İlk Aşklar Böyledir!

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İlk aşkları özel kılan ona yüklediğiniz derin manalardır, asırlar geçse de onları unutulmaz kılan da bu özellikleridir vesselâm...

23 Haziran 2026 - 11:20
23 Haziran 2026 - 11:20 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 2  31
İlk Aşklar Böyledir!

İlk aşklar veya sevgili neden önemlidir?

Bir duyguyu tatmadan ne anlama geldiğini bilemezsiniz. Bu duyguların en güzeli de aşk ve sevgidir. İlkler her zaman önemli ve özeldir. İlk aşkım aynı köyde, aynı sıralarda okuduğum, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen teni siyaha yakın esmer bir kız olan amcamın baldızıydı. Beraber ağlar beraber gülerdik... Benim için çok özeldi, bazen geçtiği topraklı yola güller sererdim, sırf ona söylemek için gece gündüz şiir veya türkü ezberlerdim. Onun için gösterdiğim çabaya hayran kalır, mutlu olurdu. Ben onun sesini duyunca hemen balkona koşardım, o da benim gibiydi. Birbirimizi görmeden edemezdik. Gören ona sırılsıklam aşık olduğumu yaptığım çılgınlıklardan hemen anlardı. Hemen hemen tüm köylü onu sevdiğimi ve büyüyünce onunla yuva kurmak istediğimi çok iyi bilirdi ve bu durumu kıskananlar bile vardı aralarında. İlkokuldan sonra okumadı bir daha, bense eğitim hayatıma ilçede devam ediyordum. Onu görmek için hafta sonunu iple çekiyordum. Onun için kavga bile ediyor, bazen dövüyor bazen de dövülüyordum. O benim ilk aşkımdı, onun için her şeyi yapmaya razıydım. Bu can Allah'a ait olmasaydı, öl! deseydi uğruna ölecek kadar seviyordum. Kendi rızasıyla ablasının yükü hafiflesin diye ağır işlerin altına giriyordu. Bazen sırtında su bidonu taşıyordu, tâ uzaklardan doldurup getirdiği... Ben ona kıyamazdım, onu bu hâlde görünce oyunumu yarıda bırakıp yükünü omuzlamak için ona doğru koşardım. Onun da olduğu oyunlar terapi gibi gelirdi bana. Bazen düşer dizlerini kanatırdı, ben bez, çaput ne varsa yırtar yarasını sarardım. Daha ilkokul sıralarında; "Beni asla bırakma!" derdi. Elimi tuttuğunda, bırakmak istemezdi. Bazen aylarca yaylada kalırdı, o zaman tuşlu telefonum bile yoktu. Ondan haber alabilmek için sık sık köye inen çobanın gelmesini beklerdim. Bazen de ona doğru giden traktörleri durdurup yaylaya giderdim. O benim ilk gülümdü ve son olmasını diliyordum ahirete kadar. Köyden taşındığımızda 15 yaşındaydım, ilkokul sıralarında fecî bir trafik kazası geçirmiştim, bununla birlikte hafıza kaybı ve unutkanlık da baş göstermişti. O bütün bunlara rağmen beni seviyordu ve bırakmamaya kararlıydı. Ancak Ortaokula hazırlanırken bir pazar sabahı köy sofrasında her iki kulağım birden duymamaya başladı, bunu ilk farkeden de kendisiyle dalga geçtiğimi düşünen merhum babamdı. Ancak bunun bir şaka olmadığını hastaneye gidip 15 gün boyunca ilaç, iğne ve serum tedavisi uygulayan doktorun; "Oğlunuzun bir kulağı aynen bir ölüyü toprağa gömmek gibidir, onu Amerika'daki bir professöre bile götürseniz iyileşmesi mümkün değildir" sözleriyle ortaya koymuştu.

O köyde kalmaya devam ederken; ben şehir merkezine taşınmıştım. Uzun zamandır görüşemiyorduk ancak amcam, yengem ve o beni ziyarete gelmişti. Ben sol kulağı tamamen kapanan, sağ kulağıyla yarım yamalak hayatına devam etmek zorunda olan bir insandım artık. Doktorluk, öğretmenlik veya din adamı... Hayallerim yok olmuştu. Varsa yoksa bu hâlimle hayata nasıl tutunacağımdı. Çocukluk aşkımı kendimden uzaklaştırmak için ona hakâret bile ettim, zira onun da benim yüzümden acı çekmesini istemedim. Son kez hasta yatağımda elimi tutarken sert bir şekilde elini uzaklaştırıp; "Ne yaptığını sanıyorsun sen!" diye bağırdığımda ne yapacağını saşırmış, son söz olarak içim kan ağlayarak, benden vazgeç dediğim o yaşlarda elleriyle gözlerinden akan yaşları sildiğine şahit olmama rağmen aldırış etmeden ona son kez göz ucuyla baktım. İlk aşklar her zaman kalıcı iz bırakır demiştim. Gerçekten öyle olduğunu yaşayarak öğrendim! Üzerinden yıllar geçmiş, düşe kalka yol alırken tüm zorluklara rağmen üniversite okurken, evlenmiştim 5 yıl öncesi birlikte çalıştığımız yerdeki o kadınla.

İlk aşkım ve aman vermeyen psikolojik ve fiziksel hastalıklar yüzünden aşka, evliliğe tövbe etmiştim, tâ ki bir iş ilânının yönlendirdiği kapıyı açan o kızı görünceye kadar!

Öyle böyle evliydim artık!

Bir gün İstanbul'daki amcaoğlumun evlâdını kaybettiğini öğrendim ve uçakla gittiğim bu şehirde, bir piknik organizasyonunda yıllarca yüzünü görmediğim ve 2 çocuğu olduğunu, amcamın oğlu ile evlenip İstanbul'a taşındığını öğrendim. Evet,onu görünce kalbimin titremediğini söyleyemem. Ancak o benden sonra evlenmişti. Ben her ne kadar bu şoku atlatmaya çalışsam da, ne kadar mesafeli dursam da o sürekli bana yaklaşıp hâl diliyle adeta sitem ediyordu: "Neden bunu yaptın bize! Bu adamla senin yüzünden evlendim!" der gibiydi. Beni konuşturuyor, bir şeyler duymak istiyordu ancak kocası balkonda diğerleriyle birlikte bizi izliyordu. Bir ara lavaboya koştum ağlamaklı bir hâlde, parmaklarımı ısırıyordum sesim, çığlığım duyulmasın diye. Bir yandan aynaya bakıyor bir yandan da gözyaşlarımı silmeye çalışıyordum. Sonradan öğrendiğim kadarıyla eşiyle mutlu olmamasına rağmen 2 çocuğun hatrına ve rızası olmamalarına rağmen ailesini terk ettiği için gidecek yeri de olmadığından bu adama sabrediyordu. Tıpkı yıllarca bana kan kusturan eşim gibi! Amca oğlumla vedâlaşırken o da ordaydı ve yaşaran gözlerinden de okunuyordu biraz daha kal değişi. Ancak o artık bir başkasının nikâhlı karısıydı, üstelik ben de yeminimi unutmuş gibi hayatımın geri kalanını cehenneme çevirecek bir kadınla evliydim.

Belki de inanmayacaksınız ama ne çocukken ne de onunla birlikte büyürken elini tutup gözlerine sevgiyle bakmaktan öteye gitmeyecek kadar saf ve temiz duygularla sevmiştim Songül'ü!

O da tüm engellerime rağmen bu hâlimi bildiği için sevmişti beni. Ancak yıllar ve yollar bizi bizden koparıp başka ellere yar etmişti.

Ben yıllar sonra türlü türlü hakâret ve mahkeme kararı ile yıllarca birlikte olduğum eşimden ayrıldıktan bir yıl sonra o da eşini kalp krizi sonucu kaybetmişti. İkimiz de yalnızdık artık. Niye yalan söyleyeyim bir ara merâk eder benim ne hâlde olduğumu öğrenmek için numaramı bir şekilde alır, arar diye beklemedim değil ancak hayat ikimizi de bir daha birbirimizle konuşamayacak kadar yormuş ve susturmuştu...

Yalnızlığın ne kadar ağır bir şey olduğunu en iyi bilenlerden biri olarak ona sadece duâ edebilirdim.

Bunu söylerken utanıyorum ama yalnızlık kaderimde varmış, galiba yalnız geldiğim ve A'dan Z'ye her şeyimi kaybettiğim bu dünyadan yine yalnız göçeceğim!

Son olarak şunu söylemek istiyorum sizlere:

Her ne pahasına olursa olsun sizi seven insanları yarım bırakmayın! Hasta da olsanız, ölüm döşeğinde de olsanız, borcunuz, harcınız bile olsa sevdiklerinizi yarı yolda bırakmayın!

Hele hele beşik kertmesi misali bir çocukluk aşkınız varsa, onun elini asla bırakmayın!

Hayatımın en özel dönemleri çocukluk aşkımla geçti. En güzel hayalleri onunla kurdum. En güzel duyguları onunla tattım. O gül o kadar değerliydi ki Uzun Bir Hikâye adlı romanımda bile ona yer vermiştim. Maziye dönüp baktığımda en büyük "keşke" lerimden biri de ilk aşkımdır. Keşke tüm hastalıklara ve zorluklara rağmen onun elini hiç bırakmasaydım!

İlk aşkları özel kılan ona yüklediğiniz derin manalardır, asırlar geçse de onları unutulmaz kılan da bu özellikleridir vesselâm...

Abdulaziz ADAKAN 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."