Amacım Ne?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İsminden çok yazdıklarıyla anılmayı seçen bir yazarın, görünürlükten uzaklaşma ve yeniden kelimelerine dönme hikâyesi. Kişisel övgülerin, popülerliğin ve dışarıdan gelen ilgiden çok düşüncenin, emeğin ve yazının kendisini merkeze alan bir anlatı.

17 Eylül 2026 - 09:45
17 Eylül 2026 - 09:45 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  3
Amacım Ne?

Bazen dostlar, okurlar gelip “Sen kimsin, nesin?” diye soruyorlar. Ben de ufak bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim.

Kim olduğum malum. Şuradan buradan bugüne kadar ne yaptıysak yaptık; beni zaten bilen biliyor. Buraya çıkıp da uzun uzun kendimi anlatmayacağım. Zaten bu yüzden dijitaldeki bütün hesaplarımı kapattım, her şeyi usulca çektim ortadan. İnsanlar, genç yaşta bir şeyler üretiyorum diye iyi niyetle de olsa habire övüyorlar, sırtımızı sıvazlıyorlar. Hatta sırf bu yüzden tamamen anonim bir yola gireyim dedim ama o da pek tutmadı, o da bana göre olmadı açıkçası.

Benim derdim asla popülerlik oyunları ya da şahsımın övülmesi değil. Şahsım yerine yazdıklarım konuşulsun istedim. Yaptığım işle doğrudan ilgisi olmayan alanlardan da bu yüzden uzak durdum.

Açık söylemek gerekirse bu kararı almak benim için zor olmadı. Etrafımda dönen o kalabalık ve gürültü, bir süre sonra insanın zihnini bulandırıyor; üretmenin o saf ve temiz heyecanını gölgeliyor. İnsanlar gençliğe şaşırıyor, yapılan işin içeriğinden ziyade kimin yaptığını konuşuyor. Ben ise tam aksine, ismimle değil kelimelerimle anılmak istedim. Yaşımın ön plana çıkarılması, her adımımın bir merak konusu hâline gelmesi üzerimde gereksiz bir yük oluşturdu. Omuzlarıma yüklenen bu övgü dolu ama bir o kadar da yorucu bakışlardan kurtulmanın tek yolu buydu.

İşte bu yüzden hem kendi sosyal medya hesaplarımı sildim hem de geçmişte yazdığım bazı yazıları ve içerikleri ortadan kaldırdım. Düşüncelerimle ve benimsediğim değerlerle bağdaşmayan, yollarımızın ayrıldığı bazı mecralardan ve kuruluşlardan da bu yüzden bilerek uzak durdum. Kimseyle bir küskünlüğüm yok ama herkesin yolu kendi durduğu yere çıkar. Benim durduğum yer ise insanın, toplumun ve gerçeğin yanında olmaktır. Orada var olmak için de aradaki bütün o yapay merdivenleri yıkıp atmak şarttı.

Şurada tarih konuşuyoruz, toplumsal meseleleri konuşuyoruz, geçmişten bugüne uzanan olayları anlamaya ve bunları okurlarla paylaşmaya çalışıyoruz. Kaleme sarılırken amacım hep daha berrak bir düşünce ortamı oluşturmak oldu. İnsanların gerçekleri görmesi, yaşadığımız toplumun sorunlarına duyarlı olması ve ortak değerlerimize sahip çıkılması benim için her şeyin önünde gelir. Bireysel başarı hikâyeleri yazmakla uğraşamam çünkü bunları çoğu zaman vakit kaybı olarak görüyorum. Önüme konan güzel sözleri, pohpohlamaları nazikçe bir kenara itmemin sebebi de bu zaten.

Kimin yazdığının ne önemi var, Allah aşkına? Önemli olan, o satırların arkasındaki samimiyet ve anlatılan meselenin kendisi.

Yazmak dediğin şey biraz da yalnız kalmayı göze alabilmektir. Kalabalıkların arasında kaybolmaktansa yalnızlığın süzgecinden geçip en saf hâliyle kâğıda dökülmektir mesele. Ben bu yalnızlığı, bu sessizliği bilinçli olarak seçtim çünkü gürültünün çok olduğu yerde doğru dürüst düşünmek, derinleşmek imkânsızlaşıyor. Fikirlerin de tıpkı tohumlar gibi sessizce toprağa düşmesi ve orada kendi kökünü salması gerekir. Üzerine sürekli ışık tutulan, habire sulanan bir tohumun kök salmaya vakti kalmaz; sıcağın altında kavrulup gider.

Zaman zaman insanların beni yanlış anladığını da biliyorum. Neden ortadan kaybolduğumu, niye birdenbire sessizliğe büründüğümü soranlar oluyor. Onlara tek cevabım şudur: Ben hiçbir yere gitmedim, sadece asıl yapmam gereken işe odaklandım. Yazmaya, düşünmeye, bu ülkenin yarınları üzerine kafa yormaya devam ediyorum. Sadece artık ön planda ben değil, savunduğum düşünceler duruyor. Bırakalım da kimin ne dediği değil, satır aralarındaki gerçeğin ne olduğu konuşulsun biraz da.

Gazete sayfalarında bu satırları okuyan dostların şahsıma değil, doğrudan meselelerin özüne bakmasını istiyorum. Eskiden kalma alışkanlıklarla kişileri öne çıkarma devri geride kaldı. Biz bu köşelerde birlikte düşünmek, sorgulamak ve olup biteni daha iyi anlamak için yazıyoruz. Başka da bir gayemiz yok; kimse başka anlamlar aramasın.

Kalem el verdikçe, yürek yazmaya devam ettikçe biz buradayız. İsimler gelir geçer ama gerçeğin peşinden gitme çabası kalır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ali Koray Kaya Ali Koray Kaya, 6 Haziran 2007 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlk öğrenimini İstanbul'da, orta öğrenimini Antalya'da tamamladı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü'nde öğrenciliğine devam etmektedir. Daha önce 3 kitabı çıkmış olup, pek çok edebiyat projelerinde yazıları yer almıştır. İnternette yazdığı yazılar yüzbinlerce okunmuş olmakla beraber ilgiyle takip edilmektedir. Yazıları aktif olarak pek çok sitede yayımlanmaktadır. Atatürk ve Cumhuriyet merkezli çalışan Kaya, aynı zamanda TRT kanalları da dahil olmak üzere 2 sene oyunculuk yapmıştır. Ayrıca Türk halk müziği ile ilgilenmekte ve sanatını icra etmektedir.