Sevmek Mi? Sevilmek Mi?

Sevgi hala 'emek' mi? Yoksa artık birkaç emoji yeterli oluyor mu?

Eylül 2, 2025 - 14:51
Eylül 2, 2025 - 14:51
 0  62
Sevmek Mi? Sevilmek Mi?

Eskiden aşk, mahalle köşesinde gizli bir bakışla başlardı. Kaçırılan gözlerden, kızaran yanaklardan anlaşılırdı kimin gönlünü kaptırdığı. Hepimizin de bildiği gibi "Sevgi, emekti." Sevgi sabırdı, zarafetti, masumiyetti ve en çok da bir elin diğerine uzanmasıydı. Birinin gözünden akan yaşı silmek, "Ben buradayım," demeden yanında durabilmek ve susarak da konuşabilmekti... 

Eskiden böyleydi, evet. Şimdi nasıl mı?

Şimdilerde 'sevgi' öyle bir hale geldi ki; sanki markette reyondan alınabilecek bir ürünmüş gibi tüketiliyor. Hızla erişebildiğimiz, altı boşaltılmış, içi plastikleşmiş yavan bir duygu haline geldi. Birinin "Seni Seviyorum" deme şeklinden de bunu anlayabilirsiniz. Öyle serenatlarla, bir buket çiçekle veya içten bir buseyle ifade edilmiyor artık sevgi: Bir paragraf cümle, birkaç beğeni, üç emoji yetiyor da artıyor... Sevgi sandığımız şey aslında sanal bir sokakta, herkesin yolunu kaybettiği bir karmaşa haline geldi. O yüzden “Sevmek mi daha önemli, sevilmek mi?” sorusuna cevap ararken önce şu yanlış sokaktan bir çıkarayım sizleri. 

Bu sorunun cevabını ararken, aslında sevginin kendisini nereye koyduğumuza bir bakmalı: Sevmek bir fiil, bir tercihtir; sevilmek ise bir sonuç. Ama bizler, direkt sonucu talep ediyoruz. Öyle ki, sevilmek için seviyor gibi yapmayı bile göze alıyoruz. Bu yüzden "Seviyor musun, yoksa sadece seviliyor musun?" sorusu, ilişkilere terapi odalarında değil, en çok sosyal medyada sorulmalı artık. Çünkü orası, yalan sevgi ekonomisinin ana borsası. 

Elbette insan fıtratı gereği sevilmek istiyor. Bu, "Ben varım, buradayım!" demenin en ilkel, en saf yolu. Onaylanmak, takdir edilmek, görülmek hepimizin içgüdüsel bir ihtiyacı. Öte yandan, sevmek, daha zor ve biraz daha riskli bir spor dalı. Çünkü sevmek aktif bir durumdur. Çaba gerektirir. Sevdiğimiz şeyi sulamamız, onunla ilgilenmemiz, onu anlamamız ve ona sahip çıkmamız gerekir. Ama gelin görün ki, bu sulama işlemi genelde karşı taraftan bir geri dönüş beklenerek yapılıyor. Bizim kültürümüzde sevmek, “karşılıklı hizmet sözleşmesi” gibi işliyor. Seviyorsan, sevileceksin. Sevmiyorsan sevilemezsin de, kusura bakma kardeşim, sistem dışısın. 

Oysa sevmek, riskli ama derin bir iştir. Çünkü severken kırılabilirsiniz, karşılık bulamayabilirsiniz. Hiç bilmediğiniz yanlarınızla tanışabilir ve tanıştığınıza hiç de memnun olmayabilirsiniz. Bir gün dünyanın en mutlu insanıyken öbür gün kendinizi 'acısız intihar yöntemleri' aratırken bulabilirsiniz. Bu sancılı ama eşsiz duygular eşliğinde belki de ilk defa yaşadığınızı hissedersiniz: Çünkü gerçekten sevmiş olan herkes anlar ki "nefes almak, yaşamak için yeterli değildir."  İşte bu çaba, bu emek, sevgiyi asıl anlamlı kılan şeylerdir.

Sevilmek ise, bir sonuçtur; çoğu zaman sizin kontrolünüzde değildir. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, karşınızdaki sizi sevmeyi seçmeyebilir. Ama seçti diyelim. Duygularınıza karşılık bulduğunuz noktada da “sevilmenin ağırlığı” başlar. Sevilmek sandığımız kadar kolay bir şey değildir aslında. Çünkü sizi seven insanın sizden beklentisi olur: “Beni seviyorsun, tamam, ama niye fotoğrafımı beğenmedin? Niye doğum günümde hediye almadın?..”  Bakın, sevilmek bazen tehlikeli bile olabilir. İnsan, sevildiğini hissettiğinde kalbinden sırtına doğru bir sorumluluk yüklenir. Ve işin kötü tarafı, bu sorumluluk, hiç sevilmiyor olmaktan çok daha ağır olabilir.  

Gelelim sorumuzun özüne: "Sevmek mi daha önemli, yoksa sevilmek mi?" Bilmiyorum!

Ama şunu biliyorum: Asıl mesele: Biz sevgiyi hangi terazide tartıyoruz?

Sosyal medya paylaşımlarıyla mı, yoksa hayatın küçük anlarıyla mı?

Bana soracak olursanız, sevgiyi; fotoğrafın altına bıraktığımız bir kalp emojisiyle değil, sevdiğimiz kişiyle paylaştığımız bir an ile ölçmeliyiz. Kamera flaşları yerine gözlerimizin içinin parladığı, fotoğraf çekinmenin aklımıza dahi gelmediği o zamansız anlar ağır gelmeli terazide. Hastayken gelen 'geçmiş olsun' mesajı yerine; başucumuzda bulduğumuz bir kase çorba olmalı anlamlı olan. Sevgimizi, dijital vitrine konulacak bir ürün gibi sergilemek yerine; başkalarından sakınıp kalbimizin kasasında sakladığımız bir cevher haline getirmeliyiz.

O yüzden size tavsiyem: Çiçek alın, ama o çiçeği Instagram’a koymayın. Hatta en iyisi, siz çiçeği de almayın. Çünkü sevmek, bir buket papatya almak değil, o papatyaları sulayacak sabrı göstermektir. Sevilmek ise papatyayı alanın değil, koparmadan olduğu gibi seven birinin işidir. Ama biz ne yapıyoruz? Çiçekle pozu çekiyoruz, sonra onu bir köşede unutuyoruz. 
İşte modern sevginin özeti bu: Papatya soluyor, ama beğeniler hâlâ yağıyor. Sevgi, kimin umurunda? Gerçek sevgi, çiçekle gösterilmez; çiçeği soldurmadan yaşatmakla kanıtlanır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı