Hiç "Nadasa" Bırakılmak İstediniz mi?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
24 Nisan 2026 - 15:10
24 Nisan 2026 - 15:10 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 11  70
Hiç "Nadasa" Bırakılmak İstediniz mi?

Toprak, insana en eski hakikatleri fısıldayan öğretmendir. O, acele etmez. Sabırla bekler. Yorulduğunda susar. Ve en önemlisi, kendini yenilemek için geri çekilmeyi bilir. Çiftçi bilir ki; bir toprak her yıl ekilirse, bir süre sonra verimini kaybeder. İşte bu yüzden bazı dönemlerde toprak nadasa bırakılır. Dinlenir, nefes alır, içindeki gücü yeniden toplar.

Peki ya insan? Hiç kendinizi "Nadasa" bırakmak istediniz mi?

Modern çağ, insanı sürekli üretmeye, sürekli görünür olmaya, sürekli “yetişmeye” zorlayan bir düzen kurdu. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan koşu, gecenin en karanlık anına kadar devam ediyor. Sosyal hayat, iş hayatı, ekonomik kaygılar, dijital dünyanın bitmeyen akışı… Hepsi insanın ruhuna aynı anda dokunuyor. Ama çoğu zaman bu dokunuş, bir şefkatten çok bir baskıya dönüşüyor.

İnsan da tıpkı toprak gibidir aslında. Sürekli işlenirse yorulur. Sürekli beklentiye maruz kalırsa tükenir. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışırsa, bir süre sonra kendine geç kalır.

İşte tam bu noktada “nadas” kavramı sadece tarımsal bir terim olmaktan çıkar, insani bir ihtiyaç hâline gelir.

Nadas, sadece boş bırakmak değildir. Nadas, bilinçli bir geri çekiliştir. Nadas, kendine verilen bir izindir. Nadas, ruhun kendi yaralarını sarabilmesi için açılan sessiz bir alandır.

Bugün birçok insanın yaşadığı tükenmişlik, aslında nadasa bırakılmamış bir hayatın sonucudur. Sürekli çalışan zihinler, hiç dinlenmeyen duygular, hep güçlü görünmek zorunda hisseden insanlar… Oysa insanın da durmaya, susmaya, hatta bazen kaybolmaya ihtiyacı vardır.

Tasavvuf geleneğinde “halvet” diye bir kavram vardır. Kişinin kalabalıktan uzaklaşıp kendi iç dünyasına yönelmesi… Bu, bir kaçış değil; aksine bir dönüş yolculuğudur. İnsan, dış dünyanın gürültüsünden uzaklaştıkça kendi hakikatine yaklaşır. Tıpkı nadasa bırakılan toprağın, görünürde boşken aslında derinlerde yeniden canlanması gibi…

Maddi dünyada ise bu durum daha somut karşılıklar bulur. Sürekli çalışan bir beden hastalanır. Sürekli yoran bir zihin hata yapar. Sürekli baskı altında kalan bir insan, en sonunda ya kırılır ya da içten içe sessizce dağılır. Ekonomik kaygılar, kariyer hedefleri, başarı ölçütleri… Bunların hepsi bir noktada insanın üzerine yük olur. Ve insan, bu yükü taşımaya çalışırken kendini kaybeder.

Sosyal hayat da bundan nasibini alır. İnsanlar artık dinlemek için değil, cevap vermek için konuşuyor. Görmek için değil, göstermek için yaşıyor. Kalabalıkların içinde yalnızlaşan bir insan profili oluşuyor. Oysa bazen en büyük ihtiyaç, bir süre kimseye bir şey anlatmamak, kimseye bir şey ispatlamamaktır.

Belki de bu yüzden şu soruyu sormak gerekiyor: Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece yetişmeye mi çalışıyoruz?

Nadasa bırakılmak, bir zayıflık değildir. Aksine, kendini koruyabilen güçlü insanların tercihidir. Her şeyi aynı anda yapmak zorunda olmadığını bilen, durmanın da bir eylem olduğunu fark eden insanların…

Kendinize şu izni verebildiniz mi hiç? “Ben bugün hiçbir şey yapmak zorunda değilim.” İşte bu cümle, modern insan için belki de en büyük lükstür.

Ama unutulmamalı ki; nadasa bırakılan toprak, bir gün yeniden ekilmek için hazırlanır. Dinlenmek, vazgeçmek değildir. Geri çekilmek, kaybetmek değildir. Aksine, daha güçlü bir dönüşün hazırlığıdır.

Belki de hayat, sürekli ilerlemekten değil; ne zaman duracağını bilmekten ibarettir.

Ve belki de en doğru soru şudur:

Siz hiç kendinizi "Nadasa" bırakacak kadar kendinize değer verdiniz mi?

Cem Sultan...🖋️

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Cem Sultan Harita mühendisliği disiplininden gelen bir bakışla dünyayı ölçmeyi, anlamayı ve yeniden yorumlamayı öğrendim. Ancak asıl yolculuğum, kelimelerin haritasında başladı. Yazarlığa Babamın Çiçeği romanıyla adım attım; o günden beri satırlar benim için sadece bir ifade biçimi değil, nefes almanın başka bir yolu oldu. Benim için yazmak, yaşamaktan ayrı bir eylem değil. Bazen yaşamak için yazarım, bazen yazmak için yaşarım. Her cümlede hayata dair bir iz, her hikâyede insanın kendine tuttuğu bir ayna olduğuna inanırım. Kelimelerle kurduğum bu dünyada, sadece anlatmam; aynı zamanda anlam ararım. Çünkü benim yolculuğumda yazı, hayatın kendisidir. Şu an yazmakta olduğum roman "Yılkıların Çağrısı" devam etmektedir...