İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 6-İKİLİ İZ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Selim’in katilini ararken kendisini hedef tahtasında bulan Zeynep, artık kime güveneceğini bilmiyor. Polise verdiği ifade, bazı kişilerin saklamak istediği gerçekleri açığa çıkaracak mı? Peki, onu susturmak isteyen kişi neyi gizlemeye çalışıyor?

4 Kasım 2026 - 02:23
 0  1
İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 6-İKİLİ İZ

BÖLÜM 6 – İKİLİ İZ

Gece yarısını çoktan geçmişti. Zeynep, Deniz’in sahaftaki arka odasında oturuyordu. Masanın üzerindeki çay bardakları soğumuş, duvar saatinin sesi odadaki sessizliği bölmeye başlamıştı.

Deniz, önündeki notlara yeniden göz attı.

“Bir kez daha baştan geçelim,” dedi. “Ama bu kez hiçbir ayrıntıyı atlamadan.”

Zeynep başını kaldırdı.

“Ne değişecek ki? Her şeyi anlattım.”

“Bana anlattın. Yarın polise de anlatacaksın. İkisi arasında fark olmamalı.”

Zeynep ellerini birbirine kenetledi. O gün yaşadıklarını yeniden düşünmek istemiyordu. Çay bahçesindeki tartışma, sahilde geçirdiği saatler, Selim’in evinin aralık kapısı… Hepsi zihninde birbirine karışıyordu.

“Selim’le tartıştık. Oradan ayrıldım. Bir süre Moda Sahili’nde oturdum. Sonra eşyalarımı almak için evine gittim. Kapı açıktı. İçeri girdim ve onu yerde buldum.”

Deniz, sözünü kesmeden dinledi.

“Sonra?”

“Nabzına baktım. Yaşıyor mu diye… Ama tepki vermedi. Masanın üzerindeki mühür yere düşmek üzereydi, elimle tuttum. Sonra yeniden masaya bıraktım. Koridordan sesler duydum. Korktum ve çıktım.”

“Polise anlatacağın da bu.”

Zeynep gözlerini masaya indirdi.

“Beni dinleyecekler mi?”

“Dinlemek zorundalar. Sen de bildiklerini saklamadan anlatmalısın.”

Deniz bir süre sustu. Ardından sandalyesinde doğruldu.

“Sabah gidip ifade ver. Olayı senden başka kimse senin yerine anlatamaz.”

Zeynep itiraz etmedi. Artık kaçmanın bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu.

Emniyette

Sabah saatlerinde Başkomiser Tarık Sezgin, masasına bırakılan dosyayı açtı. Gece boyunca toplanan ilk bilgiler önündeydi. Selim Karadağ’ın evindeki inceleme tamamlanmış, ceset adli tıpa gönderilmişti. Cinayet silahı bulunamamıştı.

Tarık, dosyanın kenarına iliştirilmiş notları okudu. Çay bahçesindeki tartışmayı gören tanıklar vardı. Selim’in bir kadınla tartıştığını ve kadına adıyla seslendiğini söylemişlerdi. Ancak tanık anlatımları henüz kadının kimliğini kesinleştirmeye yetmiyordu.

Murat Yalçın kapıyı çaldı.

“Başkomiserim, ajansla ilgili ilk görüşmeler tamamlandı.”

“Anlat.”

“Selim Karadağ’ın çalıştığı Pusula Yayın ve İçerik Ajansı’nda Editör Mert Kıran’la görüştük. Selim’in dün saat on altı civarında iş yerine geldiğini söylüyor. Gergin görünüyormuş. Bilgisayarındaki bazı dosyaları harici belleğe aktarmış.”

“Bunu kendi gözleriyle mi görmüş?”

“Evet. Mert, aktarım sırasında yanında olduğunu söylüyor. Selim daha sonra evrakların bulunduğu siyah deri çantasını almış. Saat on altı otuz civarında da iş yerinden ayrılmış.”

“Aracı?”

“Koyu renkli, füme bir otomobil. Plakasını da verdi: 34 BKL 812.”

Tarık not aldı.

“Çantanın içinde ne olduğunu biliyor mu?”

“Hayır. Mert, evrakları görmediğini söylüyor. Sadece Selim’in çantayı yanından ayırmadığını biliyormuş.”

“Başka biri var mıymış yanında?”

“Mert, Selim'in iş yerine tek gelip tek başına da çıktığını söyledi. Ancak dışarıda ya da aracında biri bekliyor muydu? Bunu kamera kayıtlarıyla doğrulamamız gerekiyor.”

Tarık dosyayı kapattı.

“Önce kayıtları alın. Ajansın çevresindeki kameralar, güzergâh, aracın geçtiği noktalar… Hepsini inceleyin. Çantanın içinde ne olduğunu bilmeden onun üzerinden bir sonuca varmayacağız.”

Murat başını salladı.

“HTS kayıtları için de önceki talebin takibini yapıyorum.”

“İyi. Arama sıklığı tek başına bir anlam taşımaz. Kiminle, ne zaman ve hangi olayın öncesinde ya da sonrasında görüşüldüğünü belirlememiz gerekiyor.”

Murat odadan çıktı.

Tarık, önündeki dosyaya yeniden baktı. Selim’in ölüm saati henüz kesinleşmemişti. İlk adli tıp değerlendirmesinde ölümün bir önceki gün 16.30 ile 18.00 arasında gerçekleşmiş olabileceği bildirilmişti. Bu, soruşturmanın yönünü belirleyecek kesin bir saat aralığı değildi. Adli tıp incelemesi tamamlandıkça daha sağlıklı bir değerlendirme yapılabilecekti.

Kapı yeniden çalındı. Polis memuru Ece Çetin içeri girdi.

“Başkomiserim, Zeynep Evren geldi. Kafede Selim'in tartıştığı kadın. İfade vermek istiyor.”

Tarık dosyayı kapattı.

“Biz onu ararken, kendi geldi öyle mi? İçeri al, bakalım neler anlatacak.”

Zeynep içeri girdiğinde Tarık oturacağı yeri gösterdi. Kadının yüzündeki yorgunluğu fark etmişti. Gözleri çevreyi kontrol ediyor, elleri çantasının askısını sıkıca tutuyordu.

“Hoş geldiniz, Zeynep Hanım. Buyurun, oturun.”

Zeynep sandalyeye yerleşti.

“İfade vermek istediğinizi söylediler.”

“Evet.”

“Öncelikle sizi dinlemek istiyorum. Selim Karadağ’la ilişkinizden başlayarak dün neler yaşadığınızı, kendi hatırladığınız sırayla anlatın. Ben gerekli gördüğüm yerlerde soru soracağım.”

Zeynep kısa bir süre düşündü.

“Selim erkek arkadaşımdı. Kendisiyle dün eski çay bahçesinde buluştuk. Eşyalarımı almak ve aramızdaki ilişkiyi bitirmek için konuşmak istiyordum.”

“Buluşmayı kim teklif etti?”

“Ben. Bazı eşyalarım onun evindeydi. Anahtarı da geri verecektim.”

“Aranızda tartışma çıktı mı?”

“Evet.”

“Ne hakkında?”

Zeynep bakışlarını masaya çevirdi.

“İlişkimizi bitirmek istediğimi söyledim. Kabul etmedi. Bana yine eskisi gibi davranmaya başladı. Ne yapmam gerektiğini, nasıl yaşamam gerektiğini anlatıyordu. Artık bunları dinlemek istemediğimi söyledim.”

“Size tehditte bulundu mu?”

“Evet. ‘Seni mahvederim!’ diye bağırdı.”

“Bunu duyan biri var mıydı?”

“Etrafta insanlar vardı. Garson da yakındaydı.”

Tarık notlarına baktı.

“Çay bahçesinden saat kaçta ayrıldınız?”

“Üç buçuk gibi.”

“Doğrudan Selim’in evine mi gittiniz?”

“Hayır. Moda Sahili’ne gittim. Bir süre orada oturdum.”

“Ne kadar süre?”

“İki saat kadar. Beş buçuk gibi ayrıldım.”

“Orada olduğunuzu doğrulayabilecek biri var mı?”

Zeynep düşündü.

“Birilerini fark etmiş olabilirim ama tanıdığım birileriyle karşılaşmadım. Uzun süre oturdum. Telefonum yanımdaydı.”

“Telefonunuzda konum bilgisi açık mıydı?”

“Bilmiyorum. Genellikle açık olur.”

Tarık bu bilgiyi not etti.

“Selim’in evine saat kaçta ulaştınız?”

“Altı civarında.”

“Kapı kilitli miydi?”

“Hayır. Aralıktı.”

“Kapıyı siz mi açtınız?”

“Kapı zaten tam kapanmamıştı. İttirince açıldı.”

“İçeri girdiğinizde evde başka biri var mıydı?”

“Görmedim.”

“Selim’i nerede buldunuz?”

“Çalışma odasında. Yerde yatıyordu.”

“Yanına gittiniz mi?”

“Evet. Yaşıyor olabilir diye nabzına baktım.”

“Bunu yaparken başka bir şeye dokundunuz mu?”

Zeynep bir an durdu.

“Selim'i o halde görünce bir an başım döndü. Masadaki pirinç mühüre çarptım, düşüyordu. Tutup masanın üzerine bıraktım.”

Tarık başını kaldırdı.

“Yani mühre dokunduğunuzu söylüyorsunuz.”

“Evet.”

“Başka bir yere dokunduğunuzu hatırlıyor musunuz?”

“Hayır. Sanmıyorum. Çok korkmuştum. Ne yaptığımı bile doğru düzgün hatırlamıyorum.”

“Çalışma odasında dikkatinizi çeken bir şey gördünüz mü?”

“Evet. Masanın bir çekmecesi yamuk duruyordu. Kilidi de zarar görmüş gibiydi.”

“İçinde ne olduğunu biliyor musunuz?”

“Hayır, bakmadım. Selim, o çekeceği hep kilitli tutardı.”

Tarık kalemini masaya bıraktı.

“Peki, evden neden ayrıldınız?”

Zeynep’in yüzü gerildi.

“Koridordan ayak sesleri duydum. Ağır, sürüklenme gibi seslerdi. Evde yalnız olmadığımı düşündüm, korktum.”

“Sesin geldiği yerde bir kişiyi gördünüz mü?”

“Hayır.”

“Kapıdan mı çıktınız?”

“Hayır. Yangın merdiveninden indim.”

“Polisi neden aramadınız?”

Zeynep bu soruya hemen cevap veremedi.

“Panikledim. Selim’le o gün tartışmıştık. Bana herkesin önünde tehditler savurmuştu. Onu öyle görünce… Orada kalırsam herkesin beni suçlayacağını düşündüm.”

Tarık cevabını not etti. Bir süre Zeynep’e baktı.

“Zeynep Hanım, olay yerinden ayrılmanız soruşturma açısından açıklığa kavuşturmamız gereken bir konu. Ancak şu aşamada bunun tek başına ne anlama geldiğini söyleyemeyiz. Anlattıklarınızı diğer bulgularla karşılaştıracağız.”

Zeynep başını salladı.

“Anlıyorum.”

“Selim’in evinde siyah deri bir çanta gördünüz mü?”

“Hayır.”

“Daha önce böyle bir çantası olduğunu biliyor musunuz?”

“Evet. Neredeyse her zaman yanındaydı. İçinde ne taşıdığını bilmiyorum.”

“Çantayı açtınız mı hiç?”

“Hayır. Bir keresinde dokunmamı bile istememişti.”

“Size çantanın içinde ne olduğunu söyledi mi?”

Zeynep bir süre düşündü.

“Bir telefon konuşmasında bazı belgelerden söz ettiğini duymuştum. Birinin aleyhine kullanabileceği belgeler olduğunu söylemişti. Ama kimin hakkında konuştuğunu bilmiyorum.”

“Bu konuşmayı ne zaman yaptığını hatırlıyor musunuz?”

“Kesin bir tarih veremem. Birkaç hafta önce olabilir.”

“Bu belgelerle ilgili başka bir şey biliyor musunuz?”

“Hayır.”

Tarık dosyadaki notlara göz attı.

“Selim’in aracını biliyor musunuz?”

“Evet. Koyu renkli, füme bir arabası vardı.”

“Dün evin önünde gördünüz mü?”

Zeynep başını iki yana salladı.

“Hayır. Dikkat etmedim.”

“Aracı genellikle apartmanın önüne mi park ederdi?”

“Bazen. Ama her zaman aynı yere bırakmazdı.”

Tarık, Zeynep’in anlatımını tamamlamasını bekledi. Ardından birkaç ayrıntıyı yeniden sordu. Çay bahçesinden ayrıldığı saat, sahilde geçirdiği süre, eve giriş zamanı ve yangın merdiveninden çıkış güzergâhı… Zeynep bazı saatleri yaklaşık olarak verebildi. Tarık, emin olmadığı noktaları kesinleştirmesini istemedi.

“Hatırlamadığınız bir şeyi tahmin ederek söylemeyin,” dedi. “Yaklaşık saatleri de öyle kaydedeceğiz.”

İfade tutanağı hazırlandığında Zeynep’e okuması için verildi. Zeynep metni baştan sona inceledi. Söylediklerinin doğru aktarıldığını kontrol ettikten sonra imzaladı.

Tarık dosyayı kapattı.

“Şimdilik sorularımız bu kadar. Yeni bir bilgiye ihtiyaç duyarsak sizinle yeniden iletişime geçebiliriz. Siz de hatırladığınız başka bir ayrıntı olursa bize bildirin.”

Zeynep ayağa kalktı.

“Selim’i kimin öldürdüğünü bulabilecek misiniz?”

Tarık doğrudan cevap vermedi.

“Bunun için çalışıyoruz. Şu an elimizdeki bilgilerle kesin bir şey söylemem doğru olmaz.”

Zeynep odadan çıktığında Tarık bir süre kapıya baktı. Kadının anlattıkları soruşturmanın bazı boşluklarını doldurmuştu. Fakat olay yerinden ayrılması, tartışmanın tanıklarca doğrulanması ve mühür üzerindeki parmak izleri birlikte değerlendirildiğinde cevaplanması gereken sorular hâlâ vardı.

İfadenin Ardından

Zeynep emniyet binasından çıktığında hava kapalıydı. Bir süre kaldırımda durdu. İnsanlar yanından geçiyor, telefonlarına bakarak konuşuyor, aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Her şey olağan görünüyordu. Oysa Zeynep için gün, dün© sabah, Selim’in evinde başlayan korkunun devamından ibaretti.

Taksiye binip evinin adresini verdi.

Yol boyunca camdan dışarı baktı. Emniyette verdiği ifadeyi zihninde yeniden canlandırıyordu. Tarık’ın sorularını, not alırken yüzündeki ifadeyi, özellikle de olay yerinden neden ayrıldığını sorduğu anı…

Eve vardığında kapıyı açıp içeri girdi. Çantasını antredeki sandalyeye bıraktı. Ayakkabılarını çıkardıktan sonra salona geçti. Perdeleri araladı. Sokak her zamanki gibi görünüyordu.

Bir süre koltuğa oturdu. Sonra telefonunu eline aldı. Deniz’in numarasını bulup aradı.

Deniz telefonu ikinci çalışta açtı.

“Nasıl geçti?”

“İfademi verdim.”

“Bir sorun çıktı mı?”

“Bilmiyorum. Her şeyi sordular. Çay bahçesindeki tartışmayı, sahilde nerede olduğumu, eve ne zaman gittiğimi… Mühre dokunduğumu da söyledim.”

“Doğru olanı yapmışsın.”

Zeynep sessiz kaldı.

Deniz sesindeki yorgunluğu fark etmişti.

“Evde misin?”

“Evet. Yeni geldim.”

“Çayı koy, yemek alıp geliyorum.”

Zeynep cevap vermeden önce hafifçe başını salladı.

“Tamam.”

Telefon kapandı.

Zeynep mutfağa geçti. Çaydanlığa su koydu, ocağı yaktı. Bardakları çıkardı. Bir süre tezgâha dayanıp suyun ısınmasını bekledi. Evde tek başına kalmak istemiyordu ama Deniz’in gelişini beklerken bile düşüncelerinden uzaklaşamıyordu.

Kapı zili çaldığında çay demlenmişti.

Deniz bir elinde yemek poşeti, diğerinde ekmekle içeri girdi.

“Bir şeyler aldım. Önce yemek yiyelim. Sonra konuşuruz.”

Poşeti mutfağa bıraktı. Zeynep masaya tabakları koyarken Deniz çayları doldurdu.

“Tarık nasıl biriydi?” diye sordu.

“Çok sakin konuşuyordu. Ama hiçbir ayrıntıyı atlamadı. Bir şeyi birkaç kez sordu.”

“Bu normal. Anlattıklarını diğer bilgilerle karşılaştıracaklar.”

“Bana inanmadığını düşündüm.”

“İnanıp inanmaması şu aşamada önemli değil. Onun işi, anlattıklarının doğruluğunu araştırmak.”

Zeynep çatalını tabağın kenarına bıraktı.

“Evden neden kaçtığımı sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim.”

“Ne dedin?”

“Korktuğumu. Selim’le tartıştığımızı, herkesin bunu duyduğunu… Orada kalırsam beni suçlayacaklarını düşündüğümü söyledim.”

Deniz başını salladı.

“Bunu saklamaman iyi olmuş.”

“Ya bana inanmazlarsa?”

“Zeynep, bunu sen de ben de bilemeyiz. Ama anlattıklarının doğrulanabilecek tarafları var. Çay bahçesindeki tanıklar, sahilde geçirdiğin zaman, eve giriş saatin… Polis bunları araştıracaktır.”

“Bir de mühür var.”

Deniz bardağını masaya bıraktı.

“Onu da anlattın mı?”

“Evet. Düşmek üzereydi, tuttum ve masaya bıraktım dedim.”

“Zaten olay yerinde parmak izini bulacaklardı. Senin bunu saklaman daha büyük sorun yaratırdı.”

Zeynep bir süre sustu.

“Selim’in çantasını sordular.”

Deniz’in bakışları ona döndü.

“Ne dedin?”

“Evde görmediğimi. Ama hep yanında taşıdığını söyledim. Bir de belgelerden söz ettiğini duymuştum.”

“Belgeler hakkında başka bir şey sordular mı?”

“Kiminle ilgili olduğunu bilmediğimi söyledim.”

Deniz, masanın üzerindeki peçeteyi katladı.

Zeynep başını eğdi.

“Çantanın içinde ne vardı, Deniz? Selim neden onu herkesten saklıyordu?”

“Bilmiyorum. Bir şey tahmin edebiliriz ama şu an tahminlerimizle hareket edemeyiz.”

“Ya o belgeler yüzünden öldürüldüyse?”

Deniz cevap vermeden önce çayından bir yudum aldı.

“Bu ihtimal araştırılmalı. Ama başka ihtimalleri de dışarıda bırakamayız.”

Zeynep sandalyesine yaslandı. Birkaç saat önce emniyette verdiği ifadeden sonra ilk kez konuşmadan durabiliyordu. Deniz’in varlığı onu bütünüyle rahatlatmamıştı; yalnızca düşüncelerinin arasında tek başına kalmasını engelliyordu.

İlk Bulgular

Aynı saatlerde Tarık, olay yeri incelemesinden gelen ilk değerlendirmeyi okuyordu.

Pirinç mühür üzerinde Zeynep Evren’e ait parmak izleri tespit edilmişti. Bu bulgu, kadının ifadesinde mühre dokunduğunu söylemesiyle örtüşüyordu. Diğer izlerin değerlendirilmesi sürüyordu.

Çekmece kilidinde zorlanma izleri vardı. Kilit dili sert bir cisimle yerinden oynatılmış görünüyordu. Ancak mevcut incelemede kullanılabilir nitelikte parmak izi elde edilememişti. Çekmecenin ne zaman ve kim tarafından zorlandığı henüz belirlenememişti.

Tarık raporu masaya bıraktı.

“Çekmecenin içeriğiyle ilgili bir tespit var mı?” diye sordu.

Ece dosyaya baktı.

“Şimdilik yok. Evdeki belgeler listeleniyor. Eksik bir evrak olup olmadığı konusunda da kesin bilgiye ulaşamadık.”

“Çantayla ilgili?”

“Evde bulunamadı. Apartmanın çöp alanında da yapılan ilk kontrolde çantaya rastlanmadı.”

“Araba?”

“Aracı apartmanın açık otoparkında göremedik. Ancak başka bir yere bırakmış olabilir. Şu an nerede olduğunu bilmiyoruz.”

Tarık sandalyesinde geriye yaslandı.

“Çantanın kayıp olduğunu söyleyemeyiz. Arabasında bırakmış da olabilir. Aracın bulunmaması da tek başına bir şey kanıtlamaz.”

Murat içeri girdi.

“Ajansın çevresindeki kamera kayıtları için başvuruları yaptık. Mert’in verdiği saat aralığını esas alarak görüntüleri inceleyeceğiz. Ayrıca aracın geçebileceği güzergâhları da belirliyoruz.”

Tarık dosyaya baktı. 

“HTS kayıtlarının takibini de bırakmayın. Selim’in son günlerde kimlerle görüştüğünü, özellikle ölüm saatine yakın aramalarını inceleyin. Ama bir telefon görüşmesini tek başına şüphe nedeni saymayacağız.”

Murat başını salladı.

“Anlaşıldı.”

Tarık, masadaki fotoğraflara yeniden baktı. Çekmece, pirinç mühür, çalışma odası… Birbirinden bağımsız gibi duran bu ayrıntılar aynı olayın içinde yer alıyordu. Ancak aralarındaki bağlantı henüz kurulmamıştı. 

Bilinmeyen Numara 

Deniz yemek tabaklarını mutfağa götürürken Zeynep salonda kaldı. Telefonu sehpanın üzerindeydi. Ekrana birkaç kez baktı. Emniyetten aranmayı beklemiyordu ama telefonun çalması ihtimali bile onu huzursuz ediyordu.

Deniz mutfaktan seslendi.

“Biraz daha çay ister misin?”

“Yok, sağ ol.”

Deniz salona döndüğünde Zeynep’in yüzündeki gerginliği fark etti.

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır. Sadece… Bu işin nereye varacağını bilmiyorum.”

“Kimse bilmiyor. Polis araştırıyor.”

Zeynep telefonu eline aldı. Ekranı açıp kapattı. Sonra yeniden masaya bıraktı.

Tam o sırada masanın üzerindeki telefon titredi.

İkisi de irkildi.

Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.

Deniz başıyla telefonu işaret etti.

“Aç.”

Zeynep telefonu kulağına götürdü.

“Alo?”

Birkaç saniye sessizlik oldu. Ardından boğuk bir erkek sesi duyuldu.

“Çanta nerede, Zeynep?”

Zeynep’in yüzü gerildi.

“Kimsiniz?”

“Çanta nerede?”

“Ne çantası?”

Karşı taraftan kısa bir nefes sesi geldi.

“Biliyorsun. Çantayı bulamazsan sonun Selim gibi olur.”

Hat kesildi.

Deniz hemen telefonu aldı. Numarayı geri aradı.

“Aradığınız numaraya ulaşılamıyor.”

Bir kez daha denedi. Sonuç aynıydı. 

Zeynep korkuyla pencereye yöneldi. Bir anda olduğu yerde kaldı.

“Deniz...”

“Ne oldu?”

Zeynep titreyen eliyle aşağıda, karşı kaldırımı gösterdi.

Siyah montlu bir adam duruyordu. Başını kaldırmış, doğrudan Zeynep'in penceresine bakıyordu.

Deniz perdeyi araladı. Adam birkaç saniye kıpırdamadan bekledi. Sonra yolun aşağısına doğru yürümeye başladı.

Deniz kapıya yöneldi.

“Nereye gidiyorsun?” diye sordu Zeynep.

“Bir bakıp geleceğim.”

“Deniz, gitme.”

Deniz duraksadı. "Hemen dönerim." Sonra kapıyı açıp hızla merdivenlere yöneldi.

Sokağa çıktığında adam ortada yoktu. Köşeye kadar yürüdü, çevreye baktı. Ne bir ayak sesi duydu ne de onu görebildi.

Yukarı çıktığında Zeynep hâlâ pencerenin önündeydi.

“Göremedim,” dedi Deniz. “Bir arabayla uzaklaşmış olmalı.”

Zeynep cevap vermedi. Gözleri telefonundaydı.

Ekran yeniden aydınlandı.

Aynı numaradan mesaj gelmişti.

Zeynep mesajı açtı.

“Polise anlattıklarını unut. Yoksa sıradaki ceset sen olursun.”

Telefon elinde ağırlaştı. Parmaklarını oynatmakta zorlanıyordu. Biraz önce duyduğu ses yeniden kulaklarında yankılandı.

Deniz yanına geldi.

"Aynı numaradan mı? Ne yazmış?”

Zeynep telefonu ona uzattı.

Deniz mesajı okudu. Yüzündeki ifade değişti.

“Bunu hemen polise bildirmeliyiz.”

Zeynep başını kaldırdı.

“Bizi izliyordu, Deniz. Pencereye bakıyordu. Burada yaşadığımı biliyor.”

Deniz perdeyi tamamen kapattı. Sonra Zeynep’e döndü.

“Bu numarayı, mesajı ve adamı gördüğümüz saati not edeceğiz. Hiçbir şeyi silme.”

Zeynep koltuğa oturdu. Birkaç dakika önce sıradan bir telefon konuşmasıyla başlayan akşam, artık bambaşka bir hâl almıştı.

Selim’in çantasıyla ilgili soruların cevabını bilmiyordu. Ama birileri, onun ne bildiğini merak ediyordu.

Ve artık Zeynep, evinde bile kendini güvende hissetmiyordu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.