KUM SAATİNİN GÖLGESİNDE YAŞAYANLAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Zamanın ters aktığı gecelerde, fenerin ışığı altında kaybolanların hikâyesi hâlâ rüzgârla fısıldanır.

14 Ekim 2025 - 14:44
14 Ekim 2025 - 14:44 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 1  76
KUM SAATİNİN GÖLGESİNDE YAŞAYANLAR

Issız bir sahil kasabasında, rüzgarın uğultusu geceleri evlerin duvarlarında yankılanırdı. Kasaba halkı, denizden gelen bu uğultunun eski bir lanetin yankısı olduğuna inanırdı. Herkesin dilinde aynı hikâye vardı: Yıllar önce, bir denizci, kasabanın en güzel kızına âşık olmuş, ama kız başka biriyle evlenince, denizci kalbini kırıp uzaklara gitmişti. Giderken arkasında sadece bir kum saati bırakmıştı.

Kum saati, kasabanın eski fenerinin tepesinde hâlâ duruyordu. Her yıl aynı gün, rüzgarın en sert estiği gecede, kum saatinin içindeki kumlar tersine akmaya başlardı. Bu, bir tehditti: Denizci geri dönecek, kasabaya hesap soracaktı.

Rüzgar, ıssız tepenin yamacındaki kuru otları hışırdatırken, Ayça ve Mert nefes nefese durdu. Kaçamak bir gece yürüyüşüydü bu; kasabanın efsanelerine meydan okur gibi, fenerin siluetine doğru ilerlemişlerdi. Fenerin tepesinde, yıllardır kimsenin dokunmadığı o eski kum saati hâlâ duruyordu.

Ama bu gece bir şey farklıydı.

Ayça, gözlerini kısıp fenerin cam kubbesine baktı. İçerideki kum saati, kendi ışığını yayıyor gibiydi. Kumlar, yerçekimine meydan okurcasına yukarı doğru akıyordu. Gözlerini ovuşturdu. “Görüyor musun?” diye fısıldadı.

Mert başını salladı. “Bu... mümkün değil.”

O an, rüzgar birden kesildi. Yerini, denizden gelen boğuk bir ses aldı. Sanki ıslak kumda yürüyen çıplak ayakların yankısıydı bu. Ama sahil uzaktaydı. Ve bu ses, çok daha yakındı.

Ayça’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. “Efsane gerçek mi?” diye sordu, sesi titreyerek.

Mert, elini Ayça’nın eline uzattı ama parmakları boşluğu kavradı. Ayça yok olmuştu. Geriye sadece, rüzgarla savrulan bir fısıltı kaldı:

“Zaman doldu…”

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.