ZAR ATMAK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İçael çatışma, yalnızlık ve gerçeklik algısının kırılması gibi psikolojik temalardan oluşan bir öykü.

2 Eylül 2025 - 00:18
2 Eylül 2025 - 00:18 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  98
ZAR ATMAK

Zar atmak.
Israrla kapım çalınıyordu. Kendime, tüm bunların olağan olduğunu hatırlatıyor, birazdan biteceğine dair telkinde bulunuyordum. Sesler giderek yok olmaya başladığında, aldığım nefesi yavaşça verdim. İstediğim sessizlik dairemde baş gösterdiğinde tırnaklarımı avuç içimden ayırıp kafamı arkama doğru yasladım.

Ardından dışarı doğru seslendim:
"Siparişi kapının önüne bırakabilirsiniz. Teşekkür ederim."
Ayak seslerini ve hafif söylenmelerini işittim. Kuryenin uzaklaştığına emin olunca yemeği içeri alıp, en sevdiğim dizinin karşısına kuruldum. Hem yemeğimi yiyor hem de dizinin altyazısını gözlerimle takip ediyordum.

Cama vurulan taşın sesini işittiğimde gözlerimi hemen kişisel hapishanemin dışına diktim.
"Erkencisin bugün."
Saate bakıp tekrar gözlerine odaklandım:
"Henüz gece yarısını vurmadı."

Gülümsedi. Söylediklerimi ciddiye almıyor gibiydi, fakat tanırdım onu. Rutin onun her şeyiydi. Rutin… Beni ise öldürüyordu.

"Seninle konuşmak istediğim bir şeyler vardı, bu yüzden erken dayandım camına, sohbet arkadaşım."
Deli gibiydi. Sonu olmayan, uçsuz bucaksız kelimeleri vardı. Her seferinde “Ne söyleyecek?” diye merak ederdim. Dudaklarını araladı, cama, onu duyabileceğim şekilde yaklaştı. Dışarı çıkmamı bile istememişti; öyle heyecanlı, öyle arzu doluydu.

"İnsan," dedi, "insan tek başına var olabilir mi? Özgürlük bu mudur?"

"Evet," dedim. "İnsan hep bir başınadır. Yaptığı her işte… Sadece yaptığı değil, düşündüğü her eylemde de. Bu da onu özgür kılıyor.
Özgürlük, bana göre, tüm bu yalnızlığı kabul etmekle başlıyor."

Bilmiş tavrım hoşuna gitmedi. Bundan konuşmak istemediğim belliydi. Fakat o böyle heyecanlıyken "dur" demedim. Ona "dur" dememem bile, savunduklarımın tam tersini yaşadığımı hatırlattı bana. İnsan, hayatı boyunca hep var olmak, varlığını anlamlandırmak için savaşır. Ve bu anlam, her zaman diğer insanlara kanıttı. Sadece var olmak bir şeyleri anlamlandırmak için kendi içimizde dahi yeterli değildi.

Kendime üzülüp yine kendime gülümserim sanırdım.
Oysa en çok sohbet arkadaşıma üzülüp, en çok ona gülümserim. Gün boyu onun camıma taş atmasını ve beraber sohbet etmeyi beklerdim.
Bazı günler, onu beklemek için uyanırdım. İşlerimi yapar, yine onu beklerdim.

Tüm bunları biliyormuş gibi ellerimi kavradı. Tırnak izlerimin üzerinde ellerini gezdirdi.
"İnsan," dedi, "insan bilinmek ister. bu bilinmek arzusu öyle güçlü ve ilgi çekici bir şeydir ki insan tüm bunları kırılmaya değer görür. dışarısı ne kadar korkunç yabancı ve beklenmedik olsa da insan bilinmek ister. " gülümsedi. kapı çaldığında ellerimi camdan ayırıp kapıya doğru ilerledim, düşünseydim yapmazdım düşünmedim bu yüzden kspıyı açtım.

biraz önceki kurye olduğunu düşündüğüm kaskını çıkarmış bir beyefendiydi. yüzünde munzur bir gülüş vardı az önce kapıyı açmamama karşın olduğunu tahmin ettim ve mahcup bir şekilde yüzüne baktım. boğazını temizleyip konuştu.

"camdan konuşuyordunuzda bana mı seslendiniz diye merak ettim, siparişte bir eksik yokya.."


insan günün sonunda hep birine muhtaçtır. ama en çok kendine.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Merve Terlik merhabalar, yazmaya ve öğrenmeye tutkun biri.