Çitlerin Ötesindeki Lezzet

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
6 Mayıs 2026 - 15:00
6 Mayıs 2026 - 15:00 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 11  61
Çitlerin Ötesindeki Lezzet

Güneşin altın sarısı saçlarını tarlaların üzerine bıraktığı, zamanın adeta yavaş aktığı bir çiftlikte başladı her şey. Çiftçi Kerem, elinde hasır bir sepetle döndüğünde, içinden çıkan o küçük canlı aslında bir mucize taşıyordu. Tüyleri sonbaharda toprağa düşen kuru yaprakların kahverengisine bürünmüş, gözleri ise meraklı birer zeytin tanesi gibi parlayan Kıvırcık’tı o. Kerem Bey, onu diğer tavşanların arasına, güvenli ama sınırları olan o geniş kafese bıraktı.

Kerem Bey’in avucunda tuttuğu havuç, bir mücevher gibi parlıyordu. Onu Kıvırcık’ın önüne bıraktığında, diğer tüm tavşanlar bu turuncu ziyafete minnettarlıkla saldırdılar. Ancak Kıvırcık, önüne düşen bu ödülle arasına aşılmaz duvarlar örmüş gibiydi. Havuç, onun için sadece sert ve ruhsuz bir köktü. Onun kalbi, serin bir sabah sisinde ıslanmış, kat kat sırları olan, dokunduğunda dünyayı unutturacak kadar çıtır ve taze bir yeşilin, yani marulun özlemiyle yanıyordu.

Diğer tavşanlar, havuçlarını çiğnerken çıkardıkları seslerle dünyadan memnuniyetlerini haykırıyorlardı. "Neden?" diye sordu içlerinden biri, "Neden bu eşsiz lezzeti reddediyorsun?" Kıvırcık, kafesin telleri arasından uzaktaki bostana, o yasaklı yeşil denize bakarak fısıldadı: "Siz sadece karnınızı doyuruyorsunuz, ben ise ruhumu arıyorum. Hiç bir yaprağın üzerinde sabah çiyinin serinliğini, o suyun damarlarınızda akışını hissettiniz mi?" Diğerleri sustu; onlar için marul, sahibinin "sindirim sistemine ağır gelir" diye yasakladığı, korkutucu ve bilinmez bir masaldı.

Gece, gökyüzünü lacivert bir pelerin gibi çiftliğin üzerine örttüğünde, Kıvırcık için zaman durdu. Rüzgar, bostandan o tanıdık, taze ve baş döndürücü kokuyu taşıyordu. O an anladı; ya bu tel örgülerin ardında başkasının sunduğu hayatı yaşayacaktı ya da kendi gerçeği için karanlığa yürüyecekti. Pençeleriyle toprağı kazmaya başladı. Toprak tırnaklarının arasına doluyor, nefesi daralıyordu ama o yeşil rüya ona güç veriyordu. Sonunda çitin altından sıyrılıp özgürlüğe, o devasa bostana adım attığında dünya birden sustu.

Karşısında, ay ışığıyla yıkanan, gümüşi bir parıltıyla titreyen dev marullar duruyordu. Kıvırcık, en görkemli olanın önünde durdu. İlk ısırığı aldığında çıkan o "çıt" sesi, sessizliğin içindeki en sarsıcı melodiydi. O an sadece karnı doymadı; korkuları uçup gitti, yalnızlığı bitti. Marulun o buz gibi suyu damarlarında dolaşırken, Kıvırcık ilk kez gerçekten nefes aldığını hissetti.

Şafak vakti Kerem Bey bostana girdiğinde, marulların arasında uyuyakalmış küçük kahverengi bir yumak gördü. Önce kızmak için eğildi, ama Kıvırcık’ın yüzündeki o huzurlu ifadeyi, bıyıklarındaki marul kırıntılarıyla birleşen o zafer gülümsemesini görünce durdu. Bir canlının kendi doğasına bu kadar sadık kalması, çiftçinin kalbindeki tüm kuralları yıktı.

O sabah çiftlikte bir devrim yaşandı. Kerem Bey anladı ki, sevgi sadece beslemek değil, karşındakinin neyle mutlu olduğunu keşfetmekti. Artık ne yasaklar kalmıştı ne de gizli kaçışlar. Kıvırcık, kendi rengini ve tadını tüm çiftliğe öğretmişti. Hikayesi ise rüzgarla yayıldı: Gerçek özgürlük, size sunulan turuncu dünyayı reddedip, kendi yeşil rüyanızın peşinden gidecek cesareti bulmaktır.

Tuğba Akın

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Tuğba Akın Yazarlık benim için bir hevesle başlamadı. Daha küçük yaşlarda sevgiyi, öfkeyi, nefreti, merakı günlüğüme dökerdim. Yağmur yağdığında cama vuran su yansımaları en güzel yağmur şiirlerini yazdırırdı, bana. Bu arada yazarlık atölyesi falanda bilmem, hiç gitmedim ya da gerek duymadım. Kendimi yazar olmak için belki de hiç yarım hissetmedim. Bilmiyorum. Bugüne kadar yazamayacağım bir konu olmadı, bir yazı beni asla eksik hissettirmedi. Tabi ki zaman zaman bende yoruldum. Birçok siteye yıllarca makale, söz, deneme ve şiir yazdım. Katkıda bulunduğum sitelerden geri dönüşleri büyük bir heyecanla bekledim. Onların övgüleri, herhangi olumsuz bir geri dönüşün olmaması belki de beni kitap yazmaya kadar sürükledi. Yazma azmime azim kattı. Yazmayan bilemez bu bir heves değil büyük bir tutku. Eğer duyguları kaleme dökmeye başlamışsan bir daha asla yazmadan duramazsın. Biliyorum kolay değil "YAZAR" olmak. Uzun ve makaşetli bir yol ve ben bu yolda yürümeyi hiçbir şeye değişmem...