yeni bilgiler öğrenmeye çalışıyordu.

Günler geçtikçe köydeki kız çocukları da onun yanına gelmeye başladı.

Başta birkaç komşu kızıydılar.

Sonra sayı her geçen gün arttı.

Evlerinin geniş avlusu zamanla küçük bir buluşma yerine dönüştü.

Şakire bildiklerini hiçbir karşılık beklemeden paylaşıyordu.

Birlikte dikiş dikiyor, nakış işliyor, örgü örüyor; bazen de okudukları kitaplar üzerine konuşuyorlardı.

Komşu köylerden gelen kızlar bile olmuştu.

Onun sabrına, güler yüzüne ve becerisine hayran kalıyorlardı.

Şakire, hemşire olamamıştı. Ama zamanla, insanlara faydalı olmanın yalnızca tek bir yolu olmadığını da anlamıştı.

Bilgiyi paylaşmanın, bir başkasına yol göstermenin de en az bir meslek kadar değerli olduğunu hissediyordu.

Kasabanın gençlerinden biri ise çoktan gönlünü Şakire’ye kaptırmıştı.

Neredeyse her sabah ellerinde süt, yoğurt ya da yumurta ile kapıya gelir, gülümseyerek:

“Annem gönderdi.” derdi.

Oysa bunu gören herkes, asıl sebebin annesi olmadığını biliyordu.

Avludaki kızlar kendi aralarında gülüşür, Şakire’ye takılırlardı.

“Şakire, kabul et artık… Oğlan seni seviyor.”

Şakire ise tebessüm edip başını iki yana sallardı.

“Benim onunla öyle bir düşüncem yok.”

Henüz gönlünü kimseye vermemişti.

Belki de kader, onun için bambaşka bir yol hazırlıyordu…

O günlerde Şakire henüz bilmiyordu…

Bir zamanlar hemşire olma hayali kuran o genç kız, yıllar sonra küçük bir tahta bavulu eline alacak, ardında çocukluğunu bırakıp bir trenin penceresinden son kez memleketine bakacaktı.

O trenin varacağı yer Almanya’ydı…

Ve hayatının asıl hikâyesi, işte o yolculukla başlayacaktı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.