KALBİMDEKİ MELEK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bir anne, kızını toprağa verdiğinde dünya susmaz… Ama kalbi, bir daha asla eskisi gibi konuşmaz. Kalbimdeki Melek, gençliğinin baharında kaybedilen bir kızın, annesinin kalbinde yeniden doğuşunun hikâyesi. Bu hikaye yasın içinden geçenlere “yalnız değilsin” demek için yazıldı. Acının içinden umut çıkaran, kaybın içinden sevgi büyüten bir hikâye… Okurunu incitmeden sarsan, sarsarken sarıp sarmalayan bir anlatı.

22 Nisan 2026 - 11:23
22 Nisan 2026 - 11:23 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 22  83
KALBİMDEKİ MELEK

                    KALBİMDEKİ MELEK 

Gece, şehrin üzerine siyah bir tül gibi serilmişti. Sokak lambalarının sarı ışıkları, ıslak kaldırımların üstünde titreyerek süzülürken sanki her adımda bir anı parlıyor, gökyüzü, içine binlerce sır saklamış derin bir kuyu gibi beni içine alıyordu. Rüzgâr, penceremin aralığından içeri süzülüp odamdaki perdeleri usulca kımıldatıyor, bana adını bilmediğim duyguları fısıldıyordu. Kalbimde bir boşluk vardı. Dokunamadığım ama varlığını her nefesimde hissettiğim bir varlıktı. O an… Onu hissettim. Kalbimin en kuytu yerinde, kimsenin ulaşamadığı bir yerde, ince bir ışık yandı. Önce soluk bir parıltı oldu. Sonra yavaş yavaş büyüdü, ısındı, canlandı. Gözlerimi kapadığımda onu gördüm. Kanatları gecenin içinden koparılmış bir ay ışığı gibiydi. Tüyleri, yıldız tozu serpilmiş gibi parlıyordu. Yüzünde, insanı hem ağlatan hem iyileştiren bir tebessüm vardı. O, kalbimdeki melekti. Bana dokunmasına gerek yoktu. Varlığı bile içimdeki bütün kırıkları tek tek sarıyordu. Her acı hatıranın üstüne ince bir örtü serer gibi, kalbimde gezindi. Yorgunluğumun omuzlarına görünmez ellerini koydu. İçimde yıllardır biriken o ağır taşları, sanki suya atar gibi bir bir bıraktırdı bana. Kalbim, uzun zamandır ilk defa hafifliyordu. “Ben senin umudunum,” dedi sesi, rüzgârın içinden gelen bir melodi gibi. “Unuttuğun cesaretinim. Karanlıkta yürürken yolunu aydınlatan küçücük ışığın…” Gözlerimi açtığımda oda hâlâ karanlıktı. Sokak lambaları hâlâ titriyordu. Rüzgâr hâlâ perdelerle oynuyordu. Ama ben aynı kişi değildim. İçimde, tarifsiz bir sıcaklık vardı artık. Kalbim, yalnız bir oda olmaktan çıkmış; içinde bir meleğin yaşadığı bir yuvaya dönüşmüştü. O günden sonra kalbimdeki melek hep oradaydı. Bir gece, ışığı daha farklı yandı. Daha tanıdıktı bu kez… daha yakıcı, daha gerçek. Pencerenin önünde oturuyordum. Dışarıda yağmur ince ince yağıyor, damlalar camdan süzülürken, sanki her biri içimdeki bir hatırayı da aşağıya çekip götürüyordu. O an kalbimdeki ışık büyüdü. Gözlerimi kapadığımda onu gördüm. Bu kez karşımdaki melek, yıldız tozundan değil, gençliğinin baharında toprağa verdiğim kızımın hatıralarından örülmüştü. Saçları, güneşte kuruyan çamaşırların kokusu gibiydi. Gülüşü, evin içinde yankılanan aceleci adımların sesi… Gözleri, dünyayı doya doya sevmeye yeni başlamış bir genç kızın masumluğu ile, vedayı hiç öğrenmemiş bir kalbin hüznünü birlikte taşıyordu. O, hakka yürüyen kızımdı. Kalbimde melek olmuştu. Kanatları vardı artık, o kanatlar gökten inmiş değildi. Bir annenin gözyaşlarından, susturulamayan dualarından, gecenin en karanlık saatlerinde fısıldanan “keşke”lerden dokunmuştu. Her tüyünde bir anı saklıydı, saçlarını tararken avucuma dökülen telli sabrı, sabahları kapıyı çarpıp gidişi, arkasından “üşütme” diye seslenişim… Dönmediği son gidişin bıraktığı o ağır sessizlik. Ona uzanmak istedim. Yokluğuna alışmak için değil… Varlığını içimde tutabilmek için. “Anne,” dedi sesi, kalbimin duvarlarına çarpan bir yankı gibi. “Ben kaybolmadım. Sadece yer değiştirdim.” İçimdeki bütün boşluklar o cümleyle doldu. Onun gidişi artık sadece bir ayrılık değildi, kalbimde açılan gizli bir kapıydı. Ne zaman çok acıtsam, o kapı aralanıyor, içeriye küçük bir ışık sızıyordu. Ne zaman dizlerim titreyip düşecek gibi olsam, görünmez bir el beni omuzlarımdan tutup doğrultuyordu. İnsanlar “zaman alıştırır” der ya… Hayır. Zaman alıştırmaz. Sadece kalbin içindeki meleğin sesini duymayı öğretir. Artık geceleri uyumadan önce elimi kalbime koyuyorum. Orada, küçücük bir kalp atıyor gibi geliyor bana. Bazen rüyalarımda gülüyor, bazen sadece bakıyor. Ama her seferinde aynı şeyi hissettiriyor. Ben hâlâ anneyim. Ve o, hâlâ benim kızım. Sadece artık kollarımda değil… Kalbimin en kutsal yerinde bir melek olarak yaşıyor.

Annenin Kızına Yazdığı Mektup

Kızım… Bu satırları yazarken odamda senin yokluğun var. Sandalyenin boşluğu bile ses çıkarıyor artık. Pencerenin önünden geçen rüzgâr, senin saçlarını savurduğun günleri hatırlatıyor bana. Duvarlara asılı kalan kahkahaların, geceleri kalbime çarpıp beni uyutmuyor. Biliyor musun, yokluğunu kimseye anlatamıyorum. İnsanlar teselli cümleleri kuruyor; ama hiçbiri senin adını söylemek kadar gerçek değil. Senin adını anınca içimde bir şeyler yanıyor, sonra o yangının içinden ince bir ışık çıkıyor. Sanırım bu ışık sensin. Kalbimin en derin yerine yerleşmiş hâlin… Sana kızdığım günleri düşünüyorum bazen. Kapıyı sertçe kapatıp gittiğin günleri. Arkandan “üşütme” diye bağırdığımda duymadığını sandığım anları… Meğer hepsi kalbime kazınan son seslerinmiş. Keşke daha çok sarılsaydım sana. Keşke acelemiz olmasaydı hayata karşı. Keşke gençliğinin baharını senden çalmaya kalkan kaderin önünde durabilseydim. Ama duramadım kızım. Bir anne, bazen sadece bakakalıyor… Şimdi seni rüzgârın içinde hissediyorum. Gecenin en sessiz anında kalbimde açan bir çiçek gibi duyuyorum. Biliyorum, artık başka bir yerdesin. Ama bilmeni istiyorum: Ben hâlâ buradayım. Adını her nefeste anan, yokluğunu bile sevgiyle taşıyan bir anne olarak… Kalbimdeki meleğim… Kanatların üşümesin. Ben seni, bu dünyada yarım kalan bütün sarılmaların yerine, her gün kalbimde tamamlıyorum.

Kızım Rüyamda bana geldi. O gece uykunun en derin yerine düşmüştü kızım. Zaman, rüyaların içinde yumuşayıp sessizleşmişti. Bir bahar sabahının ferahlığıyla açtım gözlerimi rüyamda. Gökyüzü, çocukluğumda baktığım gökyüzü gibiydi; mavi, tertemiz ve korkusuz. Bir çayırın ortasında duruyorduk. Otların üzerinde güneş ışığı, altın rengi lekeler bırakıyordu. Ve kızımın karşısında ben vardım. Üzerinde, çok sevdiği elbisesi… Saçlarımız rüzgârda hafifçe dalgalanıyordu. Gözlerimde ne acı vardı ne yorgunluk. Sadece huzur. “Anne,” dedi gülerek, “Beni böyle hatırla.” Yaklaşmak istedik birbirimize biliyorum. Kollarımızı uzattık birbirimize . Ama aramızda görünmez bir mesafe vardı; dokunulmaz ama hissedilir bir mesafeydi. Yine de kızımın kalbi bana değdi. O kadar net hissettim ki… “Üzülme,” dedi bana, sesi bir kuşun kanat çırpışı gibi hafifti. “Ben üşümüyorum artık. Korkmuyorum. Yalnız değilim. Annem Sen ağladığında kalbine bir sıcaklık düşüyorsa, bil ki o benim.” dedi. Canım kızım. Gözlerimden yaşlar süzülürken sana son bir kez baktım. “Yaşamaya devam et anne,” dedi. “Gül. Çiçeklere bak. Güneşe yüzünü dön. Ben senin kalbinde zaten yaşıyorum.” Sonra yavaşça ışığın içine karıştı. Ben uyandığımda yastığım ıslaktı… Ama kalbim, uzun zamandır olmadığı kadar sıcaktı. Dayanması çok zor bir acıyla hayata tutunmaya çabalayarak yaşamak denilirse bunun adına yaşamaya devam ediyorum. Kızlarım için.                           

                              DİLEK SARIKAYA

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow