Hatıraların İhaneti: Hiç Yaşamadığımız Bir Geçmişe Neden Özlem Duyarız?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
6 Mayıs 2026 - 14:36
6 Mayıs 2026 - 14:36 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 9  58
Hatıraların İhaneti: Hiç Yaşamadığımız Bir Geçmişe Neden Özlem Duyarız?

İnsan hafızası sadık bir kütüphaneci değil, mahir bir kurgu yönetmenidir. Çoğu zaman yaşamadığımız hayatların, solumadığımız iklimlerin ve hiç tanışmadığımız insanların yasını tutarken buluruz kendimizi. Pikap iğnesinin cızırtısında 1960’ların hiç görmediğimiz bir yağmurunu özler, analog bir fotoğrafın grenlerinde kendimize ait olmayan bir çocukluğu ararız. Peki, ayak basmadığımız bu topraklar neden bize vatanımızdan daha tanıdık gelir?

Bunun adı, hatıraların nazik ihanetidir. Zihnimiz, bugünün gürültüsünden ve belirsizliğinden yorulduğunda, geçmişi "idealize edilmiş bir güvenli bölge" olarak yeniden tasarlar. Hiç yaşamadığımız o geçmiş; içinde faturaların, hayal kırıklıklarının veya dijital kaosun olmadığı, sadece estetiğin ve anlamın hüküm sürdüğü bir masaldır. Biz aslında o yılları değil; o yılların temsil ettiğine inandığımız "basitliği" ve "sahiciliği" özleriz.

Aslında özlem duyduğumuz şey geçmiş değil, bir olasılıktır. Şimdiki zamanın keskin köşeleri ruhumuzu yaraladığında, beynimiz bizi kronolojik bir sürgüne gönderir. Hiç yaşanmamış bir geçmişe duyulan bu özlem, ruhun kendi kendine fısıldadığı bir teselli iksiridir. "Oradaydın ve her şey daha güzeldi," der zihnimiz. Oysa o "orada", hiçbir zaman haritada var olmadı.

Bu durum, insanın zamansızlık arzusudur. Kendi dar zaman dilimimize sıkışıp kalmışken, ruhumuz başka yüzyılların kapısını çalar. Belki de bu yüzden, hiç binmediğimiz o trene, hiç dokunmadığımız o mektuba ve hiç duymadığımız o seslere bu kadar aşinayızdır. Hatıralar bize ihanet eder; bizi bugünden koparıp, hiç var olmamış bir cennetin hayaliyle avutur. Sonuçta insan, sadece yaşadıklarıyla değil, yaşayamadıklarının hayaliyle de tamamlanan eksik bir şiirdir.

Tuğba Akın

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Tuğba Akın Yazarlık benim için bir hevesle başlamadı. Daha küçük yaşlarda sevgiyi, öfkeyi, nefreti, merakı günlüğüme dökerdim. Yağmur yağdığında cama vuran su yansımaları en güzel yağmur şiirlerini yazdırırdı, bana. Bu arada yazarlık atölyesi falanda bilmem, hiç gitmedim ya da gerek duymadım. Kendimi yazar olmak için belki de hiç yarım hissetmedim. Bilmiyorum. Bugüne kadar yazamayacağım bir konu olmadı, bir yazı beni asla eksik hissettirmedi. Tabi ki zaman zaman bende yoruldum. Birçok siteye yıllarca makale, söz, deneme ve şiir yazdım. Katkıda bulunduğum sitelerden geri dönüşleri büyük bir heyecanla bekledim. Onların övgüleri, herhangi olumsuz bir geri dönüşün olmaması belki de beni kitap yazmaya kadar sürükledi. Yazma azmime azim kattı. Yazmayan bilemez bu bir heves değil büyük bir tutku. Eğer duyguları kaleme dökmeye başlamışsan bir daha asla yazmadan duramazsın. Biliyorum kolay değil "YAZAR" olmak. Uzun ve makaşetli bir yol ve ben bu yolda yürümeyi hiçbir şeye değişmem...