SEKSENLER DOKSANLAR FURYASI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kapının üzerinde anahtar bırakılan dönemlerden geldik. Şimdi ise kapımızı iki ayrı kilitle kilitliyor, üzerine bir de hırsıza karşı alarm taktırıyoruz.

9 Eylül 2026 - 14:01
9 Eylül 2026 - 14:01 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  29
SEKSENLER DOKSANLAR FURYASI

Seksenler, doksanlar furyası başladı.

Biz o günleri yaşamış, mütevazı insanlarız. Belki de en küçük şeylerden mutlu olabilmemiz bundandır.

Her eve televizyonun, hele hele ev telefonunun girmediği günlerden söz ediyorum. Renkli televizyonun eve alındığı gün yaşadığım mutluluk hâlâ yüreğimin bir köşesinde durur. Ev telefonu salonun başköşesinde olurdu. Birimiz konuşurken bütün aile ne konuşulduğunu duyardı ve kimse bundan rahatsızlık duymazdı.

Abartılı, kabarık saçlar vardı ama estetik müdahalelerle birbirine benzeyen yüzler yoktu. Dudakların inceliği, kaşların kalınlığı, yüzün şekli kişiye özeldi. Herkes kendine has, doğal ve farklıydı.

Kasetten dinlenen müziğin ise yeri bambaşkaydı. Sevdiğimiz bir şarkıyı başa sarıp sarıp dinler, kaset bozulsa bile yine dinlemeye çalışırdık.

Radyo vardı; “Arkası Yarın”lar vardı. Vurdulu kırdılı olmayan, ailece izlenebilen televizyon dizileri vardı. Yüzlerce kanal yoktu belki ama içeriklerin birçoğu daha nitelikliydi. Pazar günleri western filmleri izlemek ayrı bir keyifti.

Belki de her şeye bu kadar kolay ulaşamadığımız için güzeldi o günler.

Şimdi ülkece bir tükenmişlik sendromu yaşıyor olabilir miyiz?

Belki de seksenlere, doksanlara duyduğumuz özlemin altında biraz da bu var.

Kapının üzerinde anahtar bırakılan dönemlerden geldik. Şimdi ise kapımızı iki ayrı kilitle kilitliyor, üzerine bir de hırsıza karşı alarm taktırıyoruz.

Ne oldu da toplum olarak bu kadar büyük bir ahlak ve değer kaybı yaşadık?

Bunu sorgulamak zorundayız.

Belki de bazı şeylere yeniden başlamamız gerekiyor. Kaybettiğimiz değerleri çocuklarımıza yeniden hatırlatmalıyız. Ellerine sürekli telefon vermek, televizyonu açıp karşısına oturtmak yerine onlara kitap vermeliyiz. Birlikte oyunlar oynamalı, sohbet etmeli, paylaşmayı ve beklemeyi öğretmeliyiz.

Çünkü çocuklarımızı teknoloji büyütürken, biz sadece seyrediyoruz.

Çok geç olmadan bazı değerlerimizi yeniden hatırlamalıyız.

Yoksa kendi ellerimizle, çocuklarımızın yaşayacağı dünyanın sonunu hazırlıyor olabiliriz.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Özgür URTEKİN 1974 yılinda doğdum.Yazmak benim için bir yaşam biçimi.Bu güne kadar yayınlanmış "Yıllar Sonra ""Tesadüf Diye Bir Şey Yok "ve"Şehrin Karşı Kıyısı "adlı üç kitabım var.Romantik tarzda kitaplar ve şiir yazmayı çok seviyorum.Küçük yaşlardan beri okumaya olan tutkum zamanla beni yazmaya yönlendirdi.Otuz yıl maliye teşkilatına hizmet verdikten sonra geçen yıl emekli oldum.Gezmeyi ve yeni yerler görmeyi çok seviyorum.Eşim ve kızlarımla dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu düşündüğüm İstanbulda yaşıyorum.